12 Eylül 2009 Cumartesi

EYÜP SULTAN

Muhterem'le Geziye1. resim bu adresten alınmıştır.
Eyüp Sultan Ramazan ayında, mübarek gün ve gecelerde, önemli iş ve sınavların arifesinde, sünnet öncesi, düğün günü, Türk Halkı'nın uğramadan, dua etmeden ayrılamadığı bir mekan.
Manevi atmosferi ile Eyüp Sultan'da günümüzün koşuşturması ve kargaşasından uzak saatler geçirebilirsiniz.
Eyüp Sultan ziyaretinizi bitirdikten sonra teleferikle Piyer Loti'ye çıkıp, şehri şöyle bir kuşbakışı seyredebilirsiniz.
Bakınız; Piyer Loti ve Teleferik


11 Eylül 2009 Cuma

KREATİV BLOGGER ÖDÜLÜ

Gün Işığı blogunun sahibi olan arkadaşım beni Kreativ Blogger Ödülüne layık görmüş.
Çok teşekkür ediyorum.
Benimde 7 arkadaş seçmem gerekiyormuş ama sanırım bu ödülü almayan arkadaşım kalmamıştır.
Pek çok Blog yazarının bu ödülü hak ettiğine inanıyorum.
Hepimiz sayfalarımızı güncel tutmak için yepyeni fikirler üretip, sayfalarımızda yayınlıyoruz.
Onun için bu ödülü emek hırsızlığı yapmadan kendi çabasıyla sayfalarını güncelleyen bütün blog yazarlarına gönderiyorum.

5 Eylül 2009 Cumartesi

YENİ CAMİİ

2006 yılında ilk gezi blogum olan blogcu'da ki Muhterem'le Geziye'de "Eminönü Yeni Cami" başlıklı bir yazı hazırlamış ve elimde ki resimleri paylaşmıştım.
Bakınız; Eminönü Yeni Cami
3 yıl içinde her Eminönü ve Yeni Camii'ye gidişimde çektiğim yeni resimleri ve diğer yazıda olmayan iç mekan resimlerini paylaşmak için güncellenmiş olarak tekrar buraya eklemeye karar verdim.
Orada ki yazıda verilen bilgilerin dışında i.b.b ve Rehber Ansiklopedisinden aldığım bilgileride yine bu yazının içinde bulabilirsiniz.
Resimlerin hepsi bana aittir.

YENİ CAMİİ;
İstanbul'da 1597 yılında temeli atılan Yeni cami, Osmanlı sultanları tarafından yaptırılan büyük camilerin son örneğidir.
İnşaata çeşitli nedenlerle ara verildiğinden tam 66 yılda tamamlanmış, yapımında üç ayrı mimar çalışmıştır.
Yeni Cami Külliyesi inşasının uzun yıllar sürmesi, farklı mimarların yapıda payının olmasına sebep olmuştur.
İlk yapılanmaya Mimar Sinan’ın talebesi Davut Ağa ile başlanmış yapılanmaya Dalgıç Ahmet Ağa’yla devam etilmiş ve tamamlamak yarım yüzyıl sonra Mustafa Ağa’ya nasip olmuştur.

Sultan III. Murat'ın eşi ve III. Mehmet'in annesi olan Venedik asıllı Safiye Sultan, kendi adına bir cami yaptırmak istiyordu.
Bu görevi saray baş mimarı olan Mimar Sinan'ın öğrencisi Mimar Davut Ağa'ya verdi.
Caminin bulunduğu yerde daha önceleri Sirkeci’ye doğru uzanan Yahudi Mahallesi vardı.
Safiye Sultan burada camii yaptırmak isteyince binaların değeri iki misli olarak ödenerek istimlâk edildi.
Davut Ağa, caminin planını çizdi.
Bu, İstanbul'da deniz kıyısında yapılacak olan ilk cami olacaktı.
1597 yılının Ağustos ayında devrin ileri gelenlerinin bulunduğu bir törenle caminin temeli atıldı.
Ancak büyük bir sorun vardı.
Neresi kazılsa sürekli su çıkıyor, tulumbalar ve değirmenlerle suyun boşaltılmasına çalışılıyordu. Davut Ağa, bu engeli aşmakta kararlıydı.
Yarı bataklık ve yumuşak bir zeminde inşa edilen caminin temelleri, uçlarına demir başlıklar geçirilmiş sert tahta kazıkların üzerine oturtulmuştur.
Zemini deniz seviyesinden biraz daha yukarıda (yaklaşık 3 metre) tutulmuştur.
İnşaatta kullanılan taşlar Rodos'tan getirildi.
Yapı birinci kat pencerelerinin hizasına, minare ise birinci şerefeye kadar çıkmıştı ki, Mimar Davut Ağa, bir veba salgını sırasında öldü.
Bunun üzerine Dalkılıç Ahmet Çavuş, inşaatı devam ettirdi.
Ancak 1603 yılında III. Mehmet’in ölümüyle, Valide Safiye Sultan, geleneklere uyularak eski saraya gönderilince inşaat yarıda kaldı ve yaklaşık 57 yıl kaderine terk edilmiş halde kaldı.
Bu süre içinde zamanın tahribatına uğramış, bir yangın sonucu da büyük hasar görmüştü.

Köprülü Mehmet Paşa'nın sadrazamlığı sırasında tahtta bulunan IV. Mehmet'in annesi Hatice Turhan Sultan, bir yangın sonrasında şehri gezerken, caminin bitirilmemiş ve harabeye dönmüş halini görünce camiyi tamamlatmaya karar verdi.
Dönemin mimarbaşısı Mustafa Ağa, Davut Ağa'nın planlarına uygun olarak inşaata başladı ve cami 3 yıl içinde tamamlanarak, bitirildi.
8 Şubat 1663 günü Cuma namazı ile törenle ibadete açıldı.
Törende Sultan Dördüncü Mehmed, Valide Turhan Sultan, Haseki Sultanlar, vezirler ve alimler bulundu.
 

Yeni Cami'nin mimarisinde Selçuklu tesiri yoktur.
Mimar Sinan ve Sedefkâr Mehmet Ağa'nın tesirlerine rastlanmaktadır.
Fakat iç ve dış yapılarının çok uyumlu oluşu, süslemelerindeki incelik ve ışık düzeni ile onlardan ayrılır ve kendine has bir özellik arz eder.





Kare planlı Caminin üç şerefeli iki minaresi ve yirmi iki küçük kubbesi olan avlu çerçevesinin; üç farklı yönde, kubbeli üç girişi vardır.
Avlunun ortasında, kubbeli ve mermerden bir şadırvan bulunur. Cami bezemelerinde Osmanlı klasik mimari anlayışından belirgin sapmalar olmamış ve Cami’nin dış avlu duvarı 19 yy.ın ikinci yarısında artan Eminönü trafiğini rahatlatmak için yıktırılmıştır. Külliyenin darülkurrasıyla ve Sıbyan Mektebi de sonraki dönemlerde yıktırılmıştır.
Cami ile birlikte bir çarşı (Mısır Çarşısı), iki çeşmeli sebilhane, bir dar-ül kurra ve bir okul yapılmıştır. 


Yeni Cami'nin asıl özelliğini, camiye bitişik bir kemer üzerine yapılan ve 17. yüzyıl Türk ve mimarlığının en güzel örneklerinden biri olan Hünkâr Kasrı (Valide Kasrı) oluşturur.
Külliye’nin en güzel manzarasına sahip, Valide Turhan Sultan için yaptırılan, Hünkâr Kasrı’na Yeni Cami’nin kıble duvarının arkasındaki yokuştan çıkılır.
Osmanlı klasik mimarisinin tüm güzelliğini yakalayan yapı; iki büyük oda, bir eyvan ve bir helâdan müteşekkildir.
Yapıldığı yıllarda Valide Sultan, daha sonra da padişah ve sultanlar namazdan ve dini törenlerden önce buraya gelir, bir süre dinlenirlerdi.

Kasrın giriş kapısındaki ağaç işçiliği, içerideki çinili ocaklar, duvarları kaplayan çini panolar, renkli cam pencereler harikadırlar.
Çiniler İznik'te yapılmıştır ve bir kısmı sadece bu kasrı süslemek için özel olarak yapıldığından, desenlerine başka hiç bir yerde rastlanmaz.
Panolar karanfil, gül, şakayık, çeşitli dallar ve yapraklarla süslenmiştir.
Cami, selâtini (sultanlar tarafından yaptırılan) camilerin son örneği olduğu gibi, camiye bitişik Hünkâr Kasrı'nı süsleyen çiniler de Türk çini sanatının en son ve en güzel örnekleridir.
Külliye içindeki en göz alıcı mekânlardan biri olan Mısır Çarşısı, bugün hala faaliyette ve eski canlılığını korumaktadır.
Külliye türbesi, İstanbul’daki en büyük sultan türbelerinden biri olan Hatice Turhan Sultan Türbesidir ve çevresinde beş Osmanlı padişahının mezarı bulunur.
Osmanlı hanedanından birçok kişinin mezarı da bu bölgededir.
47 penceresi olan Türbede; Hatice Turhan Sultan, II. Mustafa, I. Mahmut, III. Ahmet ve IV Mehmet’in sandukaları bulunur. Ayrıca türbe içinde çok sayıda şehzade ve sultanın da mezarı vardır.








YENİ CAMİİ'NİN İÇİ; 
Caminin ana kubbesi 4 fil ayağına oturtulmuştur.
36 metre yükseklikte ve 17,5 metre çapındaki 24 pencereli ana kubbe beyaz zemin üzerine oturtulmuştur.
Bu ana kubbe, yarım kubbelerle bir bütün oluşturmaktadır.
Kubbenin piramidi andırır şekilde yükselmesi kendine has bir özelliktir.
Caminin beyaz mermerden yapılan minberi, ayrıca pencerelerin sedef kakmalı kapaklarındaki işçilik ince bir sanat ürünüdür.
Pencerelerin üzerinde Hattat Tenekecizâde Mustafa Çelebi tarafından yazılan sure ve ayetler yer almaktadır.
Mermer oyularak yapılan minberi büyük ve ince bir sanat eseridir.








Çeşitli açılardan çekilmiş Yeni Camii resimleri;

Yeni Cami Külliyesi’nin bulunduğu mekân, kuşkusuz İstanbul’un en kalabalık yerlerinden biridir. 
 Cami’nin Mısır Çarşısı’na bakan avlu girişinin önündeki alan, yüzlerce güvercine ev sahipliği yapmakta ve her gün buradan gelip geçen farklı kültür ve kimlikten yüz binlerce insan bu tarihi mekânın güzelliğini tatmaktadır.

Üstteki ve altta ki resim, Galata Köprüsünden çekildi. 



Tabi ki güvercin olmayan bir Yeni Camii yazısı olamazdı.


Eminönü Yeni Cami demek, güvercin demek.
Resimlerde görünen kuşlar, meydanda ki kuşların ancak 3/1 'ri.
Her tarafta, yerde, gökte, pencerede, elektrik kablolarında, minarelerde, kubbede
aklınıza gelebilecek her yere tünemiş durumdalar.
Kuşlara yem atarak hem kuşları, hemde yemden gelir elde eden görme engelli vatandaşlarımızı sevindirebilirsiniz.



Yeni bir gezide görüşmek üzere!...

1 Eylül 2009 Salı

28. SULTANAHMET KİTAP FUARI


28. Sultanahmet kitap fuarı Sultanahmet Camisinin avlusunda açıldı.
Fuar, Kadir Gecesi'nin olduğu 15 Eylül tarihine kadar açık kalacak.
Ben fuara 30 Ağustos Pazar günü gittim.
Caminin avlusunda ki ve çevresinde ki bayraklar Zafer Bayramı sebebi ile asılmıştı.

Fuarda pek çok yayın evi stand açmış.
Güncel kitaplar, dini kitaplar, çocuk kitapları, tarih kitapları, aklınıza ne gelirse uygun fiyata bulmanız mümkün.

Fuar resimlerine biraz ara verip, Sultanahmet civarından bahsetmek istiyorum.
Konser alanı yeniden düzenlenmiş, akşam burada çeşitli gösteriler ve konserler yapılıyormuş.

Yiyecek- içecek standlarının yıllar sonra görüntüsünü değiştirmişler.
Şimdiki kubbeli hali çok daha güzel ve Ramazan'a uygun olmuş.
Eskiden Vahşi Batı'da ki kovboy kasabasına benziyorlardı.
Bakınız; Ramazan'da Sultanahmet 2006



Öğlen saatleri olduğu için yiyecek standlarının olduğu bölümlerde pek kimse yok.

Bu yıl ki Ramazan etkinliklerinin en mühim değişikliklerinden biriside çevrede ki piknik masaları.
Belediye, sonunda halkın yerlere serdiği gazete kağıtlarının üzerinde iftar yapmasına daha fazla sesiz kalamadı.
Eminim iftar saatinde bu piknik masalarında yer bulunmuyordur.


Tekrar fuar alanına geri dönüyoruz.











2006 yılında Gezi blogum için alttaki resimde gördüğünüz kaligrafi'yi yazdırmıştım.
Yemek blogum  Muhterem'le Afiyetle için bir fırsatını bulup bu tarz bir yazı yazdıramamıştım.
Alioğlu yayınlarının olduğu standda istediğim yazıyı yazdırdım.
Standda istediğiniz yazıyı yazdırabilirsiniz, ücret 2 yıl önceki gibi 5 Lira.
Ayrıca kaligrafi ile süslenmiş kitap ayraçları bulabilirsiniz.
Sağolsun yazıyı yazan beyfendi zarfın üzerini de güzel bir "İstanbul" yazısı ile süsledi.






Ne kadar kalabalık olduğunu üstteki resimden anlayabilirsiniz.


Görüşmek üzere!...