12 Eylül 2009 Cumartesi

EYÜP SULTAN

1. resim bu adresten alınmıştır.
Eyüp Sultan Ramazan ayında, mübarek gün ve gecelerde, önemli iş ve sınavların arifesinde, sünnet öncesi, düğün günü, Türk Halkı'nın uğramadan, dua etmeden ayrılamadığı bir mekan.
Manevi atmosferi ile Eyüp Sultan'da günümüzün koşuşturması ve kargaşasından uzak saatler geçirebilirsiniz.
Eyüp Sultan ziyaretinizi bitirdikten sonra teleferikle Piyer Loti'ye çıkıp, şehri şöyle bir kuşbakışı seyredebilirsiniz.
Bakınız; Piyer Loti ve Teleferik

Not; Resimler Ramazan ayında değil, çeşitli dönemlerde çekilmiştir.

-->
EYÜP SULTAN CAMİİ;
Fatih Sultan Mehmed Han zamanında1459 yılında fetihten hemen sonra yapılmıştır.
Osmanlı'lar tarafından İstanbul'da yapılan kubbeli ilk Selâtin camiidir.
Fakat ilk yapıdan günümüze orjinal hiç bir şey gelmemiştir.

Eyüp Sultan Camii dikdörtgen planda, mihrabı çıkıntılıdır.
Merkez kubbe altı sütun ve iki fil ayağına müstenit kemerlere yaslanır, etrafında yarım kubbe, ortasında Eyüp Sultan türbesi, sandukasının ayakucunda bir pınar, avlu ortasında asırlık bir çınar bulunmaktadır.
1458'den sonra çeşitli defalar tamir gören caminin minarelerinin boyu önceleri kısaydı, 1733'de yeni uzun minareler yapıldı. 1823'de deniz tarafındaki minare yıldırımla hasar gördüğü için yeniden inşa edildi.
Caminin dış avlusunda ki mahfiller Darüssaade Ağası Beşir Ağa tarafından inşa edilmiştir.


Dış avlunun caddeye açılan iki kapısı vardır.
İç avlu 12 sütuna müstenit 13 kubbelidir.Avlunun ortası tek kubbeli, 8 köşelidir.
Türbe methalinde nakşı kademi saadet, sağında sebil bulunur.
Mihrap eyvandır, mermerdir. 1 tarafı hariç üç tarafı galerilidir.
Son cemaat yeri önünde 6 sütunlu ve 7 kubbeli bir revak vardır.
Cümle kapısı üzerinde 9 sıralık kitabenin ilk sırası:
Zehi münkadı emri gerdgar zılli Rabbani
Serefrazı cihandaranı asrın şahı devranı
Menarı nurfeşan sultan selim hanı bülend ikbal
Bilin gülbank dahi iyledi pür cümle azani.


-->
Fatih'ten sonra asırlarca padişahlar Eyüp Sultan Camii'nde kılıç kuşanmışlardır.
Bunu Fatih başlatmış, ilk kılıcı Fatih'e Akşemseddin kuşatmıştır.
Padişahlar Sinan Paşa Köşkü'nden kayıkla gelir, camide iki rekat namaz kılar, kılıcı kuşatırdı.
Camiin dış avlusunda üç pencereli sebil bulunmaktadır.
Bayramlarda ve özel günlerde şerbet dağıtıldığı için şerbethane denilmiştir.


-->
İmaret;
Eyüp Camii civarında Fatih Sultan Mehmed'in yaptırdığı imarethâde günde iki kere yemek pişirilirdi. Normal günlerde pirinçli, buğdaylı yemek çıkarken Ramazan ayında etli yemek dağıtılırdı.
Özel günlerde, cuma ve kandillerde, zerde ve zerbaç, pilav çıkarılıp yoksullara verilirdi.


-->
EYÜP SULTAN TÜRBESİ;
Eyüp Sultan Camii'nin yanındadır. Hz. Muhammed'in ordusunda sancaktar olup, İstanbul'un muhasarası sırasında şehit olan Hz. Eyyub El-Ensari'nin mezarıdır.
Mezar fetihten sonra bulunmuş ve üzerindeki türbe 1459 yılında cami ile birlikte inşa edilmiştir.
Dışı çinilerle süslü türbe özellikle Cuma, kandil, bayram günleri ve üniversite ve lise sınavlarının olduğu günlerde ziyaretçilerle dolup taşar.
Ayrıca sünnet çocuklarının ve yeni evlenenlerin de ziyaret ettiği bir türbedir.
Türbe caminin kuzeyinde, iç avlunun önündedir.
Fatih Sultan mehmed tarafından 1454-55 tarihinde yaptırılmıştır.
Rivayete göre iç avludaki çınarın bulunduğu yer Ebu Eyüp'ün gasledildiği yerdir.
Türbe 8 köşeli, tek kubbelidir, kesme taştan yapılmıştır.
Cephe yüzlerine oturtulmuş olup, kasnağı yoktur.
Pencere söveleri mermerdir. Kapı cephesi hariç diğerleri altta ve üstte iki pencerelidir.
Kemerli kapı mermerdir, üzerinde Allah, Muhammed, kelime-i tevhid hakedilmiştir.




-->
Cümle kapısı önündeki Sinan paşa kasrı 1798'de yıktırılmıştır.
Yerinde ulu bir çınar ağacı gölgesinde etrafı parmaklıklı bir set ve çimen sofa vardır. Parmaklığın dört köşesinde dört çeşme bulunur.
Bunlara hacat çeşmeleri, kısmet çeşmeleri denir. Tamir edildikten sonra camiyi açıp namaz kılan Sultan III.Selim Mevlevi olduğu için parmaklıkların üzerinde Mevlevi sikkeleri vardır.


HZ. EBA EYYÜB-EL ENSARİ KİMDİR;

-->
Halid ibn-i Zeyd Ebâ Eyyüb-el Ensari, Hz.Muaviye (r.a) zamanında İstanbul kuşatmasına katılmış ve burada şehit olmuştur.
Emeviler zamanında İstanbul kuşatmasına (671) katılan ve burada şehit olan Hazretlerinin kabrini rüyasında gördü ve bildirdi. 1458'de Fatih burada bir türbe ve cami yaptırdı. 1800'de cami yeniden inşa edildi.
Kubbe yazıları, medresesi yok olmuş, ziyaret aşırılığı sebebiyle külliyedeki tahribat tamir edilmemiştir.
Eyüp Sultan, Mekke'ye giderek ilk Müslüman olan Alemdarı Nebi, Mihmandarı Resulullah diye anılır.
Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına katılmış, İstanbul kuşatmasında şehit düşmüştür.
Evliya Çelebi'ye göre: "İlahi arif, Hazreti Eba Eyüb ensari, peygamberin sahabesinden hadis rivayet edenlerdendir. Kendisi ensardandır.
Hazreti Peygamber Mekke'den medine'ye hicret ettikleri zaman Cibrili Emin peygamberin devesinin yularından tutup çeke çeke cömert Eba eyüb7ün evinin önünde çöktürmüştür.
Bu işaret üzerine hz.peygamber Eba Eyüb'ün evinden başka bir yere misafir olmamıştır.
Hala, peygamberin mübarek mezarı bu Eba Eyüb Ensari hazretlerinin evinin yerindedir ki, Hz.Peygamberin candan sevdiği dostudur ki o peygamaberden birçok hadisler nakl ve rivayet eder."
Evliya Çelebi'nin anlattığına göre Eba Eyüb iki kere Konstantiniye seferi yaptı.
İkincisinde Galatayı fethetti, İstanbul’u da fethetmek üzere iken barış yaptı, Ayasofya’da namaz kılıp Eğrikapı'dan çıkarken kafirler bunları şehit etti.
Bir rivayete göre ise ishalden vefat etti.
1453'de Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethederken Akşemseddin hazretleri bir yer bulup orayı kazdırınca bir dört köşe yeşil somaki mermer göründü. Üzerinde haza kabri Eba Eyyubi Ensari, bu Eba Eyyüb'ün mezarıdır, yazılıydı.
Taşı kaldırdılar, içinde Eba Eyyüb'ün vücudu safran ile boyanmış kefen içinde terü taze ve sağ ellerinde tunç mühür vardı. Burada nurlu türbesini yaptılar.
Bu çevrede 33 sahabi yatmaktadır.



-->
Türbe içi çinilerle kaplıdır. Üzerinde celi yazılar baştan başa dolaşır.
Kubbe kalem işlemeleriyle süslüdür.
Kubbe ortasında Ali imran suresi 193. ayeti yazılıdır.


Türbenin ortasında etrafı gümüş şebekeli bir parmaklık içinde Hz.Halid b. Zeyd ebu Eyyüb el-Ensari'nin sandukası vardır.
Üzerinde siyah atlas üzerine sarı simli kisvei şerif örtülüdür.
Kisveyi bağlayan sırma kuşak üzerindeki celi hatları Sultan II. Mahmud yazmıştır.
Türbenin içinde, sandukanın ayakucunda bir kuyu bulunmaktadır. I.Ahmed ihya etmiştir. Rivayetlerde bu kuyunun ayazma olarak şifa kuyusu olduğu yazılıdır.
Sandukanın üzerindeki dairevi kandillikte 36 adet buhurdan ve zemzemiye vardır.
Türbenin duvarlarındaki yazılar I.Ahmed, III. Mustafa, III. Selim, II. Mahmud, Abdulaziz, Hattat Osman, Ahmed Razi, Yesarizade Mustafa İzzet, Mahmud Celaleddin Efendi'ye aittir.
Türbedeki sancakı şerif ve dört büyük şamdan korumaya alınmıştır.
Türbe kapılarını tahtadan tunca çeviren 1.Abdulhamit’tir.
Türbenin önünde medhal vardır.
Türbenin sağ tarafında kadınlar mescidi bulunur ki burada itikafa girmiştir.
İç avludan türbe medhaline bir hacet penceresi açılır.
Hacet penceresinin iç kısmında şu hadisi şerif yazılıdır: "Devemi kendi haline bırakınız. Zira o kendine düşen görevi yapmaya memur edilmiştir.
O da gitti, Ebu Eyyub'un kapısı önüne çöktü."



Eyüp Sultan'da ki meşhur fıskiyeyi, gecenin ilerleyen saatlerinde kapatıyorlar.







Bu kadar çok kabir, türbe, lahit başka bir camide iç içe geçmemiştir.
Serviler ve mezarlıklar cami çevresini uhrevi bir mekan yapar.
Ferhat Paşa, Mehmet Paşa, Beşir Fuad, burada yatmaktadır.

Gecenin ilerleyen saatlerinde ortalık ıssızlaşıyor ve ortam tamamen sessizleşiyor.

Bir makalede bir cümle okumuştum, orada Eyüp Sultan'ın bir mahalle, sokaklarının mezarlık, sakinlerinin ise ölülerden oluştuğunu yazıyordu.

Osmanlı'dan günümüze kadar herkes bu uhrevi mekanda, Eyyüb Hazretlerinin civarında ebediyete ulaşmak istediği için türbenin çevresinde muazzam bir mezarlık oluşmuştur.





Eyüp Sultan'nın değişmeyen konuklarından biriside, kedilerdir.
Gece gündüz her an karşınıza irili ufaklı pek çok kedi çıkabilir.





Görüşmek üzere!...

11 Eylül 2009 Cuma

KREATİV BLOGGER ÖDÜLÜ

Gün Işığı blogunun sahibi olan arkadaşım beni Kreativ Blogger Ödülüne layık görmüş.
Çok teşekkür ediyorum.
Benimde 7 arkadaş seçmem gerekiyormuş ama sanırım bu ödülü almayan arkadaşım kalmamıştır.
Pek çok Blog yazarının bu ödülü hak ettiğine inanıyorum.
Hepimiz sayfalarımızı güncel tutmak için yepyeni fikirler üretip, sayfalarımızda yayınlıyoruz.
Onun için bu ödülü emek hırsızlığı yapmadan kendi çabasıyla sayfalarını güncelleyen bütün blog yazarlarına gönderiyorum.

5 Eylül 2009 Cumartesi

YENİ CAMİİ

2006 yılında ilk gezi blogum olan blogcu'da ki Muhterem'le Geziye'de "Eminönü Yeni Cami" başlıklı bir yazı hazırlamış ve elimde ki resimleri paylaşmıştım.
Bakınız; Eminönü Yeni Cami
3 yıl içinde her Eminönü ve Yeni Camii'ye gidişimde çektiğim yeni resimleri ve diğer yazıda olmayan iç mekan resimlerini paylaşmak için güncellenmiş olarak tekrar buraya eklemeye karar verdim.
Orada ki yazıda verilen bilgilerin dışında i.b.b ve Rehber Ansiklopedisinden aldığım bilgileride yine bu yazının içinde bulabilirsiniz.
Resimlerin hepsi bana aittir.

YENİ CAMİİ;
İstanbul'da 1597 yılında temeli atılan Yeni cami, Osmanlı sultanları tarafından yaptırılan büyük camilerin son örneğidir.
İnşaata çeşitli nedenlerle ara verildiğinden tam 66 yılda tamamlanmış, yapımında üç ayrı mimar çalışmıştır.
Yeni Cami Külliyesi inşasının uzun yıllar sürmesi, farklı mimarların yapıda payının olmasına sebep olmuştur.
İlk yapılanmaya Mimar Sinan’ın talebesi Davut Ağa ile başlanmış yapılanmaya Dalgıç Ahmet Ağa’yla devam etilmiş ve tamamlamak yarım yüzyıl sonra Mustafa Ağa’ya nasip olmuştur.

Sultan III. Murat'ın eşi ve III. Mehmet'in annesi olan Venedik asıllı Safiye Sultan, kendi adına bir cami yaptırmak istiyordu.
Bu görevi saray baş mimarı olan Mimar Sinan'ın öğrencisi Mimar Davut Ağa'ya verdi.
Caminin bulunduğu yerde daha önceleri Sirkeci’ye doğru uzanan Yahudi Mahallesi vardı.
Safiye Sultan burada camii yaptırmak isteyince binaların değeri iki misli olarak ödenerek istimlâk edildi.
Davut Ağa, caminin planını çizdi.
Bu, İstanbul'da deniz kıyısında yapılacak olan ilk cami olacaktı.
1597 yılının Ağustos ayında devrin ileri gelenlerinin bulunduğu bir törenle caminin temeli atıldı.
Ancak büyük bir sorun vardı.
Neresi kazılsa sürekli su çıkıyor, tulumbalar ve değirmenlerle suyun boşaltılmasına çalışılıyordu. Davut Ağa, bu engeli aşmakta kararlıydı.
Yarı bataklık ve yumuşak bir zeminde inşa edilen caminin temelleri, uçlarına demir başlıklar geçirilmiş sert tahta kazıkların üzerine oturtulmuştur.
Zemini deniz seviyesinden biraz daha yukarıda (yaklaşık 3 metre) tutulmuştur.
İnşaatta kullanılan taşlar Rodos'tan getirildi.
Yapı birinci kat pencerelerinin hizasına, minare ise birinci şerefeye kadar çıkmıştı ki, Mimar Davut Ağa, bir veba salgını sırasında öldü.
Bunun üzerine Dalkılıç Ahmet Çavuş, inşaatı devam ettirdi.
Ancak 1603 yılında III. Mehmet’in ölümüyle, Valide Safiye Sultan, geleneklere uyularak eski saraya gönderilince inşaat yarıda kaldı ve yaklaşık 57 yıl kaderine terk edilmiş halde kaldı.
Bu süre içinde zamanın tahribatına uğramış, bir yangın sonucu da büyük hasar görmüştü.

Köprülü Mehmet Paşa'nın sadrazamlığı sırasında tahtta bulunan IV. Mehmet'in annesi Hatice Turhan Sultan, bir yangın sonrasında şehri gezerken, caminin bitirilmemiş ve harabeye dönmüş halini görünce camiyi tamamlatmaya karar verdi.
Dönemin mimarbaşısı Mustafa Ağa, Davut Ağa'nın planlarına uygun olarak inşaata başladı ve cami 3 yıl içinde tamamlanarak, bitirildi.
8 Şubat 1663 günü Cuma namazı ile törenle ibadete açıldı.
Törende Sultan Dördüncü Mehmed, Valide Turhan Sultan, Haseki Sultanlar, vezirler ve alimler bulundu.
 

Yeni Cami'nin mimarisinde Selçuklu tesiri yoktur.
Mimar Sinan ve Sedefkâr Mehmet Ağa'nın tesirlerine rastlanmaktadır.
Fakat iç ve dış yapılarının çok uyumlu oluşu, süslemelerindeki incelik ve ışık düzeni ile onlardan ayrılır ve kendine has bir özellik arz eder.





Kare planlı Caminin üç şerefeli iki minaresi ve yirmi iki küçük kubbesi olan avlu çerçevesinin; üç farklı yönde, kubbeli üç girişi vardır.
Avlunun ortasında, kubbeli ve mermerden bir şadırvan bulunur. Cami bezemelerinde Osmanlı klasik mimari anlayışından belirgin sapmalar olmamış ve Cami’nin dış avlu duvarı 19 yy.ın ikinci yarısında artan Eminönü trafiğini rahatlatmak için yıktırılmıştır. Külliyenin darülkurrasıyla ve Sıbyan Mektebi de sonraki dönemlerde yıktırılmıştır.
Cami ile birlikte bir çarşı (Mısır Çarşısı), iki çeşmeli sebilhane, bir dar-ül kurra ve bir okul yapılmıştır. 


Yeni Cami'nin asıl özelliğini, camiye bitişik bir kemer üzerine yapılan ve 17. yüzyıl Türk ve mimarlığının en güzel örneklerinden biri olan Hünkâr Kasrı (Valide Kasrı) oluşturur.
Külliye’nin en güzel manzarasına sahip, Valide Turhan Sultan için yaptırılan, Hünkâr Kasrı’na Yeni Cami’nin kıble duvarının arkasındaki yokuştan çıkılır.
Osmanlı klasik mimarisinin tüm güzelliğini yakalayan yapı; iki büyük oda, bir eyvan ve bir helâdan müteşekkildir.
Yapıldığı yıllarda Valide Sultan, daha sonra da padişah ve sultanlar namazdan ve dini törenlerden önce buraya gelir, bir süre dinlenirlerdi.

Kasrın giriş kapısındaki ağaç işçiliği, içerideki çinili ocaklar, duvarları kaplayan çini panolar, renkli cam pencereler harikadırlar.
Çiniler İznik'te yapılmıştır ve bir kısmı sadece bu kasrı süslemek için özel olarak yapıldığından, desenlerine başka hiç bir yerde rastlanmaz.
Panolar karanfil, gül, şakayık, çeşitli dallar ve yapraklarla süslenmiştir.
Cami, selâtini (sultanlar tarafından yaptırılan) camilerin son örneği olduğu gibi, camiye bitişik Hünkâr Kasrı'nı süsleyen çiniler de Türk çini sanatının en son ve en güzel örnekleridir.
Külliye içindeki en göz alıcı mekânlardan biri olan Mısır Çarşısı, bugün hala faaliyette ve eski canlılığını korumaktadır.
Külliye türbesi, İstanbul’daki en büyük sultan türbelerinden biri olan Hatice Turhan Sultan Türbesidir ve çevresinde beş Osmanlı padişahının mezarı bulunur.
Osmanlı hanedanından birçok kişinin mezarı da bu bölgededir.
47 penceresi olan Türbede; Hatice Turhan Sultan, II. Mustafa, I. Mahmut, III. Ahmet ve IV Mehmet’in sandukaları bulunur. Ayrıca türbe içinde çok sayıda şehzade ve sultanın da mezarı vardır.








YENİ CAMİİ'NİN İÇİ; 
Caminin ana kubbesi 4 fil ayağına oturtulmuştur.
36 metre yükseklikte ve 17,5 metre çapındaki 24 pencereli ana kubbe beyaz zemin üzerine oturtulmuştur.
Bu ana kubbe, yarım kubbelerle bir bütün oluşturmaktadır.
Kubbenin piramidi andırır şekilde yükselmesi kendine has bir özelliktir.
Caminin beyaz mermerden yapılan minberi, ayrıca pencerelerin sedef kakmalı kapaklarındaki işçilik ince bir sanat ürünüdür.
Pencerelerin üzerinde Hattat Tenekecizâde Mustafa Çelebi tarafından yazılan sure ve ayetler yer almaktadır.
Mermer oyularak yapılan minberi büyük ve ince bir sanat eseridir.








Çeşitli açılardan çekilmiş Yeni Camii resimleri;

Yeni Cami Külliyesi’nin bulunduğu mekân, kuşkusuz İstanbul’un en kalabalık yerlerinden biridir. 
 Cami’nin Mısır Çarşısı’na bakan avlu girişinin önündeki alan, yüzlerce güvercine ev sahipliği yapmakta ve her gün buradan gelip geçen farklı kültür ve kimlikten yüz binlerce insan bu tarihi mekânın güzelliğini tatmaktadır.

Üstteki ve altta ki resim, Galata Köprüsünden çekildi. 



Tabi ki güvercin olmayan bir Yeni Camii yazısı olamazdı.


Eminönü Yeni Cami demek, güvercin demek.
Resimlerde görünen kuşlar, meydanda ki kuşların ancak 3/1 'ri.
Her tarafta, yerde, gökte, pencerede, elektrik kablolarında, minarelerde, kubbede
aklınıza gelebilecek her yere tünemiş durumdalar.
Kuşlara yem atarak hem kuşları, hemde yemden gelir elde eden görme engelli vatandaşlarımızı sevindirebilirsiniz.



Yeni bir gezide görüşmek üzere!...