24 Kasım 2006 Cuma

PİYER (PİERRE) LOTİ ve TELEFERİK

Bugün sizlerle tarihi Eyüp ilçesine, Piyer Loti çay bahçesinden bakacağız.
Eskiden oldukça zahmetli bir yoldan sonra Piyer Loti'ye varılıyormuş.
Biz yeni ulaşım aracı teleferikle yukarıya çıktık.
Yazının sonunda teleferikten ayrıca bahsedeceğim.
Önce manzara ve Piyer Loti hakkında izlenimlerimi yazayım;
Öncelikle manzara müthiş.
Bütün semt ve Haliç elinizin altındaymış gibi hissediyorsunuz.
Yaz aylarında çay bahçesinde ön tarafta ki masalarda yer bulmak çok zor.
Çay bahçesinde her kesimden insanı birarada görebilirsiniz.
Yabancı turistler, fotoğraf sanatçıları, günübirlik turla gelen yerli turistler, mesela bizim yan masamızda taa Ümraniye'den gelen 15 kişilik ev hanımı grubu vardı.
Ortamın tek olumsuz tarafı, çevrede ki mezarlar.
Teleferikle çıkarken mezarlığın üstünden geçiyorsunuz.

* Resimler 6 temmuz 2006 tarihinde çekilmiştir.
PİERRE LOTİ ;
Pierre Loti tepesi, Eyüp'ün en önemli mekanlarından biridir. Özellikle tarihi yarımadayı keşfe çıkan yabancı turistlerin ve kültür turuna çıkan İstanbul’luların keyif yeri.
Pierre Loti, adını Türk dostu olarak bilinen Fransız yazar asıl adı Julien Viaud olan Pierre Loti'den alıyor.
Deniz subayı olan Loti, Türkiye'ye ilk gelişinde ( 1876 -1877 ) Aziyade adında genç bir Osmanlı kadınına gönlünü kaptırır.
Loti, Eyüp'teki evinde sık sık buluştuğu genç kadınla yaşadığı günleri bir günlüğe yazar.
İstanbul'dan ayrıldıktan sonra Aziyade ile yaşadıklarını "Aziyade" diye bir kitapta toplar.
On yıl sonra Pierre Loti İstanbul'a tekrar geldiğinde Aziyade'nin ölümüyle yıkılır.
Fransız yazar, Türkiye'de bulunduğu sürece başında fes, elinde tespihle Türk kılığına girip Türklerin arasında gezinmekten hoşlanır.
Sık sık Haliç sırtlarındaki bu kahveye gider, anılarını yad eder, görkemli manzarada eski günlerine döner. Nasıl olduğu bilinmiyor ama o zaman beri bu yer Pierre Loti olarak anılmaktadır.
Eyüp'te son dönemde yaşanan değişimlerin en büyüğü meşhur Pierre Loti tepesinde yaşanıyor. Bu bölgede, geleneksel Osmanlı-Türk mimarisi tarzında yapılan kısa süreli konaklamalar elverişli pansiyonlar inşa ediliyor, alışveriş merkezleri ve parklar yapılıyor.
Özellikle turistik amaçlı gerçekleştirilen bu projenin en ilgi çekici bölümü teleferikle ulaşım. İlerleyen günlerde Eyüp'ten teleferik ile Pierre Loti tepesine uzanabilir, Pierre Loti Kahvehanesi'nde Bahariye Adaları'nın seyrine koyulabilirsiniz.
Pierre Loti Kahvehanesi, "Tarihi Yarımada" keşfederken soluklanmak için ideal. Yerli yabancı birçok ziyaretçiyi ağırlayan bu kahvehanede sabah kahvaltınızı çıtır simitlerle yapıp yorgunluk çaylarınızı muhteşem Haliç manzarası eşliğinde içebilirsiniz.
Tüm Haliç ve çevresini kuşbakışı gören bu tarihi mekan, birkaç yıl önce restore edilmiş.
Küçük kapalı bir yeri de bulunan kahvehanenin çevresinde, çini süslemeli eserler başta olmak üzere, turistik eşya satılan yerler de mevcuttur.

Pierre Loti’ye teleferik kalkıyor ;
2005’in Kasım ayında açılan Eyüp-Pierre Loti teleferiği Altınboynuz'u kuş bakışı ile izlemek isteyenler için hizmet vermeye başladı.
Yerli ve yabancı pek çok turistin uğrak mekanı olan Pierre Loti tepesine teleferik ile ulaşmanın heyecanı ve zevki bir başka.
Edebiyatçı Edmondo de Amicis, Pierre Loti tepesini, "Bu şehrin başka hiçbir yerinde ölüm tasvirini güzelleştiren ve korkmadan seyrettiren Müslüman sanatı, bu kadar zarafetle gözler önüne serilemez.” diye nitelendiriyor.
Birçok kimseyi kendine hayran bırakan, İstanbul'a gelen ziyaretçilerin mutlaka uğrak yeri olan Pierre Loti'ye artık teleferik ile ulaşılıyor.
1 Kasım itibarıyla açılan Eyüp-Pierre Loti teleferiği, içinizdeki sevimli çocuğu güldürmek ve Altınboynuz'u bir kuş olup seyretmek isteyenler için hizmet vermeye başladı.
Eyüp istasyonundan binilen teleferik, binenlere havada olmanın yanı sıra bir tel üzerinde yolculuk yapıyor olmanın güzelliğini ve heyecanını yaşatıyor.
Eyüp Belediyesi tarafından 1 Kasım itibarıyla hizmete sunulan teleferik, Haliç ve Pierre Loti istasyonu olmak üzere iki duraktan oluşuyor.
Haliç kıyısında kurulan istasyon, araçlarınızı park edebileceğiniz bir de otoparka sahip.
Özel araçlarıyla gelenler için bu otopark, oldukça büyük rahatlık oluşturuyor.
Teleferik, tüm bu güzelliklerine rağmen ulaşım araçları arasında maliyeti en yüksek olanı.
Bir adet teleferik kabininin fiyatı, şehir içi taşımacılık yapan 5 otobüsün fiyatına denk geliyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi kapsamında 2003 yılında başlatılan ‘Eyüp-Pierre Loti Teleferik Projesi' yaklaşık olarak 6 milyon YTL’ ye mal olmuş.
Tepeye olan yolculuk iki gidiş, iki dönüş olmak üzere, 4 kabinden sağlanıyor.
Kabinler 8 kişilik kapasiteye sahip.
Teleferik, yolcularını iki dakikada Pierre Loti tepesine ulaştırıyor. Kısa süreli bu yolculuğun fiyatı ise hiç de az değil. Bir uçuşun bedeli 1.3 YTL.
Bu kısa yolculuk sonunda vardığınız Pierre Loti tepesi ve kahvesi tam anlamıyla bir huzur mekanı. Pierre Loti tepesinin büyüleyici manzarası, her sene yaklaşık olarak 6 milyon turisti çekiyor, bunların 100 bini Fransa'dan geliyor.
Teleferik, Pierre Loti tepesine yepyeni bir tat ve anlam katıyor ve teleferiğin önümüzdeki dönemlerde tepeye olan ilgiyi daha da artırması bekleniyor.
*Bilgiler http://www.ibb.gov.tr/ alınmıştır.

Yukarıda ki resimde arka planda Süleymaniye Camii'ni ve Haliç köprüsünü görebilirsiniz.


VEEE TELEFERİK;

Teleferik korkmadıktan sonra zevkle yolculuk yapılacak bir araç ama korkmamak pek mümkün değil!
Biz daha sırada beklerken çocuklarla "vazgeçsek mi acaba?" diye düşünmeye başladık.
Neticede bir telin üzerinde giden kutu gibi bir şey.
Hafif hafif sallanıyorsunuz, makaraların üzerine gelince yavaşlayıp, manevra gibi bir şeyler yapıyor, sarsıntı o sıra biraz arttığı korkuyorsunuz.
Allah'tan yolculuk fazla sürmüyor, hemen bitiyor.
Kabinler 8 kişilik, biz çıkarken 2 Fransız turistle birlikte 8 kişiydik.
Dönüşte eşim, oğlum ve kızımla birlikte kabinde sadece biz vardık.
Piyer Loti'ye gittiğimiz gün, benim henüz gezi sayfası açmak gibi bir niyetim olmadığı için sadece aile resimleri çektim.
Bu yüzden teleferikten ayrıntılı resim yok.
Teleferikte görünenlerin üzerini tamamen amatörce photoshopla kapatarak yayınlıyorum.
Bir daha ki sefere teleferik resimlerini çok daha ayrıntılı çekip, yayınlarım.

İstanbul’un ikinci teleferiği Eyüp-Pierre Loti arasında açıldı;
Eyüp-Pierre Loti arasında hizmete açılan teleferik, birisi 625, diğeri 250 metrekare olmak üzere iki istasyondan oluşuyor.
İstasyonlar arasındaki uzaklık 419, kot farkı ise 53 metre.
Ulaşım, 8’er kişilik kapasiteye sahip iki gidiş iki dönüş dört adet panoramik kabinle yapılıyor.
6 trilyon liraya mal olan teleferik saatte 18 sefer yaparak karşılıklı olarak 350 kişi taşıyacak. Teleferik bir seferini 200 saniyede tamamlıyor.
İç mekanları minyatür ve gravürlerle süslenen istasyonlarda,
yolcu bekleme salonu, seyir terasları, yürüyen merdivenler ve idari üniteler bulunuyor.

Yukarıda ki resim teleferik istasyona yaklaşıyorken çekildi,
gördüğünüz gibi mezarlığın üzerinden geçiyor.

Yeni bir gezide görüşmek üzere.....

7 Kasım 2006 Salı

AVRASYA MARATONUNDA EMİNÖNÜ

5 Kasım Pazar günü eşimin Karaköy'de işi vardı.
Kızımla birlikte "biraz gezmiş oluruz,
Eminönü'nde dolaşırız" diye düşündük, eşimle gitmeye karar verdik.
Avrasya maratonu yüzünden bazı yolların trafiğe kapalı olacağını hiç bilmiyorduk.
Eminönü'ne geldik, yollar ve Galata Köprüsü kapalı olduğu için
bir türlü Karaköy'e geçemedik.
Bizde arabayı Eminönü'ne park ettik, eşim yürüyerek Karaköy'e geçti,
bizde Eminönü'nde kızımla birlikte dolaştık.
Yıllardır Eminönü'ne gider gelirim, ilk defa bu kadar boş ve sakin olmasına şahit oldum.
Eminönü yollarda hiç araba yokken ayrı bir güzelmiş : )

Avrasya Maratonu 3 kategoride yapılıyormuş.
Bizim gördüğümüz güzergah en zor ve uzun olan maraton bölümüne aitmiş.
Gördüğümüz koşucuların çoğu yabancıydı, onlara bağırarak, alkışlayarak destek
verenlerde turistlerdi.
Bizim halkımızın tek telaşı ise "balığı en iyi nereden tutabilirim, en iyi yeri nasıl kapabilirim"di.

Denizin rengi son yağışlardan sonra içler acısıydı.

O gün güzergahtaki tek ulaşım aracı Zeytinburnu-Kabataş hattında ki tramvaydı.

Bu resmi Yeni Cami'nin önünden çektim.
Eminönü'ne gidipte Yeni Cami'ye uğramadan olmazdı.
Yeni Cami'ye ziyaretimizi yaptık.
Caminin ve güvercinlerin resimlerini çektik.
Yeni Camii ile ilgili hazırladığım ayrıntılı yazı ve resimler burada
Görüşmek üzere!...

4 Kasım 2006 Cumartesi

YEREBATAN SARNICI

Yerebatan Sarnıcı hakkında önce kendi izlenimlerimi yazıp,daha sonra ansiklopedik bilgilere yer vereceğim.
Yerebatan Sarnıcı-Yerebatan Sarayı-Basılıca Cıstern saydığım isimlerin hepsi bu harika yapıya ait.
İçeriye Türk vatandaşları 3 YTL vererek girebiliyor, turistler için 10 YTL.

Üstteki resim içeriye girmeden merdiven başında çekildi.
Merdivenlerden inip, geziye başlıyoruz.
Ortam karanlık, karanlıktan korkuyorsanız hele kapalı yerde kalma korkunuz varsa buraya hiç girmeyin derim.

Sürekli yukarıdan damla damla sular akıyor, bazı yerlerde akıntı oldukça fazla.
Zemin sürekli ıslak, bastığınız yere sıkı basmanızı, kaymayan ayakkabı giymenizi öneririm.
İnanılmaz ama içeride bir de cafe var.
Masaların olduğu bölgeye naylon branda çekilmiş, sıcacık çayınızı ve kahvenizi yudumlayabilirsiniz.
Ve müzik!
Sürekli bir müzik yayını var. Bilin bakalım ne yayınlıyorlar?
Tabi ki klasik müzik, ortam seçilen müziğe çok uygun ama aklınıza bahar melodilerini içeren laylay lom melodiler değil, kilise müziğini andıran dehşetli müzikler getirin.

Yukarıdaki resim fotoğraf makinesinin gece görüşüyle yani flaşsız çekildi, ortam aynen yukarıdaki fotoğrafta ki gibi görünüyor "Işıklar kesilirse biz burada ne yaparız? "diye düşünmedim dersem yalan olur.
Alttaki resim ise aynı yerin flaşla çekilmiş halidir.
Gelelim Ansiklopedik bilgilere,bu bilgiler İ.B.B Kültür A.Ş sitesinden alınmıştır.
Ön Bilgi;
Öyküsü su seslerine karışan 1500 yıllık bir mekan; YEREBATAN SARNICI
Sultanahmet’te bulunan Yerebatan Sarnıcı, 542 yılında Bizans İmparatoru Justinyen tarafından At Meydanı’nın diğer tarafında bulunan Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılmıştır.
Fetihten sonra yaklaşık yüzyıl süreyle sarnıcın varlığı fark edilmemiş;
ancak bodrumlarında su biriktiren ve deliklerden sepet sarkıtarak balık tutan insanların varlığının anlaşılmasıyla keşfedilmiştir.
Osmanlı döneminde onarılarak kullanılan sarnıcın giriş kısmındaki evler 1940’larda belediye tarafından istimlak edilerek, giriş için düzenli bir bina yapılmıştır.

1985-1988’de Büyükşehir Belediyesi geniş ölçüde bir temizlik ve onarımdan geçirilen sarnıçtaki su ve dipteki çamur birikintisi boşaltılmış, temizlenmiş, batıdaki ucuna kadar uzanan bir iskele yapılmış, ayrıca kuzeydoğu köşeye de bir platform inşa edilmiştir.


Yerebatan Sarayı olarak adlandırılan sarnıç içten 145 metre uzunluğunda 65 metre genişliğindedir.
Yaklaşık 9800 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır.
Her bir dizide 28 tane olmak üzere 12 sıra sütun tuğla kemerleri ve bunların desteklediği tonozları taşır.
Toplam sayıları 336 olan sütunlardan 8’i kuzey bölümde örme kılıf içine alınmış, güneybatıda 37 sütun, etraflarını çeviren bir dolgu duvarın içinde kalmıştır.

Son restorasyonda içi kuru olmasına rağmen sarnıca tekrar su geldiğinden bugün halâ 1-2 m arasında su bulunmaktadır.
Halen İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Ticaret A.Ş. tarafından işletilen Yerebatan Sarnıcı’nda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çeşitli kültür etkinlikleri gerçekleştirilmektedir.

Meraklısına tam bilgi; Yerebatan Sarnıcı Tarihi
İstanbul'un görkemli tarihsel yapılarından biride Ayasofya'nın güneybatısında ve biraz ilerisinde bulunan Basilika Sarnıcıdır.
Bizans imparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan bu büyük yer altı sarnıcı, suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlara bakılarak halk arasında yerinde bir deyimle "Yerebatan Sarayı" olarak isimlendirilmiştir.
Sarnıcın yerinde daha önce Genç Roma çağında muhtemelen III-IV.yy.da yapılmış olan, ticari ve hukuki işlerde, bilim ve sanat faaliyetlerinde büyük bir Basilika kullanılıyordu.
476 yılında çıkan bir yangında tamamen harap olduktan sonra ılius tarafından yeniden yaptırılan ve tekrar bir yangın felaketine uğrayan ve 532 yılında şehri kasıp kavuran Nika isyanında, Basilika’nın mermer heykeli vardı.
Eski kaynaklar bu yerde yüzü sütunlu revaklarla çevrili üstü açık bir avlu su Ayasofya'ya dönük belirtmiştir.
Hz. Süleyman'ı elini çenesine dayamış vaziyette Hz. Süleyman’ın bronz heykelinin bulunduğunu ,kendi eserinden çok daha güzel olan hayretle temaşa ettiğini gösteren bu heykeli daha sonra imparator kaldırılmıştır.

Bilindiği gibi İsrail hükümdarı I. Basilius (867-886) tarafından Hz. Süleyman'ı kendi adına Kudüs'te yaptırdığı mabet yeryüzünde Ayasofya'ya gelinceye kadar yapılmış olan mabetlerin en güzeli, en muhteşemi olarak biliniyordu.
Daha sonra imparator Basilius'un sözü geçen heykeli eridikten sonra kendi heykelini koydurduğu söylenmektedir.
imparator Justinianus yangına uğramış olan büyük basilika'nın yaklaşık 532 yılında, rivayetlere göre 7.000 kölenin çalıştığı bu sarnıcı inşa ettirmiştir.
Ve sarnıç ismini yakınındaki ılius Basilika'ndan almıştır.
Basilika Sarnıcı'nın suyu imparator Valens tarafından (368) yılında yaptırılan 971 m. uzunluğundaki Valens (Bozdoğan) kemeri ile imparator Justinianus'un yaptırdığı 115.45 m. uzunluğundaki Mağlova Kemeri yardımıyla şehre 19 km. mesafede ki Belgrat ormanlarındaki Eğrikapı su taksim merkezinden gelmektedir.


Basilika Sarnıcının planını yüzyılımızın başında Alman Deniz altıcıları çıkarmıştır. Buna göre uzunluğu 140 m. genişliği 70 m. dikdörtgen biçimde bir alanı kapsayan dev bir yapıdır.
52 basamaklı taş bir merdivenle inilen bu sarnıcın içerisinde her biri 9 m. yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır.
Birbirine 4.80 aralıklarla dikilen bu sütunlar, her sırada 28 tane 12 sıra meydana getirirler.
Suyun içerisinde yükselen bu sütunlar uçsuz bucaksız bir ormanı hatırlamakta ve ziyaretçiyi sarnıca girer girmez etkilemektedir.


Sarnıcın tavan ağırlığı haç biçiminde tonozlar yuvarlak, kemerler vasıtasıyla sütunlara aktarılmıştır, çoğunluğu daha eski yapılardan toplandığı anlaşılan ve çeşitli mermer cinslerinden granitten yontulmuş sütunların büyük bir kısmı tek parçadan, bir kısmıda üst üste iki parçadan oluşmaktadır.
Bu sütunların başlıklarında yer yer farklı özellikler taşır.
Bunlardan 98 adedi Corinth üslubu yansıtırken bir bölümünde Dor üslubunu yansıtmaktadır.
Sarnıcın tuğladan örülmüş 4.80 m. kalınlığındaki duvarları ve tuğla döşeli zemini Horasan harcından kalın bir tabakayla sıvanarak su geçmez hale getirilmiştir.
Toplam 9.800 m2 bir alanı bulunan bu sarnıç yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir.
Sarnıçtaki sütunların, köşeli veya yivli biçimde olan birkaç tanesi hariç büyük çoğunluğu silindir biçimindedir.
Bu sütunlar içerisinde üzeri oyma ve kabartma halinde Tavus Gözü, Sarkık Dal, Gözyaşı şekillerinin tekrarıyla süslenmiş olanı özellikle dikkati çeker.
Bu sütun Bizans devrinde "Far um Tauri" denilen bugünkü Beyazıt meydanında kalıntıları bulunan IV. yy. zamanına ait büyük Theodesiusun (379-395) zafer takındaki sütunları benzeridir.

Bir söylentiye göre, üzerindeki şekillerin gözyaşına benzemesin nedeni Büyük Basilika'nın inşasında ölen yüzlerce kölenin anısına dikilmiş ve çağlar boyu onların dramını anlatarak gelmiştir.
Sarnıcın orta yerini geçtikten sonra, güneybatı duvarından içeriye doğru, yaklaşık 40 m. uzunluğunda 30 m. genişliğinde düzensiz bir çıkıntı halinde görülen kısım ağırlığı taşıyabilmesi için geçmiş yüzyıllarda yapılan onarımlar sırasında örülen duvarlardır. En uzun yerinde 9 sütun, en dar yerinde ise 2 sütun olmak üzere toplam 40 sütun bu duvarların arkasında kaldığı için görülmemektedir.

Sarnıcın kuzeybatı kösesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı Roma Çağı heykeltraşlık sanatının şaheser örneklerindendir.
Sarnıcı ziyarete gelenlerin hayretler içersinde seyrettikleri IV.yy. ait bu başların hangi yapıdan alınarak buraya getirildiği konuda kesin bir bilgi olmamakla birlikte Genç Roma Çağı’na ait antik bir yapıdan sökülerek buraya getirildiği ve sütun kaidesi olarak kullanılmalarını açıklayan yazılı bir bilgiye rastlanmamakla birlikte Medusa Heykellerinin Sarnıcın inşasında salt sütun kaidesi olarak ihtiyaç olduğu için kullanıldığı görüşü araştırmacılar arasında genel kabul görmektedir.

Medusa'yla ilgili mitolojiye dayandırılan bir çok söylentiyle tarihin eski cağlarına doğru bir yolculuk yapmak istersek su gibi rivayetlerle karşılaşabiliriz.
Bir söylentiye göre Medusa Yunan Mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgonadan biridir.
Bu üç kız kardeşten yalnızca yılan başlı Medusa olumludur.
Ve kendisine bakanları tasa çevirme gücüne sahiptir.
O dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak amacıyla Gorgona kafalarının resim ve heykellerinin konulduğu, Medusa'nın da bu düşünceyle buraya konulduğu zannedilmektedir.
Yine bir rivayete göre Medusa siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücudu ile övünen bir kızdı.
Uzun zamandan beri Yunanlı Tanrı Zeus'un oğlu Perseus'u sevmektedir.
Bu arada Tanrıça Athene'de Perseus'u sevmekte ve Medusa'yı kıskanmaktadır. Bunun için Tanrıça Athene Medusa'nın saçlarını korkunç yılanlar biçimine sokar. Artık Medusa kime baksa, baktığı kimse taş kesilir.
Daha sonra onu bu biçimde gören Perseus heyecanla Medusa'nın büyülendiğini düşünerek başını keser, başını eline alıp düşmanlarını taşa çevirerek bir çok savaşlara kazanır.
Bu olaydan sonra Medusa'nın eski Bizans'ta kılıç kabzalarına ve sütun kaidelerine ters ve yan olarak işlendiği söylenmektedir.
Diğer bir rivayete göre ise Medusa kendisine bakanları taşa çevirme özelliğinden dolayı, kendisini bazen Perseus'un kılıcında bazen de aynaya bakıp görüyor ve kendisini taşa çeviriyor.
Bunun için buradaki heykeli yapan heykeltraş ışığın yansıma pozisyonlarına göre Medusa'yi üç ayrı pozisyonda yapmıştır.
1. normal olan yani şu anda Didim'de olan,
2. ters olan,
3. yan olan buradaki heykel Didim'den getirtilmiştir.
Roma çağı heykelciliğinin önemli eserlerinden olan dev büyüklükteki iki Medusa başı ters ve yan duruşlarıyla insanların büyük ilgisini çekmeye devam ederken o tarihten bugüne Basilika Sarnıcında sular ahenkle damlayarak sarnıcın yarı karanlık gizemli atmosferinde dolaşanlara Medusa'nın şarkısını mırıldanmaktadır.


Bazilika Sarnıcı kurulduğundan günümüze kadar çeşitli onarımlardan geçmiştir.
Osmanlı ımparotorluğu döneminde iki defa restore edilen sarnıcın ilk onarımı 18. yy.da III. Ahmet zamanında (M 1723) Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır.
19. yy.da ikinci büyük onarım Sultan II. Abdülhamit (1876-1909) zamanına isabet eder.
Sarnıcın ortasına doğru kuzeydoğu duvarı önünde yer alan 8 sütun, 1955-1960 yıllarında yapılan bir inşaat sırasında kırılma tehlikesine maruz kaldıklarından bunların her biri kalan bir beton tabaka içine alınarak dondurulmuş ve bu yüzden eski özelliklerini kaybetmişlerdir.

Bizans Devrinde civarda geniş bir sahayı kaplayan imparotorların ikamet ettiği büyük sarayın ve bölgedeki su ihtiyacını karşılayan Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’un Osmanlılar tarafından 1453 yılında fethinden sonra, bir müddet daha kullanılmış ve padişahların oturduğu Topkapı Sarayı'nın bahçelerine buradan su verilmiştir.
Durgun su yerine çeşme suyunu yani akan suyu tercih eden Osmanlı'ların şehirde kendi su tesislerini kurduktan sonra kullanmadıkları anlaşılan Sarnıç XVI.yüzyılın ortalarına gelinceye kadar batılıların meçhulü olarak kalmış nihayet 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul’a gelen Hollandalı gezgin P. Gyllius tarafından yeniden keşfedilerek batı alemine tanıtılmıştır.
P. Gyllius araştırmalarından birinde Ayasofya civarında dolaşırken kendisine, buradaki evlerin zemin katlarında bulunan kuyu benzeri yuvarlak büyük deliklerden ev halkının aşağıya sarkıttıkları kovalarla su çektikleri, hatta balık tuttukları söylenince büyük bir yer altı sarnıcının üzerinde bulunan, ahşap bir binanın duvarlarla çevrili avlusundan, yerin altına inen taş basamaklardan, elinde bir meşaleyle sarnıcın içerisine girmeyi başarmıştır.
P. Gyllius çok zor şartlarda sarnıcı sandalla dolaşarak ölçülerini alıp, sütunlarını tespit etti.
Gördüklerini ve edindiği bilgileri seyahatnamede yayımlanan Gyllius, bir çok seyyahı etkilemiştir.
Bunun üzerine yüzyıllar boyu İstanbul’a gelen bütün gezginler bu muhteşem eseri görmeden gitmek istemezler.
Basilika Sarnıcını araştıran, başka bir araştırmacı olan tarihçi G. ınciciyan "İstanbul Tarihi" adlı eserinde şehrin XVIII. yüzyılındaki durumunu anlatırken, Yerebatan Sarnıcı hakkında şunları yazmaktadır;
”Ayasofya'nın güneybatısında, yarım mil mesafede, evlerin arasında bulunan bu sarnıç büyük Constantius tarafından büyük sarayın altına yapılmış olup Basilika Kinotexna adını taşırdı.
Özellikle kış mevsiminde deniz gibi dolan sarnıçta balıklarda bulunuyordu.
Hatta buraya Alibeyköy deresinden yer altı kanallarıyla su geldiği sanılmaktadır." Burada P. ınciciyan Basilika Sarnıcı'nın Büyük Constantius (324-337) yaptırdığını söylerken birçok eski araştırmacı ve tarihçi gibi yanılgıya düşmüştür.

XIX. Yüzyılın sonlarına doğru (1874)'te İstanbul’a gelen İtalyan yazarı Edmando De Amicis, güzelliğine hayran kaldığı bu şehrin toplumsal yaşayışı ve tarihi eserleri hakkında okuyucuya zengin bilgiler veren Costantinapoli (İstanbul) adlı kitabında Yerebatan Sarnıcı'nın gizemli havasını şiirli bir dille şöyle anlatmaktadır:
"Bir Müslüman evinin avlusuna giriyor, karanlık ve rutubetli bir merdivenin son basamağına kadar iniyor, ve kendimi İstanbul halkına göre nasıl bittiği bilinmeyen Bizans'ın büyük Basilika Sarnıcı'nın kubbeleri altında buluyorum.
Karanlığın verdiği dehşeti daha da arttıran çivit renkli bir ışıkla yer yer aydınlanmış, yeşilimsi sular, kara kubbelerin altında kayboluyor, üzerinden sular sızan duvarları parlıyor ve her tarafta, budanmış bir ormandaki ağaç gövdeleri gibi gözün önüne dikilen bitmez tükenmez sütun sıralarını belli belirsiz ortaya çıkarıyor."
Bunun gibi hakkında birçok hikayenin anlatıldığı Basilika Sarnıcı geçirildiği onarımlardan sonra Cumhuriyet döneminde İstanbul Belediyesi tarafından müze haline getirilerek ziyarete açılmıştır.
Sarnıç bugünkü durumu 1985 yılında başlatılan içerisinde 50.000 ton çamuru çıkartılması ve gezi platformunun yapılmasıyla birlikte 1987 yılında tamamlanmış ve tekrar ziyarete açılmıştır.
Basilika Sarnıcı 1994 Mayısında yeniden büyük bir temizlik ve bakımdan geçerek bundan sonraki yaşam serüvenine tıpkı geçmişteki gibi balıklarla birlikte devam etmeye başladı.
Sarnıcı ziyarete gelenler balıkların sütunlar arasında kıvrılarak süzüldüğünü seyrederken bir yandanda sürekli olarak çalınan klasik müzik eşliğinde kahvelerini yudumlayarak tarihin derinliklerine doğru esrarengiz bir yolculuğa çıkarlar...

Yukarıda ki resimde görünen sutün,dilek taşı olarak geçiyor.
Taşın olduğu bölgeye turistler bozuk para atarak dilek tutuyorlar.


Suların içi sazan balıklarıyla dolu,bazı balıklar epey büyük.


Yerebatan Sarnıcının çıkışında üstteki panoya yer verilmiş ama panonun bulunduğu bölüm öyle karanlıktı ki orada bir resim olduğunu patlayan flaşlar sayesinde fark ettim.

Yeni bir gezide görüşmek üzere.....