28 Mart 2007 Çarşamba

KASTAMONU

img294/5876/kastamonukz4.jpg

Kastamonu yazımız biraz gecikti çünkü elimde Kastamonu şehir merkezinde
çekilmiş fazla resim yoktu.
Bende ki resimleri daha çok Yaralıgöz dağının oralarda çekmişim,
bir kaç karede kale ve Abdurrahman paşa lisesinin olduğu yerler var.
Yine kendi çektiğim resimlerin üzerine yazı yazdım,
başka sitelerden aldıklarımın da yazının sonunda kaynağını belirttim.
Yazılacak ve verilecek bilgi çok,o yüzden Kastamonu yazısı 2 bölüm olacak.
Bende ilk yazımızı kaynak gösterek bazı sitelerden aldığım yazı ve bilgilerle oluşturup,
daha sonra ki yazımda Kastamonu'ya özgü yemekler ve
geleneklerden bahsetmeye çalışacağım.
Bu 2 bölümlük yazı dizisi Kastamonu gibi tarihi ve kültürel zenginliği çok olan
bir memlekete az bile gelir.
Umarım bu yazı ve resimlerden sonra Kastamonu hakkında ki
olumlu düşünceleriniz artar.
Resimler http://www.kastamonu.gov.tr/ adresinden alınmıştır


Kastamonu adının Yunanca "keşişler kalesi" anlamında ki "kastro moni"den
geldiği söylenmektedir.
Kastamonu'nun hiç işgal edilmediği halde Kurtuluş Savaşında en çok şehit veren
3. il olduğunu biliyor muydunuz?
Çanakkale içinde aynalı çarşı isimli türküyü bilmeyenimiz yoktur.
Peki bu türkünün Kastamonu türküsü olduğunu biliyor muydunuz?
Kastamonu, Kurtuluş Tarihimizin ilk kadın mitingine de ev sahipliği yapmıştır.
İnebolu yazımızda İnebolu'da ki Şerife Bacı anıtının resimlerini yayınlamıştım,
bu resimlerde ki Şerife Bacı anıtı ise Kastamonu'da ki
hükümet konağının önünde yer alıyor.
1. ve 2. resimde ki bina tarihi hükümet konağı.
Çevresindeki 19- yüzyıl anıtsal kamu yapılarıyla birlikte
geçmişe ait bir panorama oluşturan Hükümet Konağı 1902 yılında
ulusal mimari akımının kurucusu Mimar Vedat Tek tarafından yapılmıştır.
Zemin üstüne iki kat olarak yapılan bina,
stil açısından batı klasizmi ile dış duvar süslemeleri ve pencere şekillerindeki
Osmanlı oryantalizminin bir eklektizmini taşımaktadır.
Yapı 102 senedir hem işlevini değiştirme­den hem de ciddi bir anlamda
bir restorasyon geçirmeksizin günümüzde Kastamonu'nun yaşayan
sembollerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.


img137/386/kastamonu2je6.jpg
Çanakkale Savaşlarından başlayarak Milli Mücadele yıllarında
artarak devam eden Kastamonu insanının göstermiş olduğu yararlılıklar nedeniyle,
Mustafa Kemal Atatürk 1925 yılı 23 Ağustos günü Kastamonu İnebolu ilçesinden
başlatmış olduğu "Şapka ve Kıyafet İnkılâbı" ile onurlandırmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk'ün bu inkılâbı gerçekleştirmek için seçtiği yer;
milletini seven geleneklerine bağlı ve uygar Kastamonu halkının arası
olması tesadüfi değildir.
Türkiye'de bir ilk ve tek olarak T.B.M.M. tarafından 9 Nisan 1924 tarihinde
İnebolu ilçemiz Mavnacılar Loncasına verilmiş olan Beyaz Şeritli İstiklâl Madalyası
ve Vesikası'da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilimize vermiş olduğu
yüksek onurlardan bir diğeridir.
Milli Mücadelede hiç işgal görmediği halde verdiği şehit sayısı ile en fazla
şehit verenler sıralamasında üçüncü il olan Kastamonu'nun Milli Kurtuluşa vermiş
olduğu destek her anlamda büyüktür.
Savaşın kazanılmasında önemli bir etken olan İnebolu-Ankara lojistik hattında,
İnebolu mavnacılarından başlayarak, kağnı kollarını çeken Şerife Bacılar,
Halime Çavuşlar, Necibe Nineler ve 10 Aralık 1919 tarihinde Anadolu'nun
ilk kadınlar mitingini yapan kadınlarımız, Kastamonu'nun Milli Mücadelede ki
anıtsal isimleri olmuşlardır.


img137/5546/kastamonu4aj2.jpg
Kastamonu hakkında ansiklopedik bilgiler http://www.kastamonu.gov.tr/ adresinden alınmıştır;
I– GİRİŞ
Kastamonu İli doğal ve kültürel değerler yönünden zengin bir bölgedir.
Küre Dağları, bir milyon yıllık Ilgarini Mağarası,
dünyaca ünlü macera dolu Valla kanyonu,
Ilgaz Dağı kış sporları turizm merkezi, Karadeniz ’e 170 km.lik sahili,
kaya mezarları, yaylaları ,konakları,
Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait tarihi ve mimari özelliklere sahip
olan yapıları zenginliklerden bazı örneklerdir.
Kastamonu’daki turizm potansiyeli aynı zamanda çeşitlilik de arz etmekte
ve kıyı turizminden kış turizmine çok geniş bir yelpazede
yılın on iki ayında turizm hizmetleri sunulabilmektedir.
İl’ de Ilgaz Dağı Milli Parkı ve Küre Dağları Milli Parkı ile
Ilgaz Dağı kış turizmi tesisleri, yat turizmine elverişli koyları,
tarihin çeşitli dönemlerine ait eserleri,
eşsiz tabiatı ile dört mevsim yerli ve
yabancı turistlerin gözde beldesi olmaya namzettir.
İl ‘in bu turizm potansiyelinin daha iyi kullanılabilmesi,
değerlendirilebilmesi için yerli ve yabancı turizm yatırımcılarının
bölgeyi görüp-incelemeleri önerilmektedir.

II – TARİHÇE
Bilinen tarihi yaklaşık 4000 yıl öncesine dayanan Kastamonu adını
kurucuları Gas’ lara atfen, Gas ülkesi anlamında Gas Tumanna'dan almaktadır.
Hititlerden başlayarak Frig,Lidya,Pers,Roma,Bizans, Selçuklu, Danişmendli,
Candaroğulları ve daha sonra 1460'ta Osmanlı egemenliğine girmiş ve
Cumhuriyet dönemine kadar Osmanlının önemli kentlerinden olmuştur.
Bu kültürel sürekliliği temsil eden sayısız dini ve sivil yapıyı kent merkezi ve
ilçelerinin tarihi dokusunda barındırır.
Öte yandan Cumhuriyet tarihimizde de Kastamonu'nun ayrı bir önemi vardır.
Ulusal Bağımsızlık Savaşı sırasında güvenli bir liman kenti olarak
İnebolu'dan Ankara'ya lojistik destek sağlamış,
Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından 23 Ağustos 1925 tarihinde
Kıyafet ve Şapka Devrimi'nin açıklandığı kent olarak özel bir anlam kazanmıştır.

III-İLİN İDARİ YAPISI
Kastamonu İlinde İlçe sayısı 20’dir.
Kastamonu İlinde merkez dahil 21 Belediye, 1071 köy bulunmaktadır.
Köy sayısı bakımından Türkiye’de ikinci sırada yer almaktadır.
Köylere bağlı ayrıca 2.558 adet yerleşim birimi vardır.

IV-FİZİKİ YAPISI
Türkiye’nin Batı Karadeniz Bölgesinde yer alan Kastamonu İl’ i doğusunda Sinop,
Batısında Bartın ve Karabük, güneyinde Çankırı ve
güney-doğusunda Çorum İl’ i ile sınır oluşturmaktadır.
Kuzeyinde ise Karadeniz ile çevrilidir.
13.108 km2 alan üzerinde yer alan Kastamonu,
Türkiye topraklarının %1.7’ sini oluşturmaktadır.
İl merkezinin denizden yüksekliği 780 mt dir. Karadeniz’e 170 km’ lik sahil bandı ile açılır.

V – COĞRAFİ YAPI
Kastamonu İli, fiziki olarak doğu-batı yönünde uzanan
Kuzeyde İsfendiyar (Küre) ve güneyde Ilgaz dağlarıileşekillenmiştir.
İsfendiyar dağları sahile paralel uzanır ve
kıyıdan itibaren yükselerek güneyde Gök ırmak ile sınırlanır.
İsfendiyar dağları sarp yamaçlı ve geçilmesi güç dereler
meydana getirerek uzanırlar.

VI – NÜFUS YERLEŞİM
2000 nüfus sayımına göre İl nüfusu 376.725’ tir.
Bu nüfusun 176.810’u şehir, 199.915’i köylerde yaşamaktadır.
İl’in toplam nüfusu önceki sayımlara göre azalmıştır.
Nüfusun azalmasının en büyük sebebi ise özellikle
köylerden büyük şehirlere verdiği göçtür.
En çok göç verdiği iller İstanbul, Zonguldak, Ankara, Kocaeli ve İzmir'dir.
Göç olayı İl’in yaş ve cinsiyet yapısını da etkilemektedir.
Okur – Yazar oranı yüksek olup fakülte ve yüksek okul mezunu sayısı artmaktadır.

VII – İŞ DÜNYASI ( İLİN EKONOMİK KAYNAKLARI )
İlimizin ekonomisi genel olarak tarım, hayvancılık ve ormana dayanmaktadır.
Son yıllarda turizm çeşitliliğine ağırlık verilerek,
turizm sektörünün canlandırılmasına gayret edilmektedir.
Bozulmamış, tahrip olmamış tabiatı, kültürü, el sanatları ile
büyük turizm potansiyeline sahiptir.
Gelecekte turizm, il için önemli bir ticaret ve
ekonomi kaynağı teşkil edecektir.
İl ekonomisine hakim olan en önemli sektör tarımdır.
Tarımsal etkinlik bitkisel üretime ve ülkenin zengin orman kuşağı üzerinde
yer alması sebebi ile ormancılığa dayanmaktadır.
İlin genel yüzölçümünün %60’ını tarım alanları teşkil eder.
Üretilen tarım ürünleri; buğday, arpa, çeltik ve patatestir.
Sanayi bitkisi olarak da şeker pancarı, kendir, sarımsak üretilmektedir.
Tüm Türkiye’de üretilen sarımsağın %14’ ü ilimizde üretilmektedir.
Yıllık 16.000 tonu bulmaktadır.
Hava şartları meyvecilik için müsait olup, başlıca meyveler;
elma, armut, üryani eriği, ve üzümdür.
Ormanlık alan ve ağaç türü zenginliği açısından
ülkemizin önde gelen illerinden biridir.
Öte yandan ormanlarda elde edilen üretim ülke ekonomisine
büyük katkı sağlamaktadır.
Yıllık ortalama endüstriyel odun üretimi 500.000 m3 miktarındadır.
İlin iklim ve doğal yapı olarak hayvancılığa elverişlidir.
İl’ de şeker, yem, süt fabrikalarının varlığı
hayvancılığı destekleyen önemli etkenlerdir.
Süt üretiminin değerlendirilmesi için öncelik ve ağırlık verilmektedir.
Kovan arıcılığı yaygın haldedir.
Baraj ve göllerde alabalık yetiştiriciliği yaygınlaşmıştır.
Halen 16 işletmede alabalık işletmeciliği yapılmaktadır.
Toplam üretim kapasitesi 416 ton/yıl dır.
Sanayi bakımından çok gelişmemiştir.
Sanayi kuruluşlarının çoğu iktisadi kamu kuruluşudur.
Bunlar;
Eti bank Küre Bakırlı Prit İşletmesi, Şeker Fabrikası, SEKA’dır.
Abana, Elektro Mekanik Sanayi, Tosya Yem ve
Tosya Meyve Suyu Fabrikaları diğer sanayi kuruluşlarıdır.
Yem fabrikaları, un fabrikaları, süt mamulleri fabrikaları,
ağaç mobilya ve orman ürünleri (sunta, kontrplak fabrikası)
Tosya İlçesinde tekstil sanayi (kıl ipliği ve tela üretimi),
tuğla ve konfeksiyon fabrikası mevcuttur.
İl Merkezinde ve Seydiler İlçesinde Organize Sanayi siteleri teşkil edilmektedir.
Ayrıca 7 adet küçük sanayi sitesi faaliyetti olup 12 adet daha inşaat halindedir.

VIII – ULAŞIM
İlimiz İstanbul’a 508 km, Ankara’ya 245 km mesafededir.
Kastamonu Hava Alanının 2370mt. Uzunluğundaki pist yapımı tamamlanmıştır.
Karadeniz'e 170 km.lik bir sahil bandı ile açılan İlde 6 ilçesi deniz kıyısındadır.
İnebolu İlçesi'nde küçük tonajlı gemilerin yük alıp boşaltabilecekleri
bir limana sahip olup,ayrıca;
Cide, Abana, Çatalzeytin ilçelerinde küçük limanlar mevcuttur.


img259/1021/kastamonu5ra3.jpg

img80/747/muhteremlegeziyekastamoxi5.jpg
Kastamonu Kalesi;
Şehrin batısında bir ana kaya kütlesi üzerinde bulunan kale
M.S. 12. yy'da Komnenoslar tarafından yaptırılmıştır.
Orijinal yapıdan günümüze sadece iç kale kısmı ulaşmış olan
Kalenin dış surları 18.yy sonlarında yok olmuştur.
Kalenin çeşitli dönemler içerisinde geçir­miş olduğu değişiklikler,
yapının bir Ortaçağ Bizans yapısından çok
Türk mimarisini yansıtmasına neden olmuştur.
Kalenin şehirden yaklaşık 120 metre yük­sekte olması ve
ulaşım yönünden oldukça kolay olması Kastamonu'yu panoramik açıdan
izlenebilecek en iyi yer konumunda olmasını da sağlamıştır.
Kale içerisinde sarnıçlar, zindan, kaçış tünelleri ve "Bayraklı Sultan"
olarak anılan türbe bulunmaktadır.
Kastamonu "Evliyalar Şehri" olarak da ünlenmiştir.
Başta Şaban-ı Veli olmak üzere birçok alimden kalan eserler ve
hatıralar Kastamonu'yu turizmde ilgi odaklarından biri haline getirmiştir.
Kastamonu Kalesi ile ilgili hazırladığım ayrıntılı yazı ve resimler için, tıklayın.


img182/1268/muhteremlegeziyekastamocb9.jpg
122 yıllık tarihi Abdurrahman Paşa Lisesi;
1883 yılında Kastamonu Valiliği'ne tayin edilen Abdurrahman Paşa,
ileri görüşlü ve saygın bir devlet adamıdır.
İmparatorluğun içine düştüğü durumdan kurtulmasının ancak eğitim alanında
yapılacak reformlarla mümkün olabileceğini görmüştür.
Valiliğinin ikinci senesinde, 1884 yılında şehir merkezinde Darülmuallimin ve
Askeri Rüştiye gibi okullann hemen açılmasını sağlamıştır.
Bununla da yetinmemiş;
İstanbul dışında ve özellikle Anadolu'da, idâdî (lise) statüsünde
henüz bir mektep yok iken Kastamonu'da idâdî adıyla
bir okulun açılmasına karar vermiştir.
İlkin binanın resimlerini çizdirmiş veya bugünkü adıyla projesini yaptırmış ve
Maârif Nezâreti'nden müsaade istemiştir.
Gerekli izin alınmış ve Anadolu'da ilk idadinin temeline 30 Mart 1885 günü
kazma vurulmuştur.
2 Mayıs 1885 günü de resmî bir törenle temel atılmıştır.
Ortaokuldan mezun olan öğrenciler mağdur olmasın,
sene kaybetmesin diye inşaat bitmeden Askeri Rüştiyenin
bir koğuşunda öğrenime başlanmıştır.
*Lise hakkında ki bilgiler http://www.apl.37.web.tr/ adresinden alınmıştır.


img137/5016/kastamonu3uo5.jpg

Saat kulesi;
Anadolu’nun çoğu şehrinde ve Osmanlı hakimiyetinde kalmış bazı yerlerde olan
saat kulesinden bir tanede Kastamonu şehir merkezinde var.
Kastamonu Hükümet Konağı’nın arkasındaki, şehrin doğusunda bulunan
yamaç üzerindeki Saat Kulesi’ni Kastamonu Valilerinden
Abdurrahman Nureddin Paşa,1884-1885 yıllarında yaptırmış ve
saatini de Avrupa’dan getirtmiştir.
Saat Kulesi kare bir kaide üzerinde 12 m. yüksekliğindedir.
Açık sarı ve açık yeşil renkte kesme taştan yapılmıştır.
Yuvarlak kemerli bir kapı ile içerisine girilen kule, içten iki katlıdır.
Dört yöne de yuvarlak ve geniş pencereler açılmıştır.
Katlar arası dışarıya taşkın silmelerle belirlenmiştir.
Kulenin ikinci katında bulunan saatin malzemeleri ve
onun üzerinde de çanı bulunmaktadır.
Kulenin üzeri piramidal bir külahla örtülmüştür.


img408/1821/muhteremlegeziyekastamovq4.jpg
Coğrafi yapı;
Dağların üzerindeki akarsuların oluşturmuş olduğu
derin vadi, kanyon, şelale ve diğer jeolojik oluşumlarla
eşsiz bir doğal güzelliğe sahip olan Kastamonu,
1600 metreye varan yaylaları, 135 kilometrelik sahili ve Ilgaz Dağlarındaki
kış turizmi ile Türkiye'ni ender turizm çeşitliliğine sahip kentlerinden biridir.
Coğrafi bakımdan yeryüzü şekillerinin dağılımına bakıldığında,
Kastamonu'nun %76.4'ü dağlık, % 21.6'sı platolar ve
% 3.8'i ise ovalardan oluştuğu görülür.
Bu coğrafi dağılımda ormanlarımız yaklaşık olarak
%64'lük bir alanı kaplarken tarım alanları ise %30'luk bir paya sahiptir.
Doğal Bitki Örtüsü;
Kastamonu ilinde orman ve fundalıklar önemli bir oran teşkil etmektedir (%64),
ormanlar daha fazladır (%56) ve Kastamonu İl merkezinin kuzeyinde
sahil şeridi boyunca uzanan dağ silsileleri üzerinde iyice sıklaşır ve
bu bölgeler sık orman bölgesidir.
İlin Güneyinde Ilgaz bölgesinde de yaprağını dökmeyen
oldukça sık orman örtüsü hakimdir.
İlde genelde orman ağaçları Kızılcam, Karaçam, Sarıçam,
Göknar, ardıç gibi ibrelilerle Kayın, Meşe, Kavak, Kestane ve
Çınar gibi yapraklılardan oluşmaktadır.
Ayrıca Ormangülü, Çobanpüskülü, Kocayemiş, Böğürtlen, Yabani fındık gibi
ağaççıklar da görülmektedir.
Yağış ve nem oranı yüksek olduğundan zengin bir orman altı örtüsü vardır.
Ağaç örtüsünün bulunmadığı ve tarım yapılmayıp mera olarak kullanılan
kısımlarda çeşitli türden buğdaygil ve baklagil yer bitkileri yer almaktadır.
Bunun dışında örtünün bozulduğu yerlerde bazı dikenli bitkiler görülmektedir.


img163/8820/muhteremlegeziyekastamobu8.jpg
Heybetli Yaralıgöz dağı,Yaralıgöz dağı ile ilgili diğer resimler ve bilgiler 
2. bölümde yer alacak.

Kastamonu yazımızın 1. bölümü burada bitiyor,

2. bölümde Kastamonu'ya özgü yöresel yemekler, gelenekler ve Kastamonu denilince akla gelenlerden oluşan yazı ve resimler var.

12 Mart 2007 Pazartesi

ÇATALZEYTİN-DOĞAL YAŞAM

img397/8547/ismailkoyuvedogajj7.jpg

Bir önce ki yazıda köyümüzü anlatıp, Çatalzeytin hakkında bilgiler vermiştim.
Bu bölüm daha çok doğal güzelliklerini anlatan yazı ve resimlerden oluşacak.
Üstteki yol, köye giderken ana yolu değilde ormanı tercih ettiğimizde kullandığımız yol.
Ana yoldan ayrılıp ormana saptığımızda, ormanın içinde açılmış toprak yolda ilerliyoruz.
Tabii sık sık durup, ciğerlerimize ve gözlerimize bayram yaptırarak.
Büyük bir sessizlik ama modern hayat sessizliği, yoksa tüm tabiat avaz avaz.
En başta çeşit çeşit kuş sesleri.

img397/9757/ismailkoyuvedoga1ex5.jpg
Sık ormanlık alanda korktuğunuz tek şey, yabani hayvanların karşınıza çıkabilme olasılığı.
Yoksa halinizden hiçte şikayetçi olmuyorsunuz. 

img168/4121/ismailkoyuvedoga2sh6.jpg
Ormanın biraz içlerine gittiğimizde karşımıza bu mantar grubu çıktı.
Mantarların hangisi yenir hangisi yenmez bilmediğimiz için mantarları olduğu gibi bıraktık.
Şehirlerde mantar toplamak bir doğa sporu olarak gösterilip, turlarla şehir insanı mantar toplamaya çıkarılıyor.
Bizim oralarda mantar toplama mevsimi bir alem, bütün herkesin ortak konusu mantar oluyor.
Kim nerede ne kadar mantar toplamış?
Bazıları mantarın yerini göstermemek için mantar toplamaya çağırmamış.
Anlayacağınız mantar kıymetli bir şey, çeşidi derseniz aklınızda tutamayacağınız kadar çok.
Mesela kök mantarı, turşusu ve körpecikken yemeği harika olur.
Tavşan böbreği var ama tadı ciğere benzediği için ben pek sevmiyorum.
Kültür mantarından sonra en sevdiğim mantar türü kanlıcadır, yemeği ve kızartması çok güzel olur.
Ayrıca bir mantar türü var ki, bembeyaz karnabahara benziyor ama adından pek emin değilim enişte yada adam mantarı diye biliyorum.
İnternet'te baktım ona benzeyen bir mantarın adı kıvırcık mantarı diye geçiyordu.
Mantar çeşitlerini ben yazmakla, siz okumakla bitiremezsiniz.
Onun için konuyu bir mantar yemeği tarifiyle bitireyim.
Bu linkteki tarif, köy mantarlarından kök mantarı ve tavşan böbreği mantarı kullanılarak hazırlanmıştır.
Tarifi görmek için tıklayın


img164/5752/ismailkoyuvedoga3zd0.jpg
Orman orman orman, nereye bakarsanız bakın orman her yerde.
Bizim oraların toprağı çok verimlidir, ağaç dikmenize gerek bile kalmaz.
Ağacın kendi tohumu yere düştüğü yerde filizlenip yeşerebilir.
Tarlanızı ve toprağınızı orman olmasın diye her sene sürdürmeniz gerekebilir,
orman olursa devletin toprağınıza el koyma riski var.
Filizlenip yeşeren ağacı kesemezsiniz, keserseniz orman suçu işlersiniz.
Bildiğim kadarıyla katillere ve hırsızlara af var ama orman suçuna hiç af yok.

img354/2532/ismailkoyuvedoga4ux5.jpg
Sis bütün ihtişamıyla meyve ağaçlarının üzerine doğru geliyor.
İstanbul'a gelmek için yola çıktığımızda, aşağıda kalan köylerin üzerine öbek öbek sis inmişti.
Sanki her yer pamukla doldurulmuş gibiydi ama arabaya yokuş yukarı hız vermiş giderken duramadık ve ben o muhteşem görüntüyü çekemedim.

img168/3531/ismailkoyuvedoga5mo1.jpg
Meyve ağaçları arı kovanları ve arsız kabak yaprakları.
Eşimin babası yılların arıcısıydı, kestane balı denen gerçek bal üretirdi ve bu balın her zaman müşterisi vardı.
Tabii doğal ortamda hiç bir katkı maddesi olmadan hazırlanan balın daima müşterisi oluyor.

img470/4514/ismailkoyuvedoga6dz4.jpg
Bal arıları,alerjiniz yoksa onlardan korkmamayı biraz öğreniyorsunuz.
Kural 1; kovana gidip geldikleri yol güzergahında durmayın.
Kural 2; çevrenizde turlayıp,duruyorsa sakın çırpınmayın.
Öylece kıpırdamadan bekleyin, gidiyorlar.
Kural 3; dışarıda bal, reçel gibi şekerli gıda maddeleri yemeğe çalışmayın.
En önemli kural; size musallat olan yada ortalıkta turlayan bal arısı değilde
eşek arısı ise kahramanlık yapmayın, tabanları yağlayıp, hemen oradan uzaklaşın.
7 tane eşek arısı, alerjisi olmasa bile bir insanı ısırınca öldürebiliyormuş.

img470/8612/ismailkoyuvedoga7rh1.jpg

img168/3083/ismailkoyuvedoga9vx3.jpg
Bu güzel çiçekler ve doğal ortamın tadını çıkarın, yazının sonunda sizi sürpriz resimler bekliyor.

img390/4962/ismailkoyuvedoga10kq2.jpg

img390/126/ismailkoyuvedoga11jo9.jpg

img390/2567/ismailkoyuvedoga12kr4.jpg

img168/737/ismailkoyuvedoga13ky4.jpg
İŞTE SÜRPRİZ;
Alttaki resimden kopya çekmeden bunun ne olduğunu tahmin edebilir misiniz?
Baştan söylemek gerekirse ben bunu evde görmedim, evin dış tarafında tavan köşesinde gördüm, kendini kapatmış öylece duruyordu.
Bana oldukça uzak mesafedeydi ve karanlıktı, bir türlü çözemedim ne olduğunu.
Aklıma fotoğraf makinesi geldi, hemen zoom yapıp görüntüyü yakınlaştırdım ve flaşla çekim yaptım.

Scorpion
Tabi resme bakıp bunun bir akrep olduğunu anlayınca başımdan aşağıya kaynar sular döküldü.
Bunca yıldır her yaz tatilde köye gidiyoruz ama hayatımda ilk defa akrep görmüş oldum.
Hemen eşimi çağırdım, abisi fırça yardımıyla akrebi özenle aşağıya indirdi,
akrep kendini açtı ve kıskaçlarıyla mermerin üzerinde dolanıp, durmaya başladı.
Sonunun ne olduğunu ben yazmayayım, siz anladınız.
İki yazı dizimizde de köyümüzün doğal güzelliklerinden bahsettim ama işin birde bu yönü var.
Sonuçta ormanın içinde ki evlerde yaşıyorsunuz ve bu tür börtü böcekle karşılaşınca irkiliyorsunuz.
Şehirde görüp görebileceğimiz böcekler, bunların yanında hiç kalıyor.
Altta ki böceği de Odayboğazı'nda ki binalardan birinin dışında görüp çektik.

Çatalzeytin ve Köy resimleri ve yazı dizimiz bitti.
Önümüzde ki konumuz Kastamonu'yla ilgili olacak, ondan sonra artık İstanbul yazılarına devam edeceğim.
Görüşmek üzere...

6 Mart 2007 Salı

ÇATALZEYTİN


Çatalzeytin Kastamonu'nun sahil şeridine kıyısı olan ilçelerinden birisi.
Annemin, babamın, eşimin doğum yeri olan İsmail köyünü resimlerle gezip, 
Çatalzeytin'in ilçe merkezinde yazımızı bitireceğiz.
Ben köye ilk defa 12 yaşımda gitmiştim, henüz elektrik yoktu ve geceleri çok sıkılmıştım.
Gündüz gezip, eğleniyorduk ama akşam karanlıkta sıkıntıdan patlıyorduk.
Bir köy düğününe gittik, rahmetli ananem düğünlerde yemek yapan kullukçuydu, bizi bir odaya aldı ve bütün tencerelerin kapağını açarak "ne istiyorsanız yiyin, hepsinin tadına bakın" diyerek sabahtan beri pişirdiği yemeklerden ikram etmişti.
Emine halam yeğenlerim gelmiş diye peşimizde pervane olmuştu.
Tereyağ yiyemiyorum diye sana yağ alıp, yemekleri onunla yapmıştı.
Sabahları balkonda harika kahvaltı sofraları hazırlamıştı.
O seneden hatırladığım şeyler, ananemin düğünde ki yemekleri, halamın ilgisi, her gittiğimiz yerde bize ikram edilen lokma tatlısı ve Abana'ya annemin halasını ziyarete giderken yolların kenarında ki uçurumlardı.
Abana'da elektirik vardı ve tekrar elektiriğe kavuştuğum için çok sevinmiştim.

img294/2447/catalzeytinismailtd8.jpg
İlk resim köyün tepeden genel görünüşü, tabii köy sadece o kadar değil.
Resimde görünen bölüm köyün merkezi, Aşağı köy-Yukarı köy-Kadıköy-Kesnecik köy-Ala Hasan gibi daha isimlerini hatırlayamadığım kadar çok köy isimleri var, bir nevi mahalle isimleri.
Eşimin babası Necati Erdoğan, askerde 4 yıl sıhhıye eri olarak  görev yapmış ve sürekli okuyup-araştırarak-kendini geliştirmiş.
Köyün ve çevre köylerin sağlık sorunlarıyla ilgilenirdi.
Doktor olarak hitap edilirdi, ev yaparken sakin ve birazda ıssız olan ismi Güney olan yere evini yapmış.
Eşim ortaokula kadar köyde okumuş, sonra okul için İstanbul'a gelmiş.
2. resimdeki ev, eşimin abisinin daha sonra betonarme olarak yaptığı ev.
Evin bahçesi, çardağı, konumu çok güzel.
Yalnızlığı sevenler ve kafasını dinlemek isteyenler için ideal.
Çardağın altındaki piknik masasında yemek yemek, çay içmek, kitap okumak, yazı yazmak harika oluyor.
Mangal yapılan aile günleri de çok eğlenceli geçiyor.

img156/8519/catalzeytinismail2jr7.jpg
Yukarıda ki resim Odayboğazı'ndan aşağıya köye inerken çekildi.
Odayboğazı köyün Kastamonu ve diğer ilçelerine bağlandığı anayolun olduğu yer.
Otobüsle giderseniz Odayboğazı'nda inip, aşağıya köye ya yürüyerek yada
başka bir vasıtayla devam edersiniz.
Tüpünüz bittiğinde ya da bakkal ihtiyaçlarınızı Odayboğazı'ndan karşılayabilirsiniz, her zaman orada tüp ve başka ihtiyaç malzemeleri bulunur.


Bu armut ağacı evin yanında ki meyva ağaçlarından sadece biri, ağacın resmini yayınlama sebebim yazın olgunlaşmadığı için yiyemediğimiz armutları olgunlaşınca abimiz bize gönderdi.
Bende bu armutlar geldiği zaman tatlı yapmıştım, eğer bu ağacın armutlarından yapılan armut tatlısını görmek isterseniz, tarifi burada 

img98/6567/catalzeytinismail4gl5.jpg

img98/6216/catalzeytinismail5zf1.jpg
Bu camii köyümüzün merkezinde ki cami, yeşil doğanın içinde bembeyaz ne güzel duruyor değil mi?

img135/8872/catalzeytinismail6dj4.jpg
İşte bu ev eşimin doğup, büyüdüğü ev.
Betonarme ev yapılınca bakımsız kaldı, manzarası çok güzeldir.
Bütün köyü kuş bakışı görüyor.
İlk resimde ki manzara bu ahşap evin camlarından seyredilebiliyor.

img98/6721/catalzeytinismail7jy8.jpg
Karadeniz bölgesinin havasının ne zaman ne yapacağı hiç belli olmaz.
Bir bakmışsınız aniden ortalığı yoğun bir sis kaplamış, göz gözü görmez olmuş.
Bana mahsur kalmışlık hissi verdiği için sis basınca tedirgin oluyorum.

img297/3209/catalzeytinismail9gs0.jpg
Yukarıda ki resmi Çatalzeytin'in merkezine inerken yolda çektim.
Karadeniz insanı evini birbirinden uzağa yapıyor, yolda giderken bir bakıyorsunuz 3-4 ev, yakınında da 1 cami.
Gece giderken dağların birbirinden farklı yerlerinde, bütün evlerin lambaları ve sokak lambaları ışıl ışıl yanıyor. 

img98/5521/catalzeytinismail10wo8.jpg
Kastamonu coğrafyası dağlarla kaplı, yol güzergahında gördüğüm ilçelerden
sadece Devrekâni ilçesinin düzlük olduğunu gördüm.
Her yer inişli çıkışlı, arabayla giderken çıkıyorsanız hararet yapmasın diye endişelenirsiniz,
iniyorken de fren balataları ısınmasın diye endişelenirsiniz.
Fakat her yer ormanlıktır, bir yerlerden deniz masmavi rengiyle göz kırpar.
Tertemiz mis gibi havasıyla ciğerleriniz bayram eder.

img98/1998/hometownev7.jpg
Çatalzeytin yazımızı ilçenin hakkında bilgi vererek bitiriyorum.
Bilgiyi  bu adresten aldım.
ÇATALZEYTİN
Çatalzeytin 01.06.1954 tarihinde ilçe olmuştur.
Tarihi yönünün 200 - 300 yıllık geçmişi bulunmaktadır.
Mezarlardan çıkan eski paralar, eşyalar ve diğer tarihi eserler, Çatalzeytin'i tarihi derinliklere indirmektedir.
Çatalzeytin Osmanlı-Rus Savaşları’na tanık olmuştur.
İsmini fırtınaya yakalanan denizcilerin kayıklarına bağladıkları Çatalzeytin ağacından almıştır.
İlçenin 41 köyü bulunmaktadır.
İlk yerleşim yeri 3 km. batısında bulunan Ginolu'dur.
M.O. 4. yüzyıla dayanır.

COĞRAFİ DURUM

İlçenin sınırları, Çatalzeytin ilçesi Batı Karadeniz Bölgesinde yer almakta olup, kuzeyini Karadeniz, güneyini Taşköprü ve Devrekani, doğusunda Sinop
ili Türkeli ilçesi, batısında Abana ve Bozkurt ilçesi ile çevrilidir.
İlçenin arazisinin büyük bir bolumu ormanlarla kaplı olması nedeniyle ilçe köyleri genellikle orman köyü durumundadır.
Çatalzeytin ilçesinde doğu-batı istikametinde uzanan dağ sıraları kitle halinde uzanır.
Dağların denize bakan ve kıyıya paralel olarak uzanan yüzleri ormanlarla kaplıdır. Sahil kesiminde cam, iç kesimlerde köknar, kayın ağaçları bulunmaktadır.
Geniş ovaları bulunmayan ilçenin doğusunda iki çayın birleşerek denize ulaştığı Akçay, batısında Hardı Çayı ve Abana ilçesi ile sınır çizen Kuğu Çayı başlıca akarsularıdır.
Çatalzeytin ilçesi deniz kenarında bulunduğundan iklim, deniz etkisi ile yumuşaktır.Yazları serin, kışları ilik ve yağışlı geçer.
Kıyıdan içeriye doğru gidildikçe iklim sertleşir.Nem oranı yüksektir.
Yağışlar genellikle ilkbahar ve sonbahar ayarında fazlalık göstermektedir.
30 Kasım 1997 yılı nüfus sayımına göre tahmini nüfusu 7700 olup, bunun 2164 merkez ilçede, 5056'si köylerde yaşamaktadır.
EĞİTİM VE ÖĞRETİM
Bölgenin yerleşim yerlerinin dağınıklığı, coğrafi konumu ve iklim şartlarının ağırlığı, ulaşımı olumsuz yönde etkilediğinden eğitim-öğretim güç şartlarda sürdürülmektedir. Bu nedenle Çatalzeytin ilçesi sürekli göç vermektedir.
Bu göç olayından köy okulları da nasibini almıştır.
Birleştirilmiş sınıflı 12 köyde ilköğretim okullarında 109 öğrenci 15 öğretmenle, ilköğretim okullarında (müstakil sınıflı) 653 öğrenci 26 sınıf öğretmeni, 1 ana sınıfı öğretmeni, 8 branş öğretmeni olmak üzere ilköğretim okullarında 762 öğrenci 50 öğretmenle eğitim öğretim sürdürülmektedir.
Çatalzeytin çok programlı lisesinde 56 öğrenci, 11 öğretmenle eğitim-öğretimi devam etmektedir.
İlçede toplam 17 ilköğretim okulunda 762 öğrenci, 50 öğretmen, çok programlı lisede 56 öğrenci, 11 öğretmen olmak üzere ilçede toplam 818 öğrenci 61 öğretmenle eğitim-öğretimi sürdürmektedir.

Son 2 resim bu adresten alınmıştır.
img248/6682/catalzeytinismail8ho5.jpg
Bir sonra ki yazımız (daha çok resimlerimiz) köyümüzün
doğal tabiat güzellikleri üzerine olacak.
Görüşmek üzere...

3 Mart 2007 Cumartesi

İNEBOLU

muhteremle geziye
10 -15 yıldır Abana'ya gideriz ama İnebolu'ya ilk defa 2000 yılında bir kına gecesi ve gelin alma sebebiyle gittim ve gördüm.
Artık her yaz uğruyoruz, eşimin abisi İnebolu'da kuru temizleme dükkanı açtı, İnebolu'nun tek kuru temizleme dükkanı olan Erdoğanlar Kuru Temizleme dükkanını Hüseyin abimiz çalıştırıyor.
İnebolu, Abana'dan daha kalabalık ve Kastamonu'nun merkeziymiş gibi neredeyse bütün bankaların, beyaz eşya markalarının bayileri mevcut.
Abana İnebolu'nun yanında avuç içi kadar kalıyor.
İnebolu, Kastamonu'nun nüfus sayısı ve iş potansiyeli bakımından en iyi ilçeleri arasında.
Yıllardır bitirilemese de limanın da iş imkanı sağladığı kesin.
Salı ve Cumartesi günleri muazzam bir pazarı var.
Çevre ilçelerden bile bu pazara geliniyor, bizde bazen Abana'dan kalkıp İnebolu pazarına gidiyoruz.
İlçe pazarın olduğu günler oldukça hareketli,cıvıl cıvıl.
Kadın pazarı denilen bir yer var,kadınlar orada kendi bahçelerinde yetiştirdikleri
ürünleri satıyorlar.
Tamamen doğal,günümüzün moda deyimiyle organik!

İnebolu resimlerini çarşı içi ve mekandan çok, manzara resmi olarak çekmişim.
O günlerde aklımda gezi blogu açma fikri olmadığı için çok ayrıntılı resim yok.
Bazı resimler (üzerinde isim yazmayanlar) ve İnebolu'nun tarihi ile ilgili bilgiler,
İnebolu kaymakamlığının sitesi olan bu adresten alınmıştır.

kastamonu

İnebolu hakkında ansiklopedik bilgiler;
Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan İnebolu,
kuzeyden Karadeniz’le, doğudan Abana ve Bozkurt,
batıdan Doğanyurt, güneyden ise Devrekani ve Küre ilçeleri ile çevrilidir.
Kastamonu İlinin kuzeyinde yer alan ilçe toprakları, kıyıdaki dar bir ova şeridi ile
bunun hemen güneyinde yer alan ve kıyıya doğru paralel uzanan
Küre Dağları ile engebelenmiştir.
Batıdan Doğanyurt çayına, doğuda ise Göynük Dağı’nın batıya dönük
yamaçlarına kadar uzanmaktadır.
Ormanlarla kaplı olan dağlardan akan küçük akarsular ilçeyi sulamaktadır.
İl merkezine 93 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 599 km2 olup,
toplam nüfusu 27.651’dir.

İlçede Karadeniz İklimi hakimdir.
Yazları sıcak ve kurak, kışları ise yağışlı geçmektedir.
Her mevsim yağış almaktadır.
Sahil kesiminden hemen sonra yükselmeye başlayan dağ silsilesi
kış mevsiminin soğuk etkisinin ilçe merkezini etkilemesini önlemektedir.

İlçenin ekonomisi, tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılığa dayalıdır.
Yetiştirilen başlıca ürünler, patates, soğan, arpa, buğdaydır.
Genellikle bağcılık, meyvecilik, sebzecilik yapılmaktadır.
Tarımsal üretimin dışında ilçe halkının gelir kaynaklarını küçük ölçekli
orman ürünleri imalatından sağlanmaktadır.
Hayvancılıkta ise büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği yapılmakta olup,
sığır ve koyun yetiştirilmektedir.
Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılmaktadır.
İlçe topraklarında çimento hammaddesi yatakları bulunmaktadır.

İnebolu’nun ilk kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber,
MÖ.IV.yüzyılda Yunanlıların Karadeniz kıyılarında
Abonou Teikhos (Abonuteikhos)
antik kentini kurdukları bilinmektedir.
Abonou Teikhos, 1 yüzyıl başında küçük bir kasabaydı.
Sonradan, Antoninuslar döneminde, II.yüzyılda, burada ortaya çıkan
düzmece peygamber Alexandros,gelecek bildirimi de yapılan
Asklepios tapınağını kurmuştur.
Alezsandros’un girişimleri ile Abonou Teikhos,
kent durumuna getirilerek İonopolis adını almıştır.
İmparator Lucius Verus’tan Geta’ya kadar geçen dönemde
bu isimle para basmıştır.
Kentin, Ionopoleiton yazısını taşıyan paralardan başka,
yine Roma döneminden kalma,
üzerinde Abonoteikhneiton yazısı bulunan paralar da saptanmıştır.

İnebolu’nun ilk adı ’İonopolis’tir. Bu isimden de anlaşılabileceği gibi
’İon’ şehirlerinden birisidir.
“İonopolis” daha sonra “İnepolis” adını almıştır.
İnebolu’nun 3 km. uzaklğındaki bakır prit yatakları Bizanslılar tarafından işletilmiş,
Osmanlılar da bu yüzden buraya Küre-i Nühaş (Bakır Küresi) ismini vermişlerdir.
İnebolu adını Selçuklular zamanında almıştır.
Bazı bilgilere göre M.Ö.1200 yıllarında Gasgaslar tarafından kurulmuştur.
Roma, Bizans ve Selçuklu yönetimlerinden sonra
Candaroğulları buraya hakim olmuş,
1461’de de Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Osmanlı döneminde gemi yapım tezgâhları ve limanı ile önemli bir
ticaret merkezi konumunda olmuştur.
XIX.yüzyılın sonlarında Kastamonu vilayetinin,
merkez sancağına bağlı bir kaza merkezi idi.

ŞEHİT ŞERİFE BACI ANITI
Şehit Şerife Bacı Anıtı İnebolu'nun girişinde bulunuyor.
Anıtın plaketinde "Bu anıt İstiklal Savaşı şehitlerinden Şerife Bacı'nın
anısını Cumhuriyet çocuklarına anlatmak için
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman tarafından
armağan edilmiştir. 4 Aralık 2001
" yazıyor.


ŞERİFE BACININ ÖYKÜSÜ
1921 yılında deniz yoluyla İnebolu'ya gelen cephanelerin, 
karadan cephede savaşan
askerlere ulaştırılması gerekiyordu.
Bu görevi çevredeki yaşlı erkekler ve kadınlarımız üstlenmişti.
1921 yılının Şubat ayında,soğuk,tipili bir günde erkenden İnebolu'da cephaneler arabalara yüklendi ve yola çıkarıldı.
Kağnı kafilesinin sonunda,sırtına sardığı çocuğu ile 
Şerife Bacı da bu sefere çıkmıştı.
Seydiler'in Satı Köyü'nden olan Şerife Bacı kafileyi izliyor, onlarla beraber cephaneyi bir an önce varacağı yere ulaştırmaya gayret ediyordu.
Hava iyice kararmıştı.Kar biraz fazlalaştı, tipiye dönüştü.
Şerife Bacı kağnıdaki cephaneyi çocuğunun yorganı ile iyice örttü.
Çocuğunu mermi sandıkları arasına gizleyerek üzerini kapattı.
Tipi o kadar fazlalaşmıştı ki, ilerleyemez oldular. Durmak ölümdü.
Cephede askerler cephane bekliyorlardı.
Şerife Bacı elinin, ayağının uyuşmaya başladığını hissediyordu.
Durmadan ilerlemeye çalışıyordu.
Kastamonu Kışlası önüne vardığında donmuştu.
Sabaha karşı Kastamonu'nun kapısı sayılan kışlada, kule nöbetçileri, alaca beyaz karanlıkta belli belirsiz bir kağnı gördüler.
Kimdi bu gelen ve ne zaman kara saplanmıştı?
Hemen haberdar edilen Osman Bey, Devrekani'li Cemil ve Beşiktaş'lı Rıfat Çavuşları gönderdi.
Kağnının yanına ulaşan Cemil ve Rıfat Çavuş dehşetle ürperdiler.
Kağnının arkasında bir kadın vardı. Genç bir kadın.
Cephanenin üstüne örttüğü yorganı kucaklamak ister gibiydi ama çoktan donmuş kaskatı kesilmişti.
Kucaklayıp karlar üzerine yatırdılar, bu sırada bir ses, bir hırıltı.
Kulaklarına inanamadılar. Ses ve hırıltı yorganın altından geliyordu.
Hemen yorganı kaldırdılar. Bir kundak bebeğiydi oradaki.
Bebeği ve kadını kışlaya götürdüler.
Genç kadının hüviyeti tespit edilerek köyü olan Seydiler'e gönderilerek burada toprağa verildi.
Bebek ise (kız çocuğu) kışlaya yakın bir eve gönderildi.
1970'li yıllarda yapılan araştırma sonucu kızın Eskişehir'de
ikamet ettiği ili ilgili bilgiler elde edilmesine rağmen kendisine ulaşılamadı.
Günümüzde Şehit Şerife Bacının Mezar yerinin tespit edilememesine rağmen o,
Seydiler'lilerin ve bütün Türk halkının gönlünde yatmaktadır.
Şehit Şerife Bacı, Milli Mücadelede mermi taşıyan Türk kadınını temsil eden bir semboldür.
Seydiler'liler bu kahraman Türk anasını unutmayıp Cumhuriyetin 50.yılında Belediye binası önüne Atatürk anıtı yanına Rölyefini yaptırdılar.
1984 yılında ülkemizde yılın annesi seçildi.
Aynı yıl Seydiler'de açılan Kütüphaneye Şehit Şerife Bacı Halk Kütüphanesi adı verildi.
*Şerife bacının öyküsü Seydiler belediyesine ait olan bu siteden alınmıştır.

İSTİKLAL MADALYALI İLÇE
Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul ve Rusya’dan gönderilen silah, cephane ve mühimmat Anadolu’ya İnebolu üzerinden ulaştırılmıştır.
İnebolu cepheye uzanan en yakın liman şehri idi.
Bu yüzden 09.Haziran.1921’de Yunan savaş gemileri Panter ve Kalkış İnebolu’ya gelmiş,
silah ve cephanelerin teslimini istemiş, verilmeyince de İnebolu bombalanmıştır.
Aynı torpidolar 30.Temmuz 1921’de tekrar gelerek İnebolu’ya 3 mermi daha atmışlardır;
fakat karşılaştıkları savunma karşısında karaya çıkamadan geri dönmüşlerdir.
İlçe Merkezi düşman işgaline uğramamasına rağmen İnebolulular, Kurtuluş Savaşı’nda çok kayıp vermişlerdir.
Mustafa Kemal cephede, “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kulağım İnebolu’da”diyerek İnebolu’ya önem vermiş ve İnebolu’nun bu mücadelesi 11 Şubat 1924 tarihinde TBMM’nin çıkarttığı 66 Numaralı Kanunla “Beyaz Şeritli” istiklal madalyası ile ödüllendirilmiştir.


ŞAPKA VE KIYAFET DEVRİMİ

Atatürk 23 Ağustos 1925‘de Kastamonu’ya gelmiştir.
Burada İnebolu Heyetini kabul etmiş ve yapılan davet üzerine 25 Ağustos 1925 Salı günü saat 11.00 de Kastamonu’dan İnebolu’ya hareket etmiştir.
27 Ağustos 1925 Perşembe günü İnebolu Türk Ocağında Tarihi Şapka Nutkunu söylemiştir.
İlçenin şeref ve kahramanlık günü olan 09 Haziran her yıl büyük bir coşkunlukla kutlanmakta, ayrıca Ulu Önder M. Kemal Atatürk‘ün önce İstiklal Madalyası ve Beratı ile taltif ettiği kayıkla kağnının mucizeler yarattığı belde İnebolu’ya,1 gün için gelip 3 gün onurlandırdığı şapka ve kıyafet devrimi’ nin ilk nutkunu söylediği
“BU SERPUŞUN İSMİNE ŞAPKA DENİR” dediği 25-28 Ağustos tarihleri arasında her yıl törenler yapılmaktadır.


İNEBOLU LİMANI
İnebolu yazısında yapımı yılan hikayesine dönen İnebolu limanından bahsetmeden olmaz.
Bugüne kadar 3 Osmanlı padişahı, 59 Cumhuriyet hükumeti eskiten limanın temelinin atılmasının üzerinden tam 124 yıl geçmiş.
Ancak inşaatı hâlâ sürüyor.
Yapımına 1882'de başlanan limanın mimarı, dönemin Kastamonu Valisi Sırrı Paşa.
Kente geldiğinde bölge ekonomisinin canlanması ve ticaretin geliştirilmesi amacıyla İnebolu'ya bir liman yapılması gerektiğini düşünen Paşa, bu konuda geliştirdiği projeyi Padişah 2. Abdülhamit Han'a kabul ettirmiş ve 1882'de 10 bin lira ödenekle liman inşaatı başlamış.
Liman inşaatı için gerekli malzemelerin tümü İstanbul'dan gönderilmiş.
Ancak bu malzemelerle limanın temelini atan valinin, kısa bir süre sonra tayini çıkmış.
Sırrı Paşa, görevden ayrılırken halefi Abdurrahman Paşa'dan inşaatın tamamlanmasını istemiş.
Abdurrahman Paşa da limanın tamamlanması için büyük çaba sarf etmiş.
Fakat, İstanbul'dan gönderilen malzemelerin yetersiz ve adi olduğu ortaya çıkmış.
7 yılda limanın ancak 133 metrelik kısmı bitirilebilmiş.
Abdurrahman Paşa'nın görevden ayrılmasından sonra da inşaat tamamen durmuş.
2004'e gelindiğinde eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, bir açılış için geldiği İnebolu'da vatandaşlara, 123 yıldır inşaatı devam eden İnebolu Limanı'nı 2005 yılı
içinde bitirme sözü verdi. Ancak liman 2005'te de hizmete açılamadı.
İnşaallah 2007 yılında mutlu sona ulaşıp, limanın bittiğini görebiliriz.

İNEBOLU EVLERİ
İnebolu'da Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma kurulunca koruma altına alınan 350 adet ev varmış.
19.yy. sonlarına doğru ticaretle zenginleşen İnebolu halkı 1890'lar da İkiçay vadisinin iki yamacına birbirinden güzel konaklar yapmış.
Bu güzel tarihi konakların çoğunda bordo beyaz renk hakim.
Bu rengin sebebi ise aşı boyasıymış.
Küre madenlerine yakın olması sebebi ile kırmızı topraklı olan Aşı köyünden elde edilen boyanın yanı sıra, bezir yağı ve ardıç katranı karışımıyla oluşturulan aşı boyası
ahşap bir evi en az 20 yıl koruyabiliyormuş.
Yukarıda ki resim İnebolu'nun harika evlerinden birinin maketi, tarihi evlerin çoğunun rengi maket evin rengi gibi bordo-beyaz.


Burası İnebolu'nun girişinde yer alan Hayal bahçesi adında harika bir çay bahçesi.
Kendinizi masallar diyarında hissetmeniz için her ayrıntıyı düşünmüşler.
Canınız hiç kalkıp gitmek istemiyor.

Bu ev İnebolu'ya girerken şaşırtan ama harika mimarisiyle sizi karşılıyor.
Bahçesinde fil heykellerininde bulunduğu evin adı Filli Köşk.

İnebolu yazımızın da sonuna geldik.
Bir sonra ki yazımın konusu annemin-babamın-eşimin doğduğu Çatalzeytin'in
cennet gibi köylerinden olan İsmail köyü üzerine olacak.
Fazla yazı yok daha çok resimlerle anlatacağım.
Çatalzeytin yazısında görüşmek üzere!...