15 Ağustos 2007 Çarşamba

KASTAMONU 2007

Bu yıl ki yaz tatilimizde Kastamonu'nun merkezinde de biraz vakit geçirdik.
1 saatlik molamızda çektiğim resimleri bu yazı da görebilirsiniz.

HÜKÜMET KONAĞI MEYDANI;
1942’de dönemin valisi Avni Doğan’ın talimatıyla yapıldı.
Meydanda Milli Mücadele yıllarında cepheye cephane taşırken küçük çocuğuyla birlikte şehit olan Şerife Bacı anıtı bulunuyor.
Yanı sıra Kurtuluş Savaşı’nda şehit olan Türk askerlerinin de anıtı var.
Şehrin tam merkezinde ve ağaçlarla çevrili olması nedeniyle dinlenme alanı olarak kullanılıyor.
Güneyinde mimar Vedat Tek tarafından yapılan tarihi hükümet konağı, güneybatısında tarihi defterdarlık binası, batısında Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi, kuzeyinde Kastamonu şehir merkezi ve 100 metre ilerisinde Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı’nı ilk kez okuduğu 600 yıllık Nasrullah Camii bulunuyor.


Kastamonu Hükümet Konağı; 
Çevresindeki 19- yüzyıl anıtsal kamu yapılarıyla birlikte geçmişe ait bir panorama oluşturan Hükümet Konağı 1902 yılında ulusal mimari akımının kurucusu Mimar Vedat Tek tarafından yapılmıştır.
Zemin üstüne iki kat olarak yapılan bina, stil açısından batı klasizmi ile dış duvar süslemeleri ve pencere şekillerindeki Osmanlı oryantalizminin bir eklektizmini taşımaktadır.
Yapı 102 senedir hem işlevini değiştirmeden hem de ciddi bir anlamda bir restorasy­on geçirmeksizin günümüzde Kastamonu'nun yaşayan sembollerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.





Şehit Şerife Bacı Anıtı;
Çanakkale Savaşlarından başlayarak Milli Mücadele yıllarında artarak devam eden Kastamonu insanının göstermiş olduğu yararlılıklar nedeniyle, Mustafa Kemal Atatürk 1925 yılı 23 Ağustos günü Kastamonu İnebolu ilçesinden başlatmış olduğu "Şapka ve Kıyafet İnkılâbı" ile onurlandırmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk'ün bu inkılâbı gerçekleştirmek için seçtiği yer; milletini seven geleneklerine bağlı ve uygar Kastamonu halkının arası olması tesadüfi değildir.
Türkiye'de bir ilk ve tek olarak T.B.M.M. tarafından 9 Nisan 1924 tarihinde İnebolu ilçemiz Mavnacılar Loncasına verilmiş olan Beyaz Şeritli İstiklâl Madalyası ve Vesikası'da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilimize vermiş olduğu yüksek onurlardan bir diğeridir.
Milli Mücadelede hiç işgal görmediği halde verdiği şehit sayısı ile en fazla şehit verenler sıralamasında üçüncü il olan Kastamonu'nun Milli Kurtuluşa vermiş olduğu destek her anlamda büyüktür.

Kastamonu Cumhuriyet Meydanı’nda, Cumhuriyetin kuruluşundaki mücadeleyi tanımlayan heykel grubu ile Kurtuluş Savaşı sırasında Kastamonu’lu kadınların İnebolu’dan Ankara’ya kağnılarla silah ve malzeme taşımalarını simgeleyen bu anıt, ünlü heykeltıraş Devlet Sanatçısı Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından yapılmış ve 1990 yılında açılmıştır.








Kastamonu Üniversitesi Rektörlüğü.

Kastamonu Kalesi;
Kastamonu’nun güneybatısındaki sırtta, 112 m. yüksekliğindeki kayalık bir tepede bulunan Kastamonu Kalesi Bizans İmparatoru Komnenos döneminde, XII.yüzyılın sonlarında yaptırılmıştır.
Kalenin şehri kuşatan ve vadiye kadar inen dış surları günümüze gelememiştir. Yalnızca dış sur duvarlarına ait bir kule parçası bugün ayaktadır.
İç Kale Bizans döneminde yapılmış olmasına rağmen günümüze gelen bölümler Candaroğulları zamanında yapılmıştır.
Osmanlı döneminde onarılan bu kale 27 Kasım 1943 depreminde büyük zarar görmüştür.
Kale 115 m. uzunluğunda, 30-50 m. genişliğinde, dikdörtgen planlıdır. İlk yapılışında 15 büyük burç ve kule ile güçlendirilmiştir.
Yapımında taş, kireç ve ağaç hatıllar kullanılmıştır. Kapı söveleri, tonozları ve kemerleri kesme taştan yapılmıştır. Yuvarlak burç ise, kiremit ile örtülmüştür.
Kalenin birinci ve ikinci kapıları basık kemerlidir. Burada sivri kemerli tonozlar bulunmaktadır.
Kaleye kuzeydoğudaki dik bir yoldan çıkılmaktadır. Buradaki dikdörtgen bir burcun koruduğu kapının 50 m. kuzeyinde ikinci bir kapı daha bulunmaktadır.
İki kapı arasındaki yol, burçlarla korunmuştur.
Kale içerisinde çeşitli yapıların kalıntıları bulunmaktadır.
Kastamonu Kalesi hakkında hazırladığım bol resimli yazı için tıklayın

Kastamonu Saat Kulesi;
Kastamonu Hükümet Konağı'nın arkasındaki, şehrin doğusunda bulunan yamaç üzerindeki Saat Kulesi'ni Kastamonu Valilerinden Abdurrahman Nureddin Paşa 1884-1885 yıllarında yaptırmış ve saatini de Avrupa'dan getirtmiştir.
Saat Kulesi kare bir kaide üzerinde 12 m. yüksekliğindedir. Açık sarı ve açık yeşil renkte kesme taştan yapılmıştır. Yuvarlak kemerli bir kapı ile içerisine girilen kule, içten iki katlıdır.
Dört yöne de yuvarlak ve geniş pencereler açılmıştır. Katlar arası dışarıya taşkın silmelerle belirlenmiştir.Kulenin ikinci katında bulunan saatin malzemeleri ve onun üzerinde de çanı bulunmaktadır. Kulenin üzeri piramidal bir külahla örtülmüştür.
Kastamonu Saat Kulesi hakkında hazırladığım bol resimli yazı için tıklayın



Nasrullah Meydanı ve Camii; *Resim caminin şadırvanına aittir.
Nasrullah Camii; İl merkezinde, çarşının ortasındadır. 1506'da kadı Yakuboğlu Nasrullah tarafından yaptırılmıştır. 
Osmanlılar döneminde yapılmış ilk camidir. 1746, 1875 ve 1945'te onarım görmüştür. Kesme ve moloz taştan yapılmış olan caminin son cemaat yeri 10 sütun üzerine binen 7 kubbeyle örtülmüştür. 
Ana mekân ise dört köşeli altı ayak ve kemerler üzerine oturan dokuz kubbeyle örtülüdür. Minare camiden ayrı yapılmıştır.


Nasrullah Köprüsü
Bir adı da “Kambur Köprü” olan Nasrullah Köprüsü, Kastamonu il merkezinde, Nasrullah Camisi’nin yakınında, Karaçomak Deresi üzerinde bulunmaktadır.
Köprü Nasrullah Camisi ile birlikte 1501 yılında yapılmıştır.
Nasrullah Kadı’nın hayratıdır.
Kesme taştan yapılan köprü beş gözlüdür.
Uzunluğu 40.00 m., eni 4.00 m.dir.
Kemer gözlerinin en büyük açıklığı 12 m., yanlardaki gözler ise 8,5 m.dir.
Zamanla cami tarafındaki bir gözü ile onun karşısındaki iki gözü iptal edilmiş ve bugün iki gözlü olarak kalmıştır.
Köprü çeşitli zamanlarda onarılmış, ilk defa Dursun Usta tarafından onarıldığı Şer’i ye Sicillerinden öğrenilmektedir.
Daha sonra 1703 tarihinde bir kez daha onarılmıştır.
Son olarak da 1946 yılında onarılmış ve köprünün iki başına merdivenler yapılmıştır.



*Kastamonu Üniversitesi ve Kuzeykent'in havadan çekilmiş resmi internetten alınmıştır.

Kastamonu Üniversitesi'nin giriş kapısı.


Kuzeykent Ulu Camii


Yaralıgöz Dağı




Yeni bir gezide görüşmek üzere....

11 Ağustos 2007 Cumartesi

TATİL ve YOLCULUK

Tatil bitti, artık İstanbul'da evimizdeyiz.
Bizim için tatil demek, yaz aylarında Kastamonu
'ya- Abana'ya-
İnebolu'ya ve Çatalzeytin
'e bağlı olan köyümüze gitmektir.
Bundan şikayetçi miyiz; Hayır!
Mis gibi havası ile ciğerlerimize, muhteşem manzaraları ile gözlerimize,
taptaze meyve ve sebzeleri ile midelerimize bayram yaptırdık
Sıla-i Rahim yaptığımız için akrabalarımızı da görmüş olduk.
Denizse deniz, ormansa orman, manzaraysa manzara bunların hepsini
memleketimde bulabiliyorsam, tatil için uygun bir yerdir.
Biz Ağustos sonu gibi gitmeyi düşünüyorduk ama eşimin işlerinde 10
günlük bir ara oluşunca,
bir daha bu fırsatı bulamayız diyerek apar topar yolcu olduk.
Hep bir koşuşturmaca içindeydik.
Görülecek yerler, ziyaret edilecek akrabalar çok olunca,
İsmail köyünün daha çok resmini görmek isteyen hemşehrilerimin
isteğini yerine getiremedim.
Köyün bu senede resimlerini çektim ama farklı yerlere gidemedim.
İnebolu'ya hiç gidemedik. İneboluda ki abimiz Abana'da ki evindeydi onu orada ziyaret ettik.
Abana'da ki kivi bahçesine
çıkmak bu sene kısmet olmadı ama
köyde ki bütün meyvelerin resmini çektim : )



YOLCULUK;
Yolculuk Cumartesi gününe denk geldi, sabaha karşı 3 gibi yola çıktık.
Her şey yolunda güle oynaya Bolu'ya kadar geldik.
Abim de yanımızdaydı, abim"nostalji yapıp, Bolu dağından gidelim" dedi.
Bizde "bize uyar, gidelim" dedik. Dağda bizi yoğun bir sis karşıladı.
Gayet temkinli bir şekilde dağı aştık.
Bolu dağının eski yoğunluğu yok, herhalde daha çok Bolu tüneli tercih ediliyor.

Tam sisi ve dağı atlattık derken, muazzam bir trafiğe takıldık.
Bunca yıldır gidip, geliriz ilk defa böyle bir trafikle karşılaştık.
Cumartesi olduğu için trafik var diye düşündük.
İnsanlar arabalarından inip yol kenarında yürümeye başladılar.
Her kafadan bir ses çıkıyordu, en kötü ihtimal büyük bir kaza olduğu üzerineydi.
Merak edip, ileriye bakmaya gidenler yolun ucu bitmediği için geri döndüler.
3 kilometreye yakın bir kuyrukta neredeyse 2.5-3 saat geçirdikten sonra sorunun gişelerin OGS için ayrılan bölümüne giden yolun OGS'si olmayan arabalarla dolması ve OGS'yi görünce yan tarafa geçmek için manevra yapmaları yüzünden olduğunu gördük.
Bizim OGS'miz olduğu halde gişelerde o kuyruğun bitmesini, önümüzde ki araçların kendi şeritlerine dönmesini bekledik.

LÜTFEN;OGS'niz yoksa paralı köprü ve yolların gişelerine yaklaşıyorken sol şeridi değil diğer şeridi kullanın "Trafik işaret ve işaretçilerine uyun"



Öğlen 13.30 'da Kastamonu'ya vardık.
Hemen Şerife Bacı anıtının ve Valilik binasının bulunduğu alanda
resimler çektim, biraz dinlendik.
Eşimin yeğeni ile görüştük, tekrar yola çıktık.
Biz memlekete gideceğimiz zaman bizi en çok Kastamonu'dan sonra
gideceğimiz yol korkutur.
Artık iyice yorulmuşsunuzdur ve keskin virajlı, bir tarafı uçurum olan yollarda yola devam edeceksinizdir.


Yaralıgöz dağının altında ki mesire yerinde biraz dinlenmeye karar verdik.
Pek çok insanın dinlenmek için tercih ettiğini ama çöpleri konusunda pek hassas davranmadığını gördük.
Geçenlerde
gazetelerde"Ağrı dağının zirvesinde çöp zirvesi" konulu bir yazı çıktı.
Ağrı dağının zirvesine giden yollar bile çöp doluymuş.
Tatilden önce oğlum ve kızımla gittiğimiz Boğaz turunda Yoros Kalesi'ne çıktık,
inanın kalenin içi ve çevresi de içler acısı çöp birikintileriyle doluydu.
Yani bu sorun ne Kastamonu'nun ne Ağrı'nın ne de başka yerlerin sorunu.
Bu sorun insanlarımızın sorumsuzluğundan kaynaklanıyor,
çöpünü giderken yanına almak niçin bu kadar zor geliyor anlamıyorum.
Bu vatan bizim derken onu her açıdan sahiplenmeye ne dersiniz?

Üstteki resim; Abana Deniz Feneri ve Limanı 
Akşam 16.30 gibi Abana'ya vardık.
Abana şenliklerinin 2. günüydü ama akşam yorgunluktan gözüm hiç bir şeyi görmedi.
O akşam çarşıya da, şenliğe de gitmedim.



Ertesi gün şenliğin 3. günüydü bizde şöyle bir dolaşalım dedik ve
niyet çeken tavşan ve yavrusunu gördük, çok tatlıydılar.
Bu sene şenlikler sanatçı açısından sönüktü,
havai fişek gösterileri de olmasa iyice sönük kalacaktı.
El sanatları çarşısı ve diğer hediyelik eşyalar çok güzeldi.



Köyümüze sık sık gittik, neredeyse 10 günlük tatilin 5 günü köyde geçti. 
Bildiğim yerler dışında fazla bir yere gidemedim.
Eşimin abisinin ve ablasının bahçelerinde dolaştık.
Bahçelerden bol bol meyve ve sebze resimleri çektim.
Issız, fazla keşfedilmemiş yerlerden bol bol böğürtlen toplayıp, yedik.

Bakınız; Muhterem'le Geziye - Çatalzeytin-İsmail Köyü


Abana-köy derken 10 gün doldu ve dönüş yolculuğuna çıktık.
Yolda eşimden Abant'a gidelim önerisi geldi, kaçırır mıyız tabi ki kabul ettik.
Bu bizim için 20 km. gidiş-20 km. dönüş-hemen hemen 10 km. gölün etrafı derken 50 km'ye yakın fazla yol ve 2-3 saatlik yolculuk süresinin uzaması demekti ama her şeye değdi.
Abant genelde kış görüntüleriyle hatırlanır ama yaz aylarında da ayrı güzelmiş.

Gölün üzerinde ki nilüferler ve ortam harikaydı.
Bakınız; Muhterem'le Geziye-Abant

2 saat kadar Abant'ta gezdik, yemek yedik, saat 15'te tekrar yola çıktık.

Bu sefer Bolu Tünelinden gitmeye karar verdik.
Bolu Tüneli çok haşmetli ve güzel bir yer olmuş.
Allah herkese kazasız-belasız-hayırlı yolculuklar nasip etsin İnşallah.



İstanbul'a saat 18 gibi girdik ama Gebze'de ki yol yapım çalışmaları ve
trafik bizi iyice bunalttı.
Köprüye doğru yol almış giderken, üzerimizden yangın söndürme uçakları geçiyordu meğer o gün Kavacık-Çavuşbaşı ve Pendik'te orman yangınları çıkmış, onları söndürmek için uğraşıyorlarmış.

Bu yazı her öğrenim döneminde öğretmenlerin 1. gün ders olarak verdiği "tatilde neler yaptım" konulu kompozisyona benzedi : )
Ayrıntılı resim ve yazıları daha sonra yayınlayacağım.

Yeni bir gezide görüşmek üzere....