24 Şubat 2011 Perşembe

RUMELİ FENERİ

muhteremle geziyeBugün bir önceki yazımda bahsettiğim Sarıyer'de başlayıp, Garipçe'de mola verdiğimiz, Rumeli Feneri'nde tamamladığımız gezimize ait son resimleri paylaşıyorum.
Rumeli Feneri'ne Avrupa Yakası'nda oturduğumuz halde o gün ilk defa gitmiştik.
İstanbul'un kuzeyde kalan en uç noktası olan Fener Köyü sessiz ve sakin tipik bir sahil kasabası görünümündeydi.
Biz güne erken başlayıp, 2 yere daha uğrayıp, Rumeli Feneri'ne geldiğimizde açıkçası günün yorgunluğu üzerimize çökmüştü.
O yüzden köyde fazla dolaşamadık.
Sadece bulunduğumuz yerden bazı resimler ve kısa bir video çektim.
Oysa ki köyün tarihi bir kalesi ve keşfedilecek daha pek çok yeri varmış.
İnşallah bir daha gidersem daha ayrıntılı pek çok resim çekmek istiyorum.
O gün (23 Haziran 2007) yorgunluğumuzu Seyru Sefa Balık Restaurant ve Cafe'de yemek yiyip, çay içerek biraz olsun atmıştık.
Cafenin oldukça güzel bir mönüsü, temiz bir mekanı ve muhteşem bir manzarası vardı, üstelik fiyatları da makuldü.

sarıyerRUMELİ FENERİ;
Rumeli Feneri ya da resmî adıyla Türkeli Feneri, İstanbul'un Avrupa yakasında İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'le birleştiği kuzey ucunda yer alan deniz feneridir.
Karşısındaki Anadolu Feneri'nden 2 deniz mili uzaktadır.
Bu iki feneri birleştiren çizgi İstanbul Limanı'nın kuzey sınırını oluşturmaktadır.
Fenerin bulunduğu köy de aynı isimle (Rumelifeneri) adlandırılır.
Kırım savaşı sırasında Fransız ve İngiliz gemilerinin boğazın ve karadeniz'in girişlerini görebilmeleri için yapılmasına karar verilen fener 15 Mayıs 1856'de Fransız'lar tarafından karşı sahildeki fenerle beraber kule kısmı yapılarak işletilmeye başlanmış. 1933'de Fransız'lara verilen 100 senelik işletme imtiyazı iptal edilmiş ve tamamen Türk'lere geçmiştir.
Deniz yüzeyinden 58 metre yüksekte olan kule 30 metre boyundadır. Fener kulesi üç kademede inşa edilmiş olup lambası ilkin gaz yağı ardından asetilen ile çalışmıştır.
Günümüzde elektrik enerjisi ile aydınlanan fenere bütan gazı ile yedeği alınmaktadır.
Fener beyaz ışığı ile 18 deniz mili uzaktan görülebilir.
*Bilgiler Wikipedia'dan alınmıştır.


*Şimdi okuyacağınız Rumeli Feneri'nin tarihini de anlatan yazı bu adresten alınmıştır.
Rumelifeneri köyü, Sarıyer ilçesinin Karadeniz'e bakan en uç noktasında kurulmuş bir yerleşim bölgesidir. Köyün antik çağlarda ki ismi Panium veya Panyum burnu, Bizans döneminde ki ismi ise, Fanaraki veya Fanariyan burnu idi.
Köy antik çağda ki ismi ile Panium kayalıkları üzerine kurulmuştur. 
Bizans döneminde ki ismi ile, Fanaraki veya Fanarayan, Avrupa feneri yada küçük fener demektir. Köy Rumeli yakasında kurulduğu için de Rumelifeneri adını almıştır. 
Köyün ismi bir süre de Türkeli olarak anılmıştır. Rumelifeneri, Garipçe, Demirciköy ve Zekeriyaköy'den sınır alır.
Efsanelere konu olan Öreke kayalıkları da Rumelifeneri köyü ile birlikte anılmaktadır. Öreke kayalıklarına antik çağda, Kyanaeis ya da Symplegades kayalıkları, değişik zamanlarda ise, Geant veya Bavonere kayalıkları da deniliyordu. gerek antik çağlarda ki gerek Bizans döneminde ki isimlerin Türkçe karşılığı Orakiye, Öreke kayalıkları, öreke taşıdır.
Bu kayalıklar zamanla birbirinden ayrılmış beş büyük kayadan oluşmuştur. 
Osmanlı döneminde bu kayalara "kanlı kayalar" ismi verilmiş, sonraları Kocataş, Körtaş, mavi kayalar ve kızılkaya da denilmiştir. 
Bu gün bu kayalıklara Öreke halk dilinde ise Roke adı verilmektedir. Rumelifeneri'nin balıkcı barınağının en dibinde kayalıklar üzerine kurulmuş olan "Roke balık lokantası " adını burdan almış olsa gerek. 
Bizans döneminde bu kayaların en büyük ve en yüksek olanının tepesine bir sütun dikilmiştir. Buna Pompeus sütunu denilmişse de sütunun imparator Augustos yada Hadrianus'a ait olduğu söylenmektedir. 
Bu kayaların en büyüğünün doruğunda Apollo tapınağının bulunduğu da söylenmektedir.


Bizans döneminde bu kayaların en doruk noktasına dikilen Pompeius sütunu, deniz kazalarının önlenmesi amacıyla dikilmiş ve gemilere yol gösterici olmuştur. 
Bu sütun üzerinde latince yazılar vardı. 
Bu yazıları Vestius 1680 yılında üç satır olarak tesbit etmiş, Setsini(1778) sütun üzerindeki üç satır yazıyı yorumlayarak, sütunun tebirius adına dikildiğini ifadeyle burayı sefere çıkacak gemilerin yol güvenliği için kurban adak yeri olarak kullanıldığını belirtmiştir.
Zamanla sütun yıkılmış gitmiş, ancak dibinde ki kaide veya büyük bir parçası kayanın üzerinde kalmıştır. 
Bu kayalıklara Symplegades denilmesinin sebebi, sabit olan bu kayaların hareket ettiğinin sanılması ve birbirlerine yaklaştıklarına inanılmasından ileri geliyordu. 
Oysa bu, med cezir denen olayın yani suların yükselip alçalmasından başka bir şey değildi.
Eviya çelebi(1611-1682) seyahatnamesinde, " kaleden taşra yüksek bir kule üzre bir fanus'u azim " bulunduğundan bahsetmesi, burada daha önceleri bir fenerin bulunduğunun kanıtıdır. 
Ayrıca Ali Macar Reis, 16.yüzyıl eseri olan Atlas'ın da aynı noktada bir fenerin bulunduğunu işaret eder.

Rumeli feneri tarihi zenginliklerle doludur. 
Günümüzde bile kullanılabilir durumda bulunan ve Cenevizliler tarafından yapılan Rumeli feneri kalesi tarihi zenginliği gözler önüne sermektedir.
Bu kale günümüzde zaman zaman film seti olarak da kullanılmaktadır. 
Papazburnu mevkii Osmanlı döneminde askeri yerleşim bölgesiydi.
Burada padişah IV.Murat(1623-1640) tarafından bir hisar yapılmıştı.
Hisarın evinde 60 adet asker evi, Sultan Murat adına yapılmış bir cami, buğday ambarları, cephanelik 100 adet büyük ve küçük top, kale muhafızı ve 300 asker bulunuyordu. Kıble yönüne bakan bir demir kapısı vardı. 
Şimdi bu tarihi yerleşim bölgesinden geriye kalan, yıkık dökük bir duvardan başka bir şey değildir. 
Köy içerisinde bulunan Osmanlı dönemi hamamı, İkinci Dünya savaşı sonuna kadar askeri birlikler tarafından kullanıldı. Sonraları ise kaderine terk edilmiştir.


Köy içinde ki park da ve liman yolu üzerinde bulunan iki adet çeşme, Gazi Hasan paşa tarafından yaptırılmış(1775) olup aynı ismi taşımaktadır. 
Bu çeşmelerden birine park çeşmesi diğerine ise liman çeşmesi denilmektedir. Bir başka tarihi eser, Dere mahallesinde ki Hacı Ahmet Ağa çeşmesidir.(1771). 
Bu çeşme 2002 yılında bilinçsizce onarılmış ve tarihi değerini kaybetmiştir. Eski mezarlığın alt tarafındaki Kabakcı çeşmesi(1815), de tarihi özelliği olan çeşmelerdendir. Ancak bakımsızlık ve ilaveler sonucu tarihi değerini kaybetmiştir. 
Kaptan Bayram Deniz tarafından yaptırılan Atlama çeşmesi(1936)nin yeri değiştirilmiş ve bu aktarma sırasında tarihi özelliğini kaybetmiştir. 
Bayraklı çeşmesi de tarihi özelliğini kaybeden çeşmelerdendir.

Rumeli feneri'nde ki en önemli tarihi eserlerden biri de 15.05.1856 yılında yapılan fenerdir.
Bu fenere resmi olarak Türkeli feneri denilmektedir. 
Ancak bu isim tutmamış ve Rumeli feneri denmiştir.
Bu fenerin eşi, tam karşıda, boğazın Anadolu yakasında yer alır ve Anadolu feneri semtindedir.
Fenerin içinde bulunan Saltuk Dede türbesi de(1788) tarihi eserlerdendir.
Fener, Fransızlar tarafından yapılırken iki-üç kez yıkılmış bu yıkılışa neden olarak da Saltuk dede türbesi üzerine inşaat yapılması gösterilmiştir.
Bunun üzerine türbe yeniden onarılmış, ve fener inşaatının temelleri içine alınarak aynı tarihte yapılan Anadolu feneri ile birlikte açılışı yapılmıştır.
Fener 1855-1856 yıllarında Kırım savaşı sırasında Fransız ve İngiliz savaş gemilerinin İstanbul Boğazı'nın Karadeniz girişini görebilmeleri ve Boğaz sularına rahatca girebilmeleri amacıyla yapılmıştır. 
Fenerin kule yüksekliği otuz metre olup, kıyılarımızın en yüksek kulesidir.
Kuleye ahşap merdivenlerle çıkılmaktadır. Her kat da kulenin çapı biraz daha daralır. 
Son basamakla birlikte dev silindir kristale ulaşılır. İçinde eski tarihlerde yunus balığı yağı kullanılırken şimdilerde 500 Wattlık ampul kullanılmaktadır.

Fener "Rumeli tahlisiye istasyonu" na bağlıdır.
Camiye gidenler, sabah namazından sonra topluca türbeye giderek dua ederler. 
Köy balıkçıları da denize açılırken Saltuk Dede türbesinde dua ederek Karadeniz'e açılırlar.
Saltuk Dede türbesi sık ziyaret edilen türbelerdendir.
Rumelifeneri'nde iki cami bir mescit var. 
Ramazan Ağa cami tarihi özelliği olan ve 17. yüzyılda yapıldığı söylenen bir camidir. Köy içinde ki yeni cami ise, eskiden kilise idi ve uzun yıllar kapalı kaldıktan sonra camiye dönüştürüldü. Köyde ki tek mescit ise Dere mahallesi mescididir. 
Rumelifeneri'nde iki mezarlık var. Biri eski mezarlık ve tarihi mezar taşları ile dolu olup, gömüye kapalıdır. Diğeri ise yeni mezarlıktır. Kilise gibi Rum mezarlığı da zaman içerisinde yok olmuştur. 
 Rumelifeneri'nde tarihi eser binalardan örnekler de vardır.
Bir kısmı aslına uygun olarak yenilenmiş, bir kısmı da harap haldedir. 
 Rumelifeneri, 1899 yılında büyük bir yangın geçirmiş ve bu yangında yetmiş bina yanarak kül olmuştur.

Rumelifeneri köyünün halkı Rum'du.
Osmanlılar döneminde Türk'ler köye yerleşmeye başladı. 

1897 Rus harbi nedeniyle yaşanan büyük göç sonucu Rize'den gelenler köye yerleştirilerek Türk nüfusu arttırıldı. Bu arada diğer köylerden de göç alan Rumelifeneri, mübadele ile tamamen Türk köyü oldu. Rumelifeneri, Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar nahiye idi. Sonraları nüfusun değişik sebeplerle azalması nedeniyle, yeni düzenlemeler yapılarak köye dönüştürüldü.
1993 yılında kurulan ve faaliyete geçen sağlık ocağı günümüzde işlevini devam ettirmektedir.
Köyde ayrıca 1945 yılında köy halkı tarafından yaptırılan bir ilköğretim okulu vardır.
Rumelifeneri köyü, Koç Üniversitesinin 2000-2001 öğrenim yılında ormanlarla kaplı alanda açılması sonucu bir de Üniversiteye kavuşmuştur.
Koç Üniversitesi önce İstinye semtinde açılmış, daha sonra orman içinde ki kampüslerin inşaatı bitince buraya taşınmıştır.

İstanbul Boğazı'nın büyük limanlarından birine sahip olan Rumelifeneri halkının hemen hemen tamamı balıkcılıkla uğraşır. 
Balıkçılıkta en son teknolojiyi kullanarak, ülke ekonomisine katkı sağlamaktadırlar. 
Rumeli feneri köyüne, " balıkçılık Üniversitesi ", " balıkcılar okulu " da denilmektedir.
Çok eski dönemlerde küçük kayık ve sandallarla balıkçılık yapılırdı. Daha sonraları Kancabaş da denilen Alamana kayıklarla balıkçılık yapılmaya başlandı.[Alamana kayıkları; üç çifte,dörtçifte,beş çifte zaman zaman da altı çifteli idi. Bir çifte iki kürek anlamına gelir. Her küreği bir kişi çeker.] Daha sonraları devreye takalar girdi.
Takalar, Alamana kayıkları çekerek daha hareketli olmalarını sağlıyordu. Takaları takiben Karpuzkıç denilen deniz tekneleri görev yapmaya başladı.
Daha sonraları Alamatralar günümüzde ise, büyük tonajlı ve her türlü teknolojik yeniliklerle donatılmış büyük saç teknelerle balıkçılık yapılmaktadır.


Rumelifeneri'nde eski tarihlerden beri Dalyan balıkcılığı da yapılmaktadır. Bağlaraltı(Papaz burnu), Bara ve Atlamataşı mevkileri dalyanların kurulduğu yerlerdi. Bağlaraltı dalyanı İstanbul Boğazı'nın en büyük ve en verimli dalyanıdır ve halen burada kurulmaktadır. 
Rumelifener'li balıkcılar, balıkcılığın her türünü yapmaktadırlar. Olta balıkçılığı, küçük ağ, büyük ağ balıkçılığı, trolcülük, kalkancılık ve dalyan balıkçılığı gibi. 
Rumelifeneri halkının tamamına yakını balıkçılık yaparken çok az bir bölümü de ticaretle uğraşmakta ve yine çok az bir bölümüde bahçecilik yapmaktadır.


Rumelifeneri köyü, Türkiye'nin en büyük balıkcı köyüdür. Balıkcı köyü olmasına karşın, turizme de açık olup, son yıllarda büyük patlama yapmıştır. 
Zira mükemmel denizi, tertemiz sahilleri, kırları ve piknik yerleri ile dikkat çeker. Köyün dışında da olsa Çırpına suyu içimi fevkalade güzel olan bir sudur. 
Marmancık koyu ile Rumelifeneri kalesi her türlü turizme açık olan bölgelerdir. 
Özellikle Marmancık koyu ve ormanlık bölgede kurulan Marmancık Golden Beach clup İstanbul sosyetesinin çok büyük bir ilgi gösterdiği geceler, festivaller ve çok değişik türde eğlenceler düzenlenen bir eğlence merkezidir. 
Fenerin yanında ki muhteşem manzaralı çay bahçesi, Liman bölgesinde ki Barınak, Roke ve Pavurya balık lokantaları tadına doyulmayan yerlerdendir.






Rumeli Feneri'nin tam karşısında Poyraz Köy'de Anadolu Feneri yer alıyor.

video
Üstteki kısa videoda çevreyi kısaca panoramik olarak görebilirsiniz.

Yeni bir gezide görüşmek üzere...

21 Şubat 2011 Pazartesi

GARİPÇE KÖYÜ

Garipçe Köyü İstanbul'un hem içinde, hem kargaşasından uzak, sakin ve huzurlu bir balıkçı köyü.
Yaz aylarında şehrin kargaşasından kaçmak için en ideal yerlerden birisi.
Balıkçı köyü olduğu için çevrede balıkçılıkla uğraşanları görebilir, balık lokantalarından birisinde yemek yiyebilirsiniz.
Benim gibi balık yiyemeyenlere de mönüde farklı çeşitler mevcut.

Garipçe Köyü'ne 23 Haziran 2007 tarihinde eşim, oğlum ve kızımla gitmiştik.
Gezimize Sarıyer'de başlamış, Garipçe Köyü'ne uğrayıp, son olarak Rumeli Feneri'nde bitirmiştik.
O tarihte fotoğraf makinemin hafıza kartı olmadığı için çok ayrıntılı resimler çekememiştim.


Garipçe Köyü hakkında Sihirli Tur'da çok güzel bir yazı var. 
Kısa bir bölümünü burada okuyacağınız yazının geri kalanını okumak ve daha ayrıntılı bilgi almak için, tıklayın.
Garipçe Köyü;
İstanbul Sarıyer ilçesinin 9 köyünden biri olan Garipçe Köyü Boğazın Karadeniz girişine hakim manzarası, temiz havası, taze balıkları, antik kaleleri ile huzur arayanları kucaklıyor. Köyün yaşlıları bir zamanlar bu köyde garip bir adam yaşarmış diye başladıkları hikayeleri bir yana köy gerçekten yer ve konum olarak oldukça yalnızlığı, terkedilmişliği yaşıyor, gizli sığınak özelliği nedeniyle garip kalmış görünümünü koruyor. Balıkçı köyü olması nedeniyle köyün erkekleri Eylül ayı başı balık avlama yasağının kalkmasıyla beraber denize açılıyor ta ki yasağın tekrar başladığı Haziran ayına kadar köyü kadınlara emanet ediyorlar. 
Garipçe Köyü, boğaz'ın Karadeniz girişinde yer alan Rumeli Feneri'nden sonra ikinci köyü. Avuç içi gibi küçük bir koyun yamacına ayrı ayrı kurulmuş 60-70 haneli bir yerleşim.
Koyun iki başında yüksek tepeler köyün bir bakışta tamamını görme imkanı veriyor. 
Kule adıyla anılan biri tepede, Kale olarak anılan bir de sahilde iki kalesi var. 
Üç lokanta, bir kahve, bir de bakkalı bulunuyor. Nüfusu ise 50 yıldır sabit duruyor.

İstanbul'un köklü ilçelerinden biri olan 23 mahalleli Sarıyer'in kalabalığından sıyrılıp, Fener yoluna doğru dönerek rampa çıktığınız zaman, ruhsatlı veya kaçak yapılar, yarım kalmış villalar arasından boğazın damı sayılabilecek bir yükseklikte yol almaya başlıyorsunuz.
Bu yolun her iki yanı ve gözlerinizin uzanabildiği yamaçları çam ağaçları ile kaplı örtüsü ve çam kokusu şaşırmanız için yeterli oluyor. 
Marmaris'ten Datça yolunu kullananların müthiş benzerlikler bulacakları güzergah sırasında ağaçların imkan verdiği ölçüde, iki kıtayı nehir gibi ayıran boğaza, Anadolu kıtası sahiline bakınca, Garipçe Köyünün tam karşısına isabet eden Poyrazköy kıyılarında bir çok tekne ve yatların tıpkı Göcek koylarında olduğu gibi yan yana dizilip kıçtan kara bağlandıklarını görebiliyorsunuz.
Bu tablo Sarıyer'den çıkıp henüz beş dakika geçmeden gözler önünde canlanınca ister istemez kendinize "İstanbul'da mıyım, yoksa Ege sahillerinde mi yol alıyorum" sorusunu sormanıza neden oluyor! 
Sola ayrılan sapaklar Zekeriya Köyü, Marmaracık Koyu, Kilyos (Kumburun), Rumeli Feneri'ne geçit verirken siz sağa dönerek Garipçe Köyü sahiline yüzünüzü denize dönerek inmeye başlıyorsunuz.








Son 3 resmi ve yazının sonunda ki kısa videoyu Bizimtepe güzergahından çektim.


video


Sarıyer'den Garipçe Köyü'ne doğru giderken 2 tarafı ağaçlarla çevrilmiş, sakin bir yolda yolculuk yapıyorsunuz.
Yeni bir gezide görüşmek üzere...

18 Şubat 2011 Cuma

PİYER LOTİ VE TELEFERİK

İstanbul'un tarihi ve turistik yerlerinin arasında Piyer Loti kendisine her zaman yer bulur.
Muhteşem manzarası ve içinde bulunduğu Eyüp ilçesinin uhrevi atmosferi ile Piyer Loti'de bambaşka bir zamana adım atarsınız.
*Resimler 20 Haziran 2010 tarihinde çekilmiştir.

Piyer Loti'ye kızımın üniversite sınavından çıkmasını beklerken eşimle gittik.
Biliyorsunuz geçen yıl üniversiteye giriş sınavları kategorilere ayrıldı.
Sınavlar bir kaç oturumda yapıldı.
Kızım, ilk seçme sınavını da sayarsak hepsi farklı semtlerde 4 ayrı okulda sınava girdi.
Bizde veli olarak 4 defa dışarıda bekleyen veli sendromuna girdik.
Bakınız; Sessiz Kalamam-Üniversite Sınavları
Kızımın sınava girdiği yerlerden birisi de Alibeyköy'dü.
Biz yine dışarıda beklemeye niyetliydik fakat o sırada Eyüp Anadolu Lisesi'nde sınava giren oğlunu bekleyen abimden gelen davetle Piyer Loti'ye gitmeye karar verdik.
İlk defa bir sınavın bitmesini okulun bahçesi yada çevresi dışında geçirmiş olduk.

Piyer Loti ve teleferik hakkında 2006 yılında bir yazı hazırlamıştım.
Ayrıntılı bilgileri görmek için, bakınız;
Piyer (Pierre) Loti ve Teleferik


Bademlik Camii


Haliç Kongre Merkezi



Piyer Loti demek çay demek, bu çay bardaklı resimleri çekebilmek için dakikalarca ön masalarda oturanların kalkmasını bekledim.
Bu arada;
Haziran ayında Piyer Loti'de 1 bardak çayın fiyatı: 1,5 Liraydı.






Feshane Uluslararası Fuar Kongre ve Kültür Merkezi

Eyüp Sultan

Tepenin çevresi mezarlığa ev sahipliği yapıyor.
Belkide bu sayede tepenin civarı yemyeşil kalmayı başarmış.









TELEFERİK
Piyer Loti'ye araba ile gidilebiliyor ama biz teleferiği tercih ettik.
Arabayı teleferik istasyonun yanında ki otoparka bıraktık.
Teleferik ücretleri oldukça makul.
Akbil'iniz varsa 1 Akbil'le, yoksa gişeden alacağınız 1 jetonla teleferiğe binebilirsiniz.
Yaz aylarında ve hafta sonlarında teleferik çok tercih edildiği için biraz sıra bekleyebilirsiniz.
Teleferiğin Piyer Loti'de ki istasyonunda indikten sonra teras ve çay bahçesi bölümlerine yürüyen merdiven ile çıkabilirsiniz.



















Kabinlerin dışındaki mika tarzında ki pencereler biraz yıpranmış, o yüzden kabin içinden manzara resmi çekmek pek iyi sonuç vermiyor.
Kabin içinden fazla resim çekmedim ama yukarıdan aşağıya inişi olduğu gibi videoya çektim.
Hazırladığım videoda o görüntüleri seyredebilirsiniz.
İyi seyirler.

Piyer Loti ve Teleferik
Yükleyen muhteremlegeziye

Yine acı bir görüntü, Türk Halkı'nın vazgeçemediği çekirdek sevdası o güzelim turistik tesiste de kendini göstermiş.
E hadi çekirdek yiyorsunuz, niye kabuklarını yere atıyorsunuz?