15 Ekim 2008 Çarşamba

DOĞAL MANTARLAR

Bayram tatilinde köye gitmenin en güzel tarafı bu mantarlar oldu.
2 gün yağan yağmur sonrası çevremizde pek çok mantar çeşidi gördük,tabi mantar bilinmedikten sonra oldukça tehlikeli bir yiyecek.
Bir bilene sormadan, kendimiz hiç bir mantarı toplamadık ve yemedik.
Ben zaten yemenin değil, resimlerini çekmenin derdindeydim.
Mantarlar hayrete düşüren yapıları ve görüntüleri ile beni hep büyülemiştir.
Keşke daha çok çeşitte mantar görüp, resimlerini çekebilseydim.
Bazısı koparılmış olarak önüme geldi, onları da toprakta ki hali ile görüntülemek isterdim.
1. resimdeki mantarlar yağmurdan 1 gün sonra hemen evin önünde çıktılar.
Üzerlerinden araba geçmesin, yada yürüyüşe çıkınca ayaklar altında kalmasın, başlarına bir şey gelmesin diye son güne kadar kızımla gözümüz gibi baktık.

ÇOK ÖNEMLİ NOT;
Bu yazıda gördüğünüz mantarların hepsi yenilebilir özellikte değildir.
Bilmediğiniz mantarları asla yemeyin!
Bilinmeyen mantarlar ölümcül tehlike oluşturabilir!

Üstteki resmi İstanbul'da Yıldız Parkı'nın ormanlık bölgesinde çektim.
Resimde gördüğünüz mantar grubu bir ağacın gövdesinden fışkırırcasına büyümüştü.
O gün resimlerini çektiğim diğer mantarları buradan görebilirsiniz.

Üst resimdeki mantarın Türkçe adını bilmiyorum.
İnternette adı "Puffball" diye geçiyor.
Latince ismi; Lycoperdon perlatum.
Bu mantar büyüyünce üzerinde küçük bir delik açılıyor ve üzerine bastıkça çevreye toz saçıyor.
Kızım tesadüfen bir tane toz saçan buldu ve tozu kalmayıncaya kadar üzerinde zıplayıp, durdu : )

Üst resimdeki mantar; Şemsiye mantarı, Latince adı; Macrolepiota procera, bizde bilinen adı ise Debedort mantarı.

Üstteki mantarın pek iyi bir mantar olduğunu sanmıyorum.
Çıkıntılı benekleri olan mantarlar beni hep korkutur.
Onun için onu hiç ellemiyoruz, o yerinde güzel :)

imparator mantarı
Üst resimdeki mantar; Yumurta mantarı.
Yumurta mantarı ile ilk defa bu yıl tanıştım,daha önce böyle bir mantar görmemiştim.
Adı büyürken aynı yumurta gibi beyaz bir kılıfın içinden çıkıp,kızıl rengini almasından geliyormuş.
Bazı yerlerde adı gelincik mantarı yada imparator mantarı olarak geçiyor.
Onu toprakta iken görmeyi ve resmini çekmeyi çok isterdim ama olmadı,resimde ki mantarlar bize toplanmış olarak geldi.
Piştiği zaman sarı bir su bırakıyor.
Pişirilmiş hâli için,bakınız ; Muhterem'le Afiyetle

Yumurta mantarının doğadaki halinin resmi,resim bu adresten alınmıştır.

ak melki
Bu mantar Kanlıca ile aynı aileden gelen; Ak mantar.
Bazı yerlerde adı "ak melki-koç-koçak mantarı" olarak geçiyor.
Kanlıca mantarı ile aynı ailedenmiş.
Süt gibi bir sıvısı var,mantarın tadının acı olduğu söyleniyor.
Hatta bazı yerlerde adı "biberli" diye geçiyormuş.
Latince ismi; Lactarius piperatus.
Mantar toplamaya çıktığımız gün en çok topladığımız mantar çeşidi bu oldu.
Çürümekte olan yaprakların altında büyüdüğü için temizlemesi biraz zor.
Ak mantar daha önce görmediğim tatmadığım bir mantar türü hele birde "tadı acıdır, tadı pek iyi değildir" dendi o yüzden pişirmeye niyetim yoktu.
Fakat turşusunun tadının çok iyi olduğunu, turşu olarak daha çok tüketildiğini söylediler.
Bende verilen tarifle bu mantarın turşunu kurdum, tarif için bakınız; Muhterem'le Afiyetle

koçak mantarı

Nidulariaes
Gelelim en sevimli mantara,bu mantarı ilk önce kızım farketti.
Ufacık boyutu yüzünden,taşların ve çalı çırpının arasından oldukça zor farkediliyorlar.
Bana çok değişik geldiği için hemen resimlerini çektim,köyde kime gösterdiysem ismini bilmediklerini, belkide mantar bile olmayacağını söylediler ama mantar olduğundan emindim.
İstanbul'a döndüğümde internetten mantarları araştırırken karşıma bu mantarlarda çıktı.
İsmi; Kuş yuvası (bir mantara ismi bu kadar mı yakışır)
Latince ismi; Nidulariaes.

İlk önce boru gibi oluyor, daha sonra üstündeki zarı yırtılıyor ve ortaya içinde yumurtaları olan kuş yuvası şekli çıkıyor.




Bunlarda yine puffball mantarları.


Üst resimdeki puffball gerginliğe dayanamayıp, mısır gibi patlamıştı.
İç kısmı eşyaları korumak için kolilerin içine yerleştirilen köpüklere benziyordu.

kanlıca
Bu iki resimdeki mantar, benim için doğal mantarlar içinde ki en lezzetli mantar olan, Kanlıca mantarı.
Kanlıca mantarı köknar ve çam ağaçlarının altında yetişiyormuş.
Tadı ete benzer, rengi koyu turuncudur ve yıpranan, hava ile temas eden yerleri yeşile döner.


Üst resimdeki mantarlar 1. resimde gördüğünüz mantarların 4 gün sonraki hâli.

Taşların dibinde büyüyen ve patatese benzeyen mantarların cinsini bilmiyorum ama görüntü olarak çok güzeller.




Bu iki sevimli mantar çoğumuzun yabancısı olmadığı basit bir mantar türü.
Bazen hiç ummadığınız bir zamanda saksıdaki çiçeklerinizin dibinde büyüyebilirler.



içi kızıl mantarı
Üstteki resim; İçi kızıl-çayır mantarı olarak biliniyor.


Üstteki mantar yanılmıyorsam; Ayı mantarı.

Bu mantar şekli ile tam bir mantar görünümde.
Oldukça sağlam bir yapısı var.
Rengi sanki ispirtoya düşmüş gibi lila-mavi karışımıydı.
Fakat ismini hiç kimse bilmiyordu, rengi de iyi bir şey olmadığını gösterir gibiydi.
Bizde onu "kötü mantar" sınıfına koyup, attık.

Bu resimdeki mantarlardan sadece ak mantarı ve içi kızıl mantarını aldık.
Diğerlerini bilmediğimiz için, yanımızda da bilen biri olmadığı için attık.



Bu resimdeki mantarlar kır çiçeklerine benziyor.

Bu bir meşe ağacının gövdesi, ilk resmi Temmuz ayındaki tatilimizde çekmiştim.
Mantarın yüzeyi pürüzsüz ve çok güzeldi,yapı olarak da çok sertti.
Ekim ayındaki tatilde gidip görmeyi istediğim şeylerin başında bu mantar geliyordu.
Gördüm ki geçen zaman içinde sertliğini kaybetmiş, pörsümüştü.


söğüt ağacı
Son resimlerimiz bir dinlenme tesisinden.
Karabük-Eskipazar civarında bulunan Söğütlüçeşme Dinlenme Tesisini bilir misiniz?
Şehirlerarası yolculuk yapan pek çok kişinin bildiği Söğütlüçeşme'de, mekana adını veren söğüt ağacının gövdesinde mantar mevsiminde mantar yetiştiğini biliyor muydunuz?

Açıkçası bunca yıldır mola verdiğimiz mekandaki ağacın böyle bir özelliği olduğunu ben bilmiyordum.
Bir yolculuk esnasında annemde yanımızdaydı, annem beni uyararak söğüt ağacının dallarının arasına bakmamı söyledi.
Başımı kaldırıp, yukarı baktığım zaman bu mantar öbeklerini gördüm.
Meğer ağaçta çok uzun yıllardır mantar yetişiyormuş.

Yeni bir gezide görüşmek üzere!.....

8 Ekim 2008 Çarşamba

YOLCULUK

Tarih; 28 Eylül 2008 Pazar
Bayram tatilimizi geçirmek üzere memlekete doğru yola çıkıyoruz ama Pazar gününü seçmiş olmakla ne kadar büyük bir hata yaptığımızı daha İstanbul'dan çıkmadan anlıyoruz.
Yollar sabahın erken saatleri olmasına rağmen oldukça yoğun.
Otobanlar tıklım tıklım, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda soruna tuz biber ekiyor.
Daha Gebze'ye gelmeden 2 trafik kazası görüyoruz.
Öğlen saatlerinde Bolu Gerede'ye yaklaşıyoruz ama trafik yine tıkalı.

Burası kuyruğun tam ortası, önümüzde ki araçları ve döneceğimiz virajı görebilirsiniz.
Artık arabalarda ki yolcular sıkılmaya başlıyor ve pek çok kişi arabalardan inerek yürümeye başlıyor.
İnanın yayalar araçlardan daha hızlı gidiyor.
Akşam haberlerden öğrendiğime göre o gün gişelere giden yoldaki kuyruk 10 km uzunluğundaymış.

Kuyruğun iki ana sebebi var;
1. Yol 4 şeritken Gerede-Karabük-Samsun yol ayrımında şerit sayısı ikiye düşüyor.
2. ve en önemli sebep arabaların çoğunda O.G.S yok, K.G.S. ile geçmeye çalışıyorlar ve gişelere yaklaşıncaya kadar O.G.S şeridinden gidiyorlar.
Onlarla birlikte O.G.S'miz olduğu halde, kendi şeridimiz O.G.S'siz araçlarla dolu olduğu için bizde sıkıntı çekiyoruz.
Gişeye 100 metre kala herkes kendi şeridine girmeye çalışıyor, trafik birbirine giriyor.
Herkesin altında milyarlık arabalar var ama O.G.S için para vermiyorlar.
Alın kardeşim bir O.G.S, takın camınıza sizde rahat edin, bizde rahat edelim.
Yada Otoyollarda ki gişelerin sol tarafı O.G.S'ye sağ tarafı K.G.S' ye ayrılmış, ona göre baştan şeridinize girin.
Bu sorunu geçen yılki yaz tatilimizde de yaşamıştık.
Bakınız; Tatil ve Yolculuk.

Tabi bunca araç ve insanın ihtiyaç molası vermesi gerek, dinlenme tesisleri tıklım tıklım.
Araçlar L.P.G kuyruğuna, insanlar tuvalet ve yemek kuyruğuna giriyorlar.
Baktık ki dinlenme tesisleri çok dolu, bizde benzin istasyonlarında durmaya başladık.
Benzin istasyonları oldukça sakin, hem gaz için, hemde tuvalet için kuyruğa girmenize gerek yok. Üstelik tuvaletleri dinlenme tesislerindeki tuvaletlerden çok daha temiz.

Akşam 18'de Kastamonu'dayız.
Alışveriş yapıp, iftar için bir şeyler alıyoruz.
Devrekani yollarında arabanın içinde iftarımızı açıp, yoğun sis ve karanlıkta Yaralıgöz geçidinden geçip, normalde öğlenden sonra 3 gibi vardığımız köye 7.30-8 gibi ancak varıyoruz.
Ev kapalı olduğu için buz gibi soğuk, hemen sobayı yakıp, çıtır çıtır yanan odunların sesi eşliğinde ısınıyoruz.
Köyde geçirdiğimiz günlerin ve yağan yağmurların hediyesi olan mantar çeşitlerinin resmini bir sonraki yazıda görebilirsiniz.

Dönüş için Pazartesi gününü seçmemizin ne kadar iyi bir fikir olduğunu üstteki resme bakarak anlayabilirsiniz.
6 Ekim Pazartesi günü İstanbul'un kurtuluş günü olduğu için İstanbul'da okullar kapalıydı.
Dönüş için Pazartesi gününü aynı sıkıntıları çekmemek için seçtik.
Çok rahat, bomboş yollarda yolculuk yaparak sağ salim evimize döndük.
Üstteki resim Türsab'ın Kaynaşlı'da ki dinlenme tesislerinde Mudurnu üst geçit restoranından çekilmiştir.

Yeni bir gezide görüşmek üzere !.....