1 Aralık 2009 Salı

BEYLERBEYİ

Beylerbeyi,  İstanbul'un nezih, sakin ve güzel semtlerinden birisidir.
Muhteşem Boğaziçi'ne bakan kıyıları, tepelerden görünen manzaralar değerine değer katar.
Geceleri, Boğaziçi'ne bakan yapılarda ki ışıklandırmalar sayesinde ortaya çıkan, tadına doyulmaz görüntüleri yine bu kıyılardan seyredebilirsiniz.
Görmüş olduğunuz bu resimleri Eylül ayında Beylerbeyi Sabancı Olgunlaşma Enstitüsünün yanında ki parktan çektim.
Bir kaç gün önce yağan yağmurların etkisi ile dereden çamurlu sular denize akıyordu ama yinede manzara çok güzeldi.
Aslında bu manzaraya hiçte yabancı değilsiniz.
İstanbul'da özellikle Anadolu Yakası'nda çekilen diziler bir şekilde bu parkı kullanıyorlar.
Önceleri Küçük Kadınlar, son günlerde de Kapalıçarşı dizisinde bu park ekranlara geldi.
Yaprak Dökümü zaten Beylerbeyi'nde çekiliyor.
Sizi resimlerle başbaşa bırakıyorum.







Kuleli Askeri Lisesi.
Beylerbeyi Bostancıbaşı Abdullah Ağa Camii.
Eve dönmeden önce Otağtepe'ye de uğrayıp, Boğaziçi'ne birde tepeden baktık.

Avrupa Yakası'nda oturduğumuz için az önce aşağıdan baktığımız köprüyü kullanarak karşıya geçerek evimize döndük.

Görüşmek üzere!...

13 Ekim 2009 Salı

BAYRAM TATİLİ 2. BÖLÜM

Bu yıl Ramazan Bayramı'nı köyümüzde (Kastamonu-Çatalzeytin-İsmail Köyü) geçirdik.
Akraba ziyaretleri ve misafirler dışında arada sırada çevrede gezip, resim çekmeye çalıştım.
Bulutlardan anlayacağınız üzere çoğu zaman hava resim çekmeye pek müsait değildi.
Farklı günlerde çektiğim manzara ve çeşitli resimleri de bu bölümde bulabilirsiniz.






Üstteki resmi yine Çatalzeytin'in bir köyü olan Arıca'da çektim.

Bir akşam Abana'ya gitmek için köyden yola çıktığımızda güneş batmak üzereydi.
Abana'ya varıncaya kadar gökyüzü önümüzde muhteşem renkleri ile bize doyumsuz bir manzara keyfi sundu.

Tatil boyunca akraba ziyaretleri ve alışveriş için Abana'ya 3 defa gittik.
Sadece 1 akşam sahile ve meydana indik.

Okulların açılması sebebi ile yazlıkçılar evlerine dönmüşler.
Abana oldukça sakin ve boştu.

Çay bahçeleri de meydanlar gibi boş kalmış.



Bizim köye gittiğimiz günlerde tam ceviz ve kestane zamanıydı.
Pek çok kişi ya kestane-ceviz topluyor yada topladıklarını kılıfından çıkarmaya uğraşıyordu.

Bu elmalar, evin kapısının önünde ki ağaçta yetişiyorlar.













Issız yerlerde dolaşmanın en güzel tarafı, fazla kimse geçmediği için bol bol bulunan bu böğürtlenler oluyor.
Böğürtlenler kızımla yaptığımız kısa gezilerin atıştırmalıkları oldu : )
Bugün toplayıp, yediğiniz böğürtlenlerin yerine yarın ya yenisi çıkıyor yada ham olanlar olgunlaşıyor.



Eskiden bu kuşburnular bu kadar değerlendiriliyor muydu bilmem ama artık kuşburnu marmelat yapılarak, çayı yapılarak değerlendiriliyor.
Bu yıl misafir gittiğimiz yerlerde nefis kuşburnu marmelatları yedik.

Taşların arasında çakıl taşına benzeyen mantarlar, bu yıl gördüğümüz tek mantar grubu oldu.
Oysa geçen yıl çeşit çeşit pek çok mantarla karşılaşmıştık.
Bakınız; Doğal Mantarlar


Yengemin, evin bahçesinde büyüyen dolmalık biberleri, alttaki resimde görünenler de beyaz lahana.
Dolmalık biberler ve körpe pazılardan dolma yaptım.
Evin yanında bahçe olmasının en güzel tarafı, dolmalık iç arttığı zaman bahçeden tekrar pazı koparıp, sarmaya devam etmek.

Görüşmek üzere!...

2 Ekim 2009 Cuma

BAYRAM TATİLİ ve YOLCULUK

Tarih; 17 Eylül 2009 Perşembe.
Bayram tatilimizi memleketimizde geçirmek için, sahurdan sonra İstanbul'dan yola çıktık.
Hafta içi ve bayrama bir kaç gün olduğu için rahat ve kalabalık olmayan yollarda yolculuk yaptık.
NOT;
1. Resim Bolu Tüneli yolunda çekilmiştir.

Yolculuğumuz sırasında özellikle Bolu taraflarında ara sıra sisle karşılaştık.
Neyse ki fazla bir yer sisten etkilenmemişti, daha sonra rahat rahat yola devam ettik.
Öğlen saatlerinde Kastamonu'ya vardık.
Kastamonu'da çalışan oğlumuzla görüştük, köy için alışveriş yapıp, Çatalzeytin'de ki köyümüze doğru yola çıktık.
Kastamonu ile Çatalzeytin'de bulunan köyümüzün arasında ki yolun mesafesi 100 Km.
Yollar çok virajlı olduğu için, birde yol yapım çalışmaları olduğu için hızlı gidilmiyor, 2,5 saatte köye vardık.
Hava soğuk ve yağışlıydı.
Hemen sobayı yaktık, iftar yemeğimizi hazırladık.

Ramazan'da köyde olmanın en zor tarafı, sahura kalkmak : )
Mutfak sobanın yandığı odadan uzakta olduğu için daha soğuk, mutfakta olmaktansa hemen sobanın olduğu odaya geçmek istiyorsunuz.
İlk sahura kalktığımız gece bir daha yatmayıp, güneşin doğuşunu seyrettik.
Gökyüzünün kızıldan maviye dönüşüne şahit olduk.


İlk günlerde hava sisli ve yağmurluydu.


Kızımla en sevdiğimiz şey, evin önünde ki piknik masasında günümüzü geçirip, gazete ve kitap okumak, bulmaca çözmek, yemek yemek, çay içmektir.
İlk günler hava yağışlı olduğu için ne yazık ki bu masada fazla zaman geçiremedik.



Bu yıl köydeki evde yalnız değildik, bahçede "Arap" isminde bir kurt köpeği vardı.
Yabancılara karşı acımasız olsa da yemek verip, kendisine baktığımız için bize alıştı ama yinede ben yanına fazla yaklaşamadım.

Elinizi uzatsanız bulutları yakalayacakmışsınız gibi duran, ufukta da olsa az çok Karadeniz'i gören bu arsaya bu yıl ev yaptırmaya karar verdik.
Köye gittiğimiz zaman eşimin abisinin evinde kalıyorduk.
Abimiz Abana'da yaşadığı için köydeki ev kendimizinmiş gibi rahattık ama insanın kendi evinin olması bambaşka.
Köye ev yapmak pek aklımızda yoktu fakat 2 yıldır köyde çok güzel vakit geçirip, kafamızı dinlediğimiz için bizde köye ev yapalım dedik ve üstteki resimde görünen arsaya ev yaptırmaya başladık.
Hakkımızda hayırlısı olsun diyorum, İnşallah Rabbim evin bittiğini de gösterir ve ağız tadı ile oturmayı nasip eder.

Üstteki resim; İsmail Köyü.
Bayram sabahı oğlum ve bir arkadaşı 3 günlüğüne bizi ziyarete geldiler.
Bayram ziyaretleri, misafir koşuşturması derken 3 günlük bayram tatili göz açıp, kapayıncaya kadar bitti.
Okulların ne zaman açılacağından emin değiliz, Perşembe mi? Pazartesi mi? bilmiyoruz.
İlk günler okulda hiç bir şey yapılmadığını bildiğimiz için (kızımında onayı ile) tatilimizi Cumartesi gününe kadar uzattık.

Bu yıl çardak da ki üzümlerden ikisi kurumuş.
O yüzden çardağın ön tarafı ve üst kısmında fazla asma yaprağı yok.
Birde boyları çok uzayan gül fidanları budanmış ve başka güller dikilmiş.
O yüzden piknik masasının önündeki manzara olduğu gibi ortaya çıkmış.
Çardaktaki üzümlerin geçen yıl ki halini görmek için, tıklayın.

Evin önünde akşamları oturmayı çok istiyorum, evin çevresinde sokak lambaları da yanıyor ama ilerisi çok karanlık olduğu için ve dağa yakın olduğumuz için buna pek cesaret edemiyorum.

Nihayet hava biraz açtı ve gitmemize 2 gün kala kapının önünde ki masada kahvaltı yapabildik.

Köyde olmanın bizim için en güzel taraflarında biriside çıtır çıtır yanan sobanın üzerinde kızartılan ekmekler oluyor.
Hatta eşim daha da ileriye gidip, sobanın üzerinde sucuk bile kızarttı.
Temiz havada insanın iştahı açılıyor galiba : )

Kızımla benim en sevdiğimiz an, biraz abur cubur-kurabiye eşliğinde piknik masasında çay içmek.
Neyse ki son 2 gün de olsa hava açıyor ve masanın ve manzaranın tadını çıkarıyoruz.

10 günlük süre içinde Bayram ziyaretleri ve alışveriş için, Abana'ya 2-3 kere gittik.
19 Eylül akşamı Milli Piyango 19 Eylül çekilişini Abana'da yaptı ve TRT'de bu çekilişi naklen yayınladı.
Abana'dan yapılan yayında kivi yetiştiriciliğinden de bahsedildi ve yeğenlerimiz Yalçın ve Altan Erdoğan'ın yetiştirdiği kiviler ekrana geldi.
Daha önce bu kivi bahçesinden bahsetmiştim, bakınız; Abana'da Kivi Bahçesi.

Üstte ki resim; Yaralıgöz Dağı.
25 Eylül'de Kastamonu'da çalışan oğlumuza gitmek için akşam üzeri yola çıktık.
Yaralıgöz dağının olduğu bölgede yol çalışmaları var ama yinede rahat bir yolculuk yaptık.


Oğlum Kastamonu'da Kuzeykent'te oturuyor.
Kuzeykent Kastamonu'nun son yıllarda gelişen, modern binaların-sitelerin ve üniversite, yurt ve pek çok okulun bulunduğu bir yer.

Tam önümüzde ismi Ulu Camii olan cami var.

Hava kararınca caminin tekrar resmini çektim.
Ay ışığı gibi görünse de yan tarafımızda ki karting pistinin projektörü caminin minaresini aydınlatıyor.

Kastamonu'yu daha önce akşam saatlerinde görmemiştim.
Fazla vaktimiz olmadığı için sadece ışıklandırılan saat kulesinin resmini çektim.
Oğlum bizi yemeğe götürdü, oradan da yeğenimiz Şerife'ye çay içmeye gittik.
Şerife ve eşi çaydan sonra bizi bırakmadı ve o gece yeğenimizde kaldık.
Sağolsun Şerife sabah erkenden bize kahvaltı hazırlayıp, siyez bulguru hediye ederek bizi uğurladı.
Oğlumla da vedalaşıp, İstanbul'a doğru yola çıktık.

Yola çıktığımızda güneş yeni doğuyordu ve ortalık yavaş yavaş aydınlanıyordu.

İstanbul'a dönüşte ilk olarak Araç ilçesinde mola verdik.
Daha sonra Bolu-Gerede taraflarında aynı gün Abana'ya giden abim, ablam ve eniştemle buluştuk.
Biz dönüyorken onlarda 1 haftalık bir tatil için memlekete gidiyorlardı.
Mola yerinde dinlenip, çayımızı içtikten sonra vedalaşıp, aksi istikametlere doğru tekrar yola çıktık.
Bu verdiğimiz son mola oldu ve bir daha hiç durmadan İstanbul'a geldik.

Ve saat tam 14.30'da Boğaziçi Köprüsü'nden giriş yapıyoruz.
Hoş bulduk İstanbul, seni çok özledim...

Bu yazıda bayram tatilimizin kısa bir özetini anlattım.
Devamında daha ayrıntılı resimleri, daha çok manzara ve doğa resimlerini göreceksiniz.
Görüşmek üzere!...