29 Mayıs 2007 Salı

İSTANBUL'UN FETHİ


İSTANBUL'UN FETHİ'NİN 554. YILI KUTLU OLSUN.
FATİH SULTAN MEHMET
Fatih Sultan Mehmet 29 Mart 1432'de Edirne'de doğdu.
Babası Sultan İkinci Murad, annesi Huma Hatun'dur. 
Fatih Sultan Mehmet, uzun boylu, dolgun yanaklı, kıvrık burunlu, adaleli ve kuvvetli bir padişahtı.
Devrinin en büyük ulemalarından birisiydi ve yedi yabancı dil bilirdi.
Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı.
İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleler yazdırır ve bunları incelerdi.
Hocalığını da yapmış olan Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmet’in en çok değer verdiği alimlerden biridir.
Fatih Sultan Mehmet, gayet soğukkanlı ve cesurdu.Eşsiz bir komutan ve idareciydi.
Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına bile hiçbir şey söylemezdi.
Fatih Sultan Mehmet okumayı çok severdi.
Farsça ve Arapça'ya çevrilmiş olan felsefi eserler okurdu. 1466 yılında Batlamyos Haritasını yeniden tercüme ettirip, haritadaki adları Arap harfleriyle yazdırdı. Bilimsel sorunlarda, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bilginleri korur onlara eserler yazdırırdı.
Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmet yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul'a getirtirdi. Nitekim astronomi bilgini Ali Kuşçu kendi döneminde İstanbul'a geldi. Ünlü Ressam Bellini'yi de İstanbul'a davet ederek kendi resmini yaptırdı.
Şair ve açık görüşlüydü.


Fatih Sultan Mehmet 1481 yılına kadar hükümdarlık yaptı ve bizzat 25 sefere katıldı.
Azim ve irade sahibiydi. Temkinli ve verdiği kararları kesinlikle uygulayan bir kişiliği vardı. Devlet yönetiminde oldukça sertti.
Savaşlarda çok cesur olur, bozgunu önlemek için ileri atılarak askerleri savaşa teşvik ederdi. Üstün bir komutanlık özelliğine sahipti. Çok iyi teşkilatlanmış ordusunu savaşlarda en iyi şekilde kullandı. Yapacağı seferlerden en yakınlarını bile haberdar etmez ve bunların gizli kalmasına son derece özen gösterirdi.
Topçuluğa gerekli önemi veren ilk padişahtır. Fatih’ten önce top, bütün dünyada sesiyle düşmanı ürkütmesi için kullanılırdı. Büyük kaleleri yerle bir edeceği ve meydan muharebelerinde önemli rol oynayacağı hiç düşünülememişti. Fatih bütün bunların akıl ederek o tarihe kadar görülmemiş sayı ve çapta top yapılmasına yöneldi.
Topların balistik ve mukavemet hesaplarını kendisi yaptı. O devrin en ağır toplarını döktürdü.
O zamana kadar ateşli silahların atış yaptıktan sonra soğuması beklenirdi. Fatih Sultan Mehmet, zeytinyağı döktürerek insanlık tarihinde "yağla makine soğutmasını", havan topunun balistik hesaplarını yaparak, planını çizerek dik mermi yollu ilk silahı keşfetmiştir.
20 yaşında Osmanlı padişahı olan Sultan İkinci Mehmet,  İstanbul'u fethedip 1100 yıllık Doğu Roma İmparatorluğunu ortadan kaldırarak "Fatih" unvanını aldı.
Hz. Muhammed’in (S.A.V) hadisi şerifinde müjdelediği İstanbul'un fethini  gerçekleştiren büyük komutan olmayı da başaran Fatih Sultan Mehmet,  yüksek yeteneği ve dehasıyla dost ve düşmanlarına gücünü kabul ettirmiş bir Türk hükümdarıydı.
Orta Çağ'ı kapatıp, Yeniçağ'ı açan Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmet, Nikris hastalığından dolayı 3 Mayıs 1481 günü Maltepe'de vefat etti ve Fatih Camii'nin yanında ki Fatih Türbesine defnedildi.



Resimlerde arka tarafta görünen topun, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul surlarını dövmek için döktürdüğünü ve birinin Londra Müzesinde olduğunu biliyor muydunuz?


İSTANBUL'UN FETHİ;
İstanbul’un fetih hazırlıkları bir yıl önceden başlatıldı.
Kuşatma için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü.
1452 yılında Boğaz'ıın kontrolünü sağlamak için Rumeli Hisarı inşa edildi.
16 kadırgadan oluşan güçlü bir donanma oluşturuldu.
Asker sayısı iki kat arttırıldı.
Bizansın yardım almasını engellemek için yardım yolları kontrol altına alındı.
Ceneviz’lilerin elinde bulunan Galata’nın da savaş esnasında tarafsız kalması sağlandı.
2 Nisan 1453 tarihinde ilk Osmanlı öncü kuvvetleri İstanbul önlerinde görüldü.
Böylece kuşatma başladı.

Fetih'in kronolojisi şu şekildedir :
6 Nisan 1453:
Fatih Sultan Mehmet otağı Konstantinopolis önlerinde, St.Romanüs Kapısı (Şimdiki Topkapı) önüne kuruldu.
Aynı gün şehir, Haliç’ten Marmara’ya kadar kuşatıldı.
6-7 Nisan 1453:
İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı.
9 Nisan 1453:
Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç’e girmek için ilk saldırıyı yaptı.
9-10 Nisan 1453:
Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti.
Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi.
11 Nisan 1453:
Büyük surlar dövülmeye başladı.
Yer yer gedikler açıldı.
Sürekli dövülen surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı.
12 Nisan 1453:
Donanma Haliç’i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yol açtı. Fatih Sultan Mehmet’in emri üzerine havan topları ile Haliç’teki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı.
Sadrazam Çandarlı Halil Paşanın desteğiyle bu öneri reddedilerek, kuşatmaya ve surların büyük toplarla dövülmesine devam edildi. Bütün bu bozgun havası içinde Fatih Sultan Mehmet’e şeyhi ve hocası Akşemseddin’in fetih müjdesi mektubu geldi.
Fatih Sultan Mehmet bu manevi desteğin de etkisiyle bir yandan saldırıyı şiddetlendirirken, öte yandan herkesi şaşırtan yeni girişimlerde bulundu:
Dolmabahçe’de demirlenen donanma karadan Haliç'e indirilecekti.

 
22 Nisan 1453:
Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar  Fatih Sultan Mehmet’in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karada seyrettiği gemileri hayret ve korkuyla gördüler.
Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç’e inmişlerdi.
Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç’te görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı.
Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı.
28 Nisan 1453:
Haliç’teki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi.
Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surlarında ateş altına alındı.
Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. İmparatora Ceneviz’liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi.
Eğer teslim olunursa serbestçe istediği yere gidebilecek, halkın canı ve malı güvende olacaktı.
İmparator bu teklifi kabul etmedi.
7 Mayıs 1453:
30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı.
12 Mayıs 1453:
Tekfur sarayı ile Edirnekapı arasında yapılan büyük saldırı püskürtüldü.
16 Mayıs 1453:
Eğri kapı önüne kazılan lağımla Bizans’ın açtığı karşı lağım birleşti ve yer altında şiddetli bir çarpışma oldu.
Aynı gün Haliç’teki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı.
Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı.
18 Mayıs 1453:
Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi.
Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü.
Bizans’lılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar.
Sonraki günlerde surların yoğun top ateşiyle dövülmesi sürdürüldü.
25 Mayıs 1453:
Fatih Sultan Mehmet, İmparatora İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey’i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu.
Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenlerde mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi.
Bu teklif de reddedildi.
26 Mayıs 1453:
Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan’da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderildiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmet Savaş Meclisini topladı.
Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmayı kaldırılmasını savundular.
Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı.
Saldırıya devam etme kararı alındı ve hazırlıkları yapma görevi Zağanos Paşaya verildi.
27 Mayıs 1453:
Genel saldırı orduya duyuruldu.
28 Mayıs 1453:
Ordu, gününü ertesi gün yapılacak saldırılara hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi.
Orduda, tam bir sessizlik hâkimdi.
Fatih Sultan Mehmet safları dolaşarak askeri yüreklendirdi.
İstanbul’da ise bir dini ayin düzenlendi,
İstanbul Ayasofya’da herkesi savunmaya davet etti.
Bu tören Bizansın son töreni oldu.

29 Mayıs 1453:
Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler.
Fatih Sultan Mehmet sabaha karşı savaş emrini verdi.
Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu.
Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler.
İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti.
Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçtiler yanlarına kadar gelen
Fatih Sultan Mehmet’in yüreklendirmesiyle göğüs göğse çarpışmalar başladı.
Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu.
Belgrad kapıdan Yeniçerilerin içeri girmesi ve Edirnekapı’daki son direnişçileri ardından çevrilmeleri üzerine Bizans savunması çöktü.
Askerleri tarafından yalnız bırakılan İmparator sokak çatışmaları sırasında öldürüldü.
Her yandan kente giren Türkler Bizans savunmasını tümüyle kırdılar.


Fatih Sultan Mehmet öğleye doğru Topkapı’dan şehre girdi, doğruca Ayasofya ‘ya girerek burayı camiye çevirdi.
Böylece bir çağ açılıp, bir çağ kapandı.
Bir kaynağa göre Fatih'in ölümünden 3 yıl önce, 1478'de İstanbul ve Galata'da 16.324 ev ve 3.927 dükkan vardı.
Fetih'ten sonra İstanbul gelişmesini hızla sürdürerek 50 yıl sonra Avrupa'nın en büyük şehri oldu.

FETİH MARŞI
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın ?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden....
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Bu kitaplar Fatih'tir, Selim'dir, Süleyman'dır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatih'ler doğuracak yaştasın.!

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan !
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan ....

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...

Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!
Arif Nihat Asya
İstanbul'un Fethi'nin 554. yılı anısına bir video klip hazırlamak istedim,
ama resim bulmak çok zor oldu.
Fetih'le ilgili bulduğum resimler ve benden bir kaç resimle
videoyu tamamladım.

İyi seyirler;

Dailymotion;

İstanbul'un Fethi
Yükleyen muhteremlegeziye

You Tube;

28 Mayıs 2007 Pazartesi

RUMELİ HİSARI 2. BÖLÜM


Rumeli Hisarı gezimizin 2. bölümünde bahçede ki top ve güllelerden tutun da Halil paşa kulesinin içine girmeye kadar yine bol bol resim var.
1. bölümde Hisarı tanıttık, bakınız; Rumeli Hisarı
Şimdi kısa bilgilerle eksik kalan konulara değineceğiz.
*1.resimde görünen köprü, Fatih Sultan Mehmet köprüsü.


HALİL PAŞA KULESİ (Bayrak Kulesi) ;
Çandarlı Halil Paşa kulesi, bodrumu ve zemini de dahil 8 katlıdır.
Yüksekliği;33 m. Çapı;22m. Duvar kalınlığı;6.50 m.dir.
Kulenin dışardan çapı;23.30m. Orta boşluğunun çapı;10.00 m.
Kule duvarının kalınlığı;6.00-6.50m.
Son tanburun dış çapı;15.50 m.
Tanbur duvarının kalınlığı;2.80m.
Kulenin tüm yüksekliği ;33m.
Hisarpeçeyi koruyan büyük kuledir.
Diğer 2 büyük kule gibi yuvarlak değil,12 köşelidir.
Kule 1 bodrum,topraklı bir zemin katı,6 kat bir birinci ve ikinci seğirdim yerinden oluşur.
30.000 m2'lik bir alanı kaplayan hisarın iç avlusunda
XVII ve XIX y.y'lara ait toplar ve taş gülleler sergilenmekte.




O gün şansımıza Halil Paşa kulesinin kapısı açıktı.
Bizde içeriye girdik ama biraz ürkütücü ve ıssız olduğu için 2 dakika durup, hemen çıktık.
2 dakika konusunda ciddiyim, resimlerin çekiliş saatlerine baktım 16.02'de girip,
16.04'te çıkmışız : )


Girişte sağ tarafta, kuleye çıkmak için merdivenler vardı ama
kilitliydi, açık olsada gireceğimi hiç zannetmem, zifiri karanlıktı.
Ben fotoğraf makinasını parmaklıkların arasından uzatıp, flaşla merdivenleri çektim.

Sol tarafta Abdülmecit zamanından kalma küçük bir havan topu vardı.

Kulenin iç kısmı tavana kadar sanki hiç ara kat yokmuş gibi bomboş.
Sanırım çıkan yangın ve afetlerden geriye kat bölümleri kalmamış.
Daha önce hiç bir yerde kulenin içini gösteren bir resim yada belgesel tarzı bir şey seyretmediğim için iç kısmı beni oldukça şaşırttı.
İç kısmı dıştan göründüğünden daha haşmetli görünüyor.

Kulenin, zamanın pek kuvvetli olmayan gemi toplarına karşı korunmasına fazla önem verilmemiş, her tarafına duvarları incelten boşluklar yapılmaktan çekinilmemiştir.
Ayrıca 1. seğirdim yeri top tab'iyesine uygun olmakla birlikte, top mevzileri olup, olmadığı belli değildir.
Ortamı spot ışıklarla aydınlatıyorlar ama yinede bir loşluk var, bütün resimleri flaşla çektim.

Bu arada kulenin içinde hatırı sayılır miktarda kuş var .


*Kulenin kapısında gönye burun kesilmiş silmeli Bizans söveleri vardır.
Girer girmez sağda katlara çıkan merdiven başlar, soldan bodruma inilir.
*Bu bilgiler kulenin girişinde ki yazıdan alınmıştır.

Rumeli Hisarı gezimizin sonuna geldik.
Mehter Marşını nasıl bilirsiniz?
İki ileri bir geri dediğinizi duyar gibi oluyorum.
Bir önce ki Rumeli Hisarı yazımızın sonunda ki videoda klasik bir Mehter marşı vardı.
Bu sefer ki videomuzda görüntüler aynı fakat Mehter marşı remikslenmiş olarak oldukça hareketli bir ritmde.
Müziğe uygun olsun diye bazı resim geçişlerini de değiştirdim.
İyi seyirler;


You Tube;


Yeni bir gezi de görüşmek üzere!....

26 Mayıs 2007 Cumartesi

RUMELİ HİSARI

4 Mart 2007 Pazar günü, evde canımız sıkıldı "nereye gitsek?" diye düşünürken,
internete girip, araştırma yaptık.
Karşımıza "Rumeli Hisarı Müzesi" çıktı.
Açıkçası hisarın müze olarak geçtiğini bilmiyordum.
Tamam tarihi eser ama müze olduğunun farkında değildik.
"Semtte bize uygun, karşıya geçmemize gerek kalmayacak" diye düşünüp, yola çıktık.
Biz yoldayken yağmur başladı, yine de fikrimizden dönmedik, yola devam ettik.
Rumeli Hisarı'na vardık ama arabayı park edecek hiç bir yer yok,
hisarın tam yanı başında belediyenin park alanı var ama çevre cafe ve restoranlara gelenlerin arabası parkı bırakın, yaya kaldırımlarını bile doldurmuşlar.
Sağolsun eşim "siz gidip, gezin, gerekirse ben arabayla turlayıp, bir yerde dururum" dedi.
Daha sonra eşim arayarak, Baltalimanı kemik hastalıkları hastanesinin önünde bizi beklediğini söyledi.
Hisar'dan hastanenin önüne kadar oldukça uzun bir yol var.
Çok az bir yolda rahat yürüdük, yolun çoğunda kaldırımlar ultra lüks arabalarla işgal edildiği için yol kenarından gitmek zorunda kaldık.
Kaldırımları yayalar değil, lüks arabalar park alanı olarak kullanıyordu.

Müze gezimize dönersek;
Arabadan inip, hisara girdik.
Giriş ücreti makul fiyatlarda, öğrenci bedava, tam 5 milyon.
Hisar girdiğimizde bomboştu, ortamda çok farklı-değişik bir atmosfer var.
Her an bir yerden Cüneyt Arkın önünüze çıkacakmış gibi bir hisse kapılıyorsunuz.
Keşke eşim de görebilseydi, Cüneyt abiyi ve bu tür filmleri çok sever.
Biz kızımla oradan oraya heyecanla dolaştık ama yerler yağmur yüzünden ıslak ve kaygandı.
Yerlerin kayganlığı yüzünden üstte ki burçlara çıkmayı aklımıza bile getirmedik.
Burçlara merdivenlerden çıkıyorsunuz, merdivenler dar ve korkuluk yada tırabzan gibi bir şey de yok.
Bizde aşağıda ki kıyıda-yol kenarında bulunan Halil paşa burcunun yanında ki küçük burca çıktık.
En fazla 20-25 merdiveni olan bu küçük burç bile ıslak zeminde yukarı çıkmamakla bize doğru karar verdiğimizi kanıtladı.
Zamanın da üstelik savaş ortamında bu küçücük ve tehlikeli merdivenlerde askerler nasıl inip, çıkıp görev yapmış şaşıyorum.
Allah başta Fatih Sultan Mehmet'e ve bütün askerlerine gani gani rahmet eylesin.
Bu arada tesadüfen benden 1 gün önce Rumeli Hisarına giden ve büyük bir cesaretle üst taraflara da çıkmayı başaran blogcu arkadaşım gezimanya'nın da yazı ve resimlerini görmenizi isterim.

Üst taraf ki burçlara çıkamadık ama şansımıza girişte ki Halil Paşa burcunun kapısı açıktı.
Bizde içeri girip, resimlerini çektik.
Daha önce burcun içinin resimlerini bile görmemiştik.
Bir sonra ki yazımız da burcun içinin resimleri olacak.
Bu yazı ve resimleri yayınlamak 4 mart'tan beri, bugün-yarın derken,
sonra da İstanbul'un fethine yaptığı katkıları düşünerek,
İstanbul'un fethine yakın yayınlarım diyerek bugünlere kaldı.

RUMELİ HİSARI;
İstanbul-Sarıyer'de bulunan Rumeli Hisarı,
30 dönümlük bir alanı kapsamaktadır.
Anadolu Hisarı'nın karşısında İstanbul Boğazı'nın
600 metrelik en dar ve akıntılı kısmında,
uzaktan bakıldığı zaman eski harflerle
"Muhammed " biçiminde okunacak şekilde inşa edilmiş bir hisardır.
139 gün gibi kısa bir sürede tamamlanan hisarın üç büyük kulesi,
dünyanın en büyük kale burçlarına sahiptir.
Rumeli Hisarı'nın adı Fatih vakfiyelerinde Kulle-i Cedide; Neşri tarihinde Yenice Hisar; Kemalpaşa zade, Aşıkpaşazade ve Nişancı tarihlerinde Boğazkesen Hisarı olarak geçmektedir. Bu adı Dukas "Kefalokoptis" biçiminde kullanmışsa da, ondan başka hiç kimse bu adı kullanmamıştır.
Hisarın inşaasına 15 Nisan 1452'de başlanmıştır. İş bölümü yapılarak her bölümün inşaası bir paşanın denetimine verilmiş, deniz tarafına düşen bölümün inşaasını da Fatih Sultan Mehmet bizzat kendisi üstlenmiştir. Denizden bakıldığında sağ taraftaki kulenin yapımına Saruca Paşa, sol taraftakinin yapımına Zağanos Paşa, kıyıdaki kulenin yapımına da Halil Paşa nezaret etmiştir. Buralardaki kuleler de bu paşaların adlarını taşımaktadırlar.

Hisarın inşası 31 Ağustos 1452'de tamamlanmıştır. Büyük Zağanos Kulesi ile Küçük Zağanos Paşa Kulesi`nde yer alan iki kitabeye göre hisar, takriben dört ay gibi kısa bir sürede yapılmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi`ndeki "Şerh-i Tecriyd-i Ataik" adlı eserde ise eserin 139 günde bitirildiği kaydı vardır.



Hisarın yapımda kullanılan keresteler İzmit ve Karadeniz Ereğli'sinden,
taşlar ve kireç Anadolu'nun değişik yerlerinden ve spoliler (devşirme parça taş)
çevredeki harap Bizans yapılarından temin edilmiştir.
Mimar E. H. Ayverdi'ye göre hisarın yapımında yaklaşık olarak
300 usta, 700-800 amele, 200 arabacı, kayıkçı, nakliyeci ve diğer tayfa çalışmıştır.
60,000 metrekare alanı kapsayan eserin kagir hacmi yaklaşık 57,700 metreküptür.


Dağ Kapısı, Dizdar Kapısı, Hisarpeçe Kapısı ve Sel Kapısı olmak üzere 4 ana ve Mezarlık Kapısı adlı bir tali kapısı vardır. Güneye bakan kulenin yakınında, cephane ve erzak mahzenlerine giden yolların ucunda, 2 gizli kapısı da bulunmaktadır. Biri tıkalı iki su mecrası, ikisi kaybolmuş üç çeşmesi vardır. 
Camiden günümüze yalnızca yıkık minaresi kalmıştır.


Rumeli Hisarı, 1509 depreminde büyük zarar görmüş ancak hemen onarılmıştır. 
1746 yılında çıkan yangında ahşap kısmı harap olmuştur.
Hisar tekrar III.Selim (1789-1807) döneminde onarılmıştır.
Hisarın kulelerini örten ahşap külahlar yıkılınca, kale içi küçük ahşap evlerle dolmuştur.
1953 yılında cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın talimatı ile üç Türk bayan mimar Cahide Tamer, Selma Emler ve Mualla Anhegger-Eyüboğlu hisarın onarımı için gerekli
çalışmaları başlatmış, kale içindeki ahşap evler kamulaştırılarak
yıkılmış ve restorasyon gerçekleştirilmiştir.
Rumeli Hisarı bugün müze ve açık hava tiyatrosu olarak kullanılmaktadır. Hisarda açık teşhir yapılmakta, sergi salonu bulunmamaktadır. Toplar, gülleler ve Haliç'i kapattığı söylenen zincirin bir parçasından oluşan eserler, bahçede sergilenmektedir. Rumeli Hisarı ayrıca İstanbul'un Sarıyer ilçesine bağlı bir semttir. Her yılın yaz döneminde konserlerin başladığı mekan olarak da bilinir.
*Bilgiler bu adresten alınmıştır.

EBUL FETH CAMİSİ;
Rumeli Hisarı'na ilk girdiğinizde karşınıza Ebul Feth camisinin yıkık minaresi ve günümüzde konser sahnesi olarak kullanılan alan çıkıyor. Bu konuda biraz araştırma yaptım,en güzel yazıyı Yeni Asya gazetesinin yazarlarından İslam Yaşar bey kaleme almış, yazının ilk paragrafını yayınlıyorum. 
Yazının devamı burada 
Yarım Asırlık Hasret Hisar ve camii... 
İstanbul’un fethinin ilk alenî hamlesiydi bunlar. Temelleri, 1452 Martında birlikte atılmıştı. Fetih ruhunun orada neşv ü nema bulacak olması hasebiyle cami hemen bitirilmiş ve padişahın da aralarında bulunduğu vezir, ulema, paşa, asker, usta, işçi ve ahalîden müteşekkil muazzam bir cemaat tarafından ilk namaz kılınarak ibadete açılmıştı. Devletin ve milletin kalbi o gün orada birlikte atarak camiyi de âdeta bir kalp hâline getirmişti. O mücessem kalp heyecanla çarptıkça hisarın inşaatı hızlanmış ve dört ay gibi kısa bir zamanda tamamlanmıştı. Böylece cami ve hisar fetih yürüyüşünün ilk merhalesi olmuştu. Cami hisarın içinde yer aldığından Hisar Camii, hisara Boğazkesen Kalesi dendiği için Kale Camii, Fatih yaptırdığı için de Fatih Sultan Mehmed Mescidi diye adlandırılmış ve hepsi de değişik vesilelerle kullanılarak yaşatılmıştı. Fakat o en çok, Sultan II. Mehmed’e ‘Fatihler babası’ mânâsına gelen ‘Ebu’l Feth’ sıfatı verildiği, camiyi de onun yaptırıp vakfettiği için fethi tedai ettirmesinin de tesiriyle Ebu’l Feth Camii adıyla anılmıştı. Bu itibarla İstanbul’da, İstanbul için yapılan ilk İslâm mabedi idi Ebu’l Feth Camii'dir. Nuranî bir anahtar hususiyetiyle Ayasofya’nın kilidinin açılmasına vesile olmuş ve tarihî vazifesini hakkıyla ifa etmişti.Fetihten sonra da hisara hayat veren ve onunla hayat bulan cami, bazen mahkûmların ve muhafızların kırgın ruhlarıyla kaynaşmış, bazen Balkan muhacirlerinin mahzun ruhlarıyla dolup taşmıştı. Ama hiç boş kalmamıştı. Zaman içinde maruz kaldığı felâketler ve beşerî gaileler yüzünden uğradığı tahribatı, birkaç asırda bir gördüğü tamiratla üzerinden atarak ellili yıllara kadar ayakta kalmayı başarmıştı.Böylece İstanbul’un en uzun süre ibadet edilen camii vasfını kazanmıştı.


KULE ve BURÇLAR;
Rumeli Hisar'ının Saruca Paşa, Halil Paşa ve Zağanos Paşa adlarında üç büyük ve Küçük Zağanos Paşa adında bir ufak toplam dört kulesi ile 13 adet irili ufaklı burcu bulunmaktadır. 
Zemin katları ile birlikte Saruca Paşa ve Halil Paşa kuleleri 9 katlı, Zağanos Paşa Kulesi ise 8 katlıdır. 
Saruca Paşa Kulesinin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 7 metre, yüksekliği ise 28 metredir. 
Zağanos Paşa Kulesinin çapı 26,70 metre, duvar kalınlığı 5,70 metre, yüksekliği ise 21 metredir. 
Halil Paşa Kulesinin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 6,5 metre ve yüksekliği de 22 metredir.


Hisarın büyük kuleleri birleştiren çevirme duvarlarının kuzeyden güneye uzunluğu 250 metre, doğudan batıya uzunluğu ise 125 metredir. 
Kuleler arasında ki burçlar savunma amaçlı kullanılmak için yapılmış.
Burçlar yapılırken öyle bir yapılmış ki her biri tek başına hisarı koruyacak güçteymiş. 

Kulenin biri düşman eline geçse diğerleri ile savunmaya devam edebileceklermiş. 
Bir savunma önlemi olarak da seğirdim yolu bütün hisarı çepeçevre dolaşacak şekilde yapılmamıştır. Bütün burçlarda kesintiye uğrar. 
Böylelikle düşman beden duvarını bir noktadan aşıp seyirdim yoluna ulaşırsa, her iki yönde ilerleyebilmek için de karşısına çıkan bir burcun içinden geçmek zorunda kalacaktır.


PROJEDE Kİ BENZERLİK;
Peygamber efendimizin ismi şerif-i’ni Rumeli Hisar'ının projesiyle karşılaştırdığımızda
resimde görüldüğü gibi sağ üste ki kule mim harfi, sol üsteki kule dal harfi,
deniz kıyısındaki kule mim harfi,
iki mim harfi arasında da ha harfine benzetildiği görülmektedir.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettiği zaman yaptırdığı Rumeli Hisarı,
uzaktan bakıldığı zaman eskimez harflerle "Muhammed" biçiminde 
okunacak şekilde inşa edilmiştir.
Fâtih , hisarın duvarlarının Arapça "Muhammedi" kelimesi seklinde
olmasını istediğinden planını da ona göre tasarlamıştı.
Buna göre her "Mim" (M) harfinin yerinde bir kule bulunmasını arzuluyordu.
Kulelerden ikisi, birbirinin yanında ve burunun eteğinde idi.
Üçüncüsü denize daha yakındı.
"H" ve "D" harflerinin bulundukları yerlerde istihkamlar yapıldı.

*Bu yazı bu adresten alınmıştır.

Hisarın sadece merdivenlerinin tehlikeli olduğunu zannediyorsanız, yanılıyorsunuz.
Biz kıyıda ki Halil Paşa burcunun yanında ki küçük burçlara çıktık.
Burçların tam ortası su kuyusu gibi açıktı.
Attığınız her adıma dikkat etmeniz şart.

Artık Muhterem'le Geziye'nin olmazsa olmazlarından video klipler bu yazımız da da mevcut.
Rumeli Hisarı'nda çektiğim video ve resimlerden, mehter marşı eşliğinde hazırladığım video klibi izleyebilirsiniz.

Dailymotion;

Rumeli Hisarı
Yükleyen muhteremlegeziye

You Tube;

*Bir sonra ki yazı ve resimlerimiz yine Rumeli Hisarı'ndan olacak.
Resimlerde Halil Paşa yada Bayrak kulesi diye bilinen kulenin içinden çekilmiş resimler de olacak.

Yeni bir gezi de görüşmek üzere....

23 Mayıs 2007 Çarşamba

ARABA VAPURUNDAN BOĞAZİÇİ 2.BÖLÜM

Araba vapurundan Boğaziçi konulu yazımızın 2. bölümündeyiz.

Hava güzelse geminin içinde oturmayı hiç kimse istemez,

tabii hergün bu güzergahı gidip gelmekten bıkmış olanlar hariç.

Ben ara sıra feribota bindiğim için, iç kısımda hele arabanın içinde oturarak,

yolculuk yapmak istemem.

Korkuluklara yaslanıp, denizi seyrederek yolculuk yapmayı çok severim.

Geminin 4 bir tarafından ayrı bir manzara görünüyor,

nereden isterseniz oradan seyredin.

Son gidişimizde rüzgara dayanamayan eşim ve kızım,

içeriye girip çay içmeyi tercih ettiler.

BOĞAZİÇİ'NDE Kİ BALIKÇILAR;

Yol güzergahında ilk balıkçı teknesini görünce, "acaba başka var mı?"

diye düşünüp, geminin diğer tarafına geçtim.

Balıkçı tekneleri denizin üzerine tesbih taneleri dizilmişti.


Dalgaların etkisiyle tekneler bir sağa bir sola yatıp, duruyor.

Balıkçılar, küçücük tekneyle o dalgaların arasında gayet rahat hareket ediyorlar.


Geçen hafta atv haberde Boğaz'da ki istavrit akınıyla ilgili bir haber vardı.

Bu günlerde 10-15 gün sürecek bir istavrit akını başlamış.

İstavrit'ler Yunus balıklarının etkisiyle Boğaz'a gelmişler.

Muhabir en iyi balığın nereden tutulabileceğini sordu.

Balıkçı da "Sarayburnu açıkları" dedi.

Niçin balıkçıların tesbih tanesi gibi Sarayburnu

açıklarına dizildikleri anlaşıldı.


Bu resimleri çektiğim gün (3 Nisan 2007) denizin üzerinde

sisli bir hava vardı.


Bu arada değişik bir İstavrit tarifi öğrenmek isterseniz,

Muhteremle Afiyetle sayfama uğrayıp,İstavrit dolması ve Körili İstavrit tarifini görebilirsiniz.


Bir önce ki ve bugünkü yazımızda yer alan resimlerden ve yayınlamadığım

diğer resimlerden oluşan görüntüler ve

Yaşar'ın seslendirdiği "Ah, o gemide bende olsaydım" şarkısı

eşliğinde hazırladığım video klibi izleyebilirsiniz.


Dailymotion;



Araba Vapurundan resimlerle Boğaziçi

Yükleyen muhteremlegeziye


You Tube;

Yeni bir gezi de görüşmek üzere....

Blogcu'da ki yorumlar;


4 Yorum

15 Mayıs 2007 Salı

ARABA VAPURUNDAN BOĞAZİÇİ

Avrupa yakasından Anadolu yakasına yada Anadolu yakasından

Avrupa yakasına geçerken, hep köprüyü mü kullanırsınız?

Bir değişiklik yapın ve bir seferde araba vapuruyla

yani feribotla karşıya geçin.

Denizin ve manzaranın keyfini çıkarın.

Hele yaz aylarında püfür püfür esen rüzgarı içinizde hissedin.

Biz genelde Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçeceğimiz zaman,

Harem'e gelip,vapura biniyoruz ve Sirkeci'ye kadar vapurla karşıya geçiyoruz.

Arabanızı vapura park edin,

dışarı çıkıp manzaranın tadını çıkarın.

Bırakın feribot sizi karşıya geçirsin.

İlla arabanızın olmasına gerek yok,

otobüs bileti fiyatına yaya olarakta arabalı vapurdan faydalanabilirsiniz.

Ücretlere gelirsek;

Otomobil için; 4 Ytl + Şoför hariç,arabada ki her yolcu için;1.30 Ytl.

Yaya olarak binecekseniz; Jeton:1.30 Ytl ,Tam Akbil: 1.25 Ytl,

İndirimli Akbil:0.80 Ytl.

Bu resimleri saat 17'den sonra çektim.

Güneş ışıkları dalgaların üzerinde harika yansımalar yapıyor.

Sarayburnu karşımızda, İstanbul denilince akla gelen muhteşem siluet,

Ayasofya-Topkapı Sarayı-Sultanahmet Camisi.

Bu resimde görünen siluette ise Beyazıt Yangın Kulesi ve
Süleymaniye Camisi var.

Boğaz'da gezi tekneleri,şehir hatları vapurları,

balıkçı tekneleri hiç eksik olmaz.

Geminin sağ tarafında durup,manzaraya bakarsanız

Boğaz köprüsü-Kız Kulesi-Taksim,Şişli,Levent civarında ki

gökdelenleri görürsünüz.

Sol tarafa geçtiğiniz zaman yukarıda resimlerini gördüğünüz

Sarayburnu taraflarını görürsünüz.

Kız Kulesi,denizin ortasında arz-ı endam ediyor ama

Marmaray projesi yüzünden çevresi inşaat alanına dönmüş durumda.


Yavaş yavaş kıyıya yaklaşıyoruz,bizi yaklaşık 400 yıl önce yapılan

tarihi Sepetçiler Kasrı karşılıyor.

Biz Avrupa yakasında Sirkeci'ye yaklaşırken,

diğer feribot'ta Anadolu yakasına Harem'e doğru hareket ediyor.

Bu yazının ve resimlerin sonu gelmez,onun için bir sonra ki

yazımızda da yine birbirinden güzel boğaz manzaraları yer alacak.

Bu yazımızı da videosuz bırakmayalım ama bu video farklı

dönemlerde çektiğim kısa video görüntülerinden oluşuyor.

Videolarda denizin rengine dikkat edin,

masmavi ve parlak olduğu görüntüleri geçen yıl Ağustos ayında çektim.

Videonun sesini kapatmadım, müzik eklemedim.

Tüm doğallığıyla, denizin dalga sesleri-vapurun motor sesleri-

yolcuların sesleri : ) olduğu gibi bu klipte.....

Dailymotion;

Gemiden Boğaziçi videoları
Yükleyen muhteremlegeziye


You Tube;


Blogcu'da ki yorumlar;
5 Yorum