23 Kasım 2010 Salı

FERİBOTTAN AKŞAM SAATLERİNDE BOĞAZİÇİ

Bu yıl, Kurban Bayramı'nın hafta içine denk gelmesi ile tatil 9 güne çıktı.
Pek çok kişi tatil için ya şehir dışına yada yurt dışına tatile gitti.
Biz tatil için bir yere gitmedik, şehir içinde ki akraba ziyaretlerimizi yaptık.
Herkesin akın akın şehir dışına tatile çıkması sebebi ile İstanbul'da trafik fazla olmaz zannetmiştik ama çok yanılmışız.
Bayramın 3. günü Anadolu Yakası'nda ki büyüklerimizi ziyaret etmeye karar verdik.
Giderken karayolu ve 1. köprü ile karşıya geçmeye çalıştık.
Çalıştık diyorum çünkü 3 saate yakın yolda dur-kalk yaparak ilerledik.
Giderken, Avrupa Yakası'na dönüşlerinde çok dolu olduğunu gördük.
Dönüşte Harem'den feribota binerek, trafiğe takılmaz zaman kazanırız diye düşünerek Harem'e gittik.
Fakat Harem'de de yine tıklım tıklım araba dolu bir bekleme yeri bizi karşıladı.
Bu sefer feribota binebilmek için 1 saat arabanın içinde park halinde bekledik.
Ah güzel İstanbul, iyisin hoşsun da bu trafik çilen ne zaman sona erecek merak ediyorum.

Feribota binmeden önce sahilde biraz vakit geçirdik.
Tripod olmadan çekebildiğim kadar bir kaç kare resim çekmeye çalıştım.
Resimde ki büyük turist gemisi Karaköy'den ayrıldı ve Boğaz'ın çıkışına doğru yol aldı.
İstanbul gezileri tamamlanmış, başka bir yere gidiyorlardı.
Gemiden öyle çok flaş ışıkları patlıyordu ki, sanırım turistlerde İstanbul'a ait son resimlerini çekmenin telaşındaydılar.


Tarihi yarımada, Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Sultan Ahmet Camii.

Bu sevimli kediler sahilde bir künk parçası ile oyun oynayarak vakit geçiriyorlardı.


1 saatlik beklemenin sonunda feribota binebildik.
Feribota binipte arabanın içinde beklemek olmazdı, hemen dışarı çıkıp, manzaranın ve İstanbul'un tadını çıkardık.
Sadece 10 dakika süren bir yolculukla Sirkeci'ye vardık.

Araba Vapuru ile ilgili daha önce farklı vesileler ile resimler yayınlamıştım, bakınız;

Araba Vapurundan Boğaziçi 1. Bölüm

Araba Vapurundan Boğaziçi 2. Bölüm

Sofradaki Anadolu'ya Giderken


Kız Kulesi ve Dolmabahçe Sarayı.


Biz feribotta giderken köprünün ışıkları mavi yanıyordu.


Galata Kulesi'ne ve Galata Köprüsü'ne yaklaştığınız zaman artık arabaya dönmenin vakti gelmiş oluyor.


Biz feribottan inmeden önce köprünün ışıkları kırmızı oldu.

Artık arabaya binme ve feribottan inme vakti.
Feribottan çekilen resimler hareket halinde ki bir araçtan çekildiği için çok net çıkmadı.
Birde kısa bir video çektim, üzerine tıklayıp, izleyebilirsiniz.
Görüşmek üzere!...

video

8 Kasım 2010 Pazartesi

YILDIZ PARKI KORUSU-SONBAHAR 2.BÖLÜM

Yıldız Parkı Korusu sonbaharın 1.bölümünde, park bölümüne ait resimleri yayınladım.
2. bölümde ise ormanın içinde daha çok bir objeye odaklanarak çektiğim, makro çekim denemelerim, nemli yerleri ve ağaç gövdelerini yurt edinmiş asalak mantar görüntüleri yer alacak.
Birde iki bölümde yer alan resimlerden oluşturduğum müzikli videoyu yazının sonunda izleyebilirsiniz.
1.bölümde de yazmıştım, parkın orman tarafı resim çekmek için çok güzel bir alan.
Bitkiler, sincaplar, meşe palamutları ve mantar çeşitleri ile tam bir resim çekme merkezi.

Resimleri, oğlumun bu yıl anneler gününde hediye ettiği Fuji Film Finepix s1500 fotoğraf makinesi ile çektim.
Diğer makinemin makro özelliği yok ve piksel değeri daha düşük olduğu için Muhterem'le Geziye'nin bütün resimlerini Haziran ayından itibaren yeni fotoğraf makinem ile çekiyorum.
Makine ile yüksek pikselde resim çekiyorum ama buraya yüklerken mecburen boyutlarını küçültmek zorunda kalıyorum, buda resmin kalitesini biraz düşürüyor.
Birde kullanma kılavuzu Türkçe olmadığı için şimdilik deneme yanılma yöntemi ile ayar yapmaya çalışıyorum.







Her yerde bu meşe palamutlarını gördük.
Bazısı düştüğü yerde hafif çürüyerek, renk değiştirmiş ve diğer yapraklara uyum sağlamış ama bazısı da yemyeşil canlı rengi ile yerde hemen kendisini fark ettiriyor.
Sincapların ağzında da çoğu zaman bu meşe palamutlarından gördük.



Çalı çırpının arasında yukarıdaki mantarları görünce pek sevindim ama sonradan önümüze çıkan mantarları görünce bunlar gözüme pek cılız geldi : )

Bu kadar büyük mantarı görünce, hafif çürümüş ve yıpranmış bir hali olduğu halde yine seviniyorum.




Yine çürümekte olan bir ağacı yurt edinmiş bir mantar grubu ile karşılaşıyoruz.
Mantarın şekli fırfırlı bir elbiseye benziyor.








Eşim, üzeri mantarla kaplanmış bu ağaç kütüğünü gösterince sevinçten ne yapacağımı şaşırdım.
Her açıdan mantarların resmini çekmek istediğim için 10 dakikadan fazla bu kütüğün yanında kaldım.













Mübarek kütük değil, sanki mantar cumhuriyeti : )



Kütüğün sadece üzeri değil dipleri de mantar kaplıydı.



Temizlik işçileri yolları tertemiz yapıp, yapraklardan arındırıyorlar ama toprak olan alanlardaki yapraklar olduğu gibi bırakılıyor.
Sonbaharı yaşadığımızı bu yapraklar sayesinde daha iyi anlıyoruz.

Ve günümün en güzel anını bu ağacı fark edince yaşıyorum.
Önce ağacın dibindeki parçalanmış mantar grubunu gördüm, sonra başımı yukarıya bir kaldırdım ki mübarek ağacın her tarafından mantar fışkırıyor.



Diğer mantarları hep ormanlık bölgede görmüştüm ama bu ağaç, park bölümünde Yıldız Şale Köşkü'nün biraz ilerisindeydi.





Sanki ağacın içi tıka basa mantarla dolu ve onlarda dışarı çıkmak için ağacın kabuklarını yırtarak adeta gövdesinden fışkırıyorlardı.



Bu da aynı ağacın dibinde ki mantar öbeği, ne yazık ki birisi mantarları parçalamış.

Yine farklı bir ağaçta, farklı bir mantar çeşidi.







Bunun ne olduğu konusunda hiç bir fikrim yok!

Parkın asıl sahipleri, sincaplar.




Şimdi sizi bütün resimleri kullanarak hazırladığım müzikli video ile başbaşa bırakıyorum.
İyi seyirler;


Yıldız Parkı Korusu-Sonbahar
Yükleyen muhteremlegeziye