29 Kasım 2013 Cuma

ANADOLU FENERİ

Kurban bayramında yaptığımız gezimizin 4.durağı Anadolu Feneri oldu.
Yıllardır gitmeyi çok istediğim halde yolunun çok uzak olması sebebi ile hep ertelediğimiz fenere bayramda gitme fırsatını yakalamış oldum.
Fakat bayramın 1.günü gittiğimiz için fener kapalıydı ne yazık ki kapısından döndük.
Bizde köyün içinde ve civarında dolaşarak feneri uzaktan da olsa görüp, bol bol resim çektik.


ANADOLU FENERİ KÖYÜ;
Adını, Boğaz'dan geçen gemilere yol gösteren Anadolu fenerinden alan köy, Beykoz'a bağlı bir köy.
Tam adı Anadolu Feneri Köyü olan ama köy halkının kısaca Fener köy dediği Askeri Bölge içinde olan koyun içindedir.
Boğaziçi'nin Anadolu yakasındaki son noktası olan Anadolu Feneri doğal bir koya sahip.
Köyün büyük bir bölümünde kestane, kocayemiş, meşe, kayın, dut gibi ağaç çeşitleri var.
Köy denize kıyısı olması, doğal bir koya sahip olması sebebiyle balıkçılığa çok elverişli.
Anadolu feneri kuzeyinde Karadeniz, güneyinde Mahmut Şevket Paşa Köyü, doğusunda Alibahadır köyü ve batısında ise Poyraz köyünün bulunduğu, ismini burada bulunan deniz fenerinden alan güzel bir köydür.
Köy nüfusu Kafkasya’dan göç edenlerden ve Girit’ten asker olarak gelip yerleşenlerden oluşmaktadır. 
Köy halkı balıkçılıkla geçinmekte, zaman zaman sebzecilik ve süt hayvancılığı da yapılmaktadır.
Köyün içerisinde 1823-1824 tarihlerinde dönemin Osmanlı Sultanı II. Mahmud tarafından yaptırılan bir çeşme ve 1880 yılında inşa edilmiş bulunan Hamidi Evvel Camii yer almaktadır.
Söz konusu çeşmenin suyu beş kilometre uzaklıktaki Mecitdere suyudur.

ANADOLU FENERİ'NE NASIL GİDİLİR;
Anadolu Feneri, Beykoz'a 14.5 kilometre mesafede yer alıyor. 
Beykoz'dan yola çıkıp Akbaba köyünü geçtikten sonra 9 kilometre daha gitmeniz gerekiyor.
Yol Beykoz'dan 15 dakika sürüyor, yol boyunca tabelalar size yol gösterecektir.
Yukarıda ki harita da gösterdiğim yol güzergahını Google Maps'ta görmek için tıklayın

Toplu taşıma ile gitmek için;
15D Kavacık-Dereseki-Halayıkdere-Anadolu Feneri otobüsleri Anadolu Fenerine gitmektedir.
Otobüsün hareket saatlerini buradan öğrenebilirsiniz. 

Anadolufeneri, İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e açılan kısmında Çakaltepe ve Kabakoz koylarının arasında bulunan küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştur.
*Yukarıda ki ve aşağıda ki resim Poyrazköy'den çekilmiştir.


Yol güzergahından biraz bahsetmek istiyorum.
Beykoz'dan Anadolu Feneri'ne doğru gittikçe yol boyunca ağaçlı yollardan gidiyorsunuz, yol bile huzur bulmanıza vesile oluyor.
Yollar yeni yapılmış, çok rahat yolculuk yapılıyor.

Tabelaları takip ederek köye rahat ulaşıyorsunuz.

Köyün girişi.

Köye girdikten sonra feneri görünce çok sevindim ama bayramın ilk günleri kapalı oluyormuş, bu yüzden ne yazık ki içeriye giremedik : (

Bizde, arabayı park edip köyün içinde ve civarında dolaşmaya karar verdik.
Anadolu Feneri Köyü sessiz, sakin, şehrin kargaşasından uzak çok güzel bir köy.
Ben Anadolu Kavağı köyünün de sakin olduğunu düşünürdüm ama burası oradan daha sakin.
Anadolu Kavağı, Boğaz turlarının önemli bir durağı olduğu için ve sahilde ki turistik yerler sebebiyle bol bol turist çekiyor ve çok kalabalık oluyor.




Köyün içinden geçip, Karadeniz tarafına doğru yürümeye başladık.

ANADOLU FENERİ;
Köye adını veren fener ilk olarak 1834 yılında kurulmuş.
Anadolu Feneri, Boğaz’dan geçen gemilerin ve Karadeniz'den İstanbul Boğazı’na girecek olan gemilerin yollarını aydınlatıyor.
1858 de Fransızlar tarafından karşı sahildeki Rumeli Feneriyle beraber kule kısmı yapılarak işletilmeye başlanmış.
1933 yılında Fransızların bu fener üzerindeki 100 senelik imtiyazları kendilerine tazminat ödenmek suretiyle iptal edilmiş ve tamamen Türklere geçmiş.
Anadolu feneri, orijinal halini koruyan nadir fenerlerden birisidir.
Bir tek fenerin kristalini döndüren motor ve ampul sonradan eklenmiş.
Denizden 75 m yükseklikteki fener, saniyede bir beyaz ışık veriyor, 18 saniye bekliyor.

İyi ki köyün Karadeniz tarafına doğru yürümüşüz, yoksa bu muhteşem manzarayı göremeden ayrılacaktık.
O gün çektiğim Anadolu Feneri resimlerinin en güzellerini burada çektim.
Not;
Panoramik resim Large boyutudur, üzerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.



O gün beni üzen diğer bir konuda resimlerimi hep güneşe doğru çekmek oldu.
Bu yüzden resimlerde netlik sağlayamadım.



Güneşi arkamıza alıp, resim çekince renkler nasılda canlanıyor.




Tekrar köyün içine geri dönüp, yavaş yavaş köyden çıkmaya başladık.





Yeni hedefimiz Poyrazköy.

Bir sonra ki bölümde Poyrazköy'de çektiğim resimleri görebilirsiniz.
Poyrazköy'ün bugünlerde en önemli özelliği 3.köprünün Anadolu yakasında ki ayaklarının burada olması.
Köprünün inşaatına ait resimlerde bu bölümde yer alacak.
Görüşmek üzere...

25 Kasım 2013 Pazartesi

HAZRETİ YUŞA TEPESİ VE TÜRBESİ-VİDEO


Hazreti Yuşa Aleyhisselam'ın kabrinin bulunduğu Hz.Yuşa Tepesi ve türbesi ile ilgili hazırladığım yazı dizisinin sonuna geldik.
Bu bölümde, 2 bölüm boyunca yayınladığım resimler ve Yolcular grubunun seslendirdiği "Ay Doğdu Üzerimize" ilahisi eşliğinde hazırladığım videoyu izleyebilirsiniz.
"İyi seyirler"




19 Kasım 2013 Salı

HAZRETİ YUŞA TÜRBESİ

Bir önce ki bölümde yayınlamaya başladığım Hazreti Yuşa Tepesine ait yazı dizisine, Hazreti Yuşa A.S'mın kabrinin bulunduğu bölüm ile devam ediyorum.
Bu bölümde türbe ve civarından, camii ve kubbeli çeşmenin olduğu bölümlerden resimler yayınlayacağım.
Bir sonra ki bölümde ise hazırladığım ilahili videoyu izleyebilirsiniz.

Hz. Yuşa kimdir?
Hz Yuşa kimdir?
Yuşa Peygamber, Yusuf (a.s) neslinden olup, Hz. Musa'nın çağdaşıdır. Hz. Musa'nın Genç Yuşa ile "İki denizin birleştiği yere" kadar yaptıkları tarihi ve gizemli yolculukları ve burada Hızır (a.s) ile buluşmaları Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresi'nin 60-65. ayetlerinde anlatılır.
Burada, Hz. Musa'nın yanındaki genç adamın Hz. Yuşa olduğu rivayetlerden anlaşılmaktadır. Hz. Yuşa'nın Beykoz Yuşa Tepesi'nde gömülü olduğu şeklindeki inanış, Beşiktaş'ta türbesi bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın sütkardeşi Yahya Efendi'nin (1494-1570) manevi keşfi ile irtibatlandırılarak yaygınlaşmış ve şöhret bulmuştur. Bazı tefsirlerde Yuşa'nın (a.s) Musa'nın (a.s) vefatından sonra peygamber olarak görevlendirildiği, Hz. Musa'nın yeğeni ve yardımcısı olduğu, Hıristiyanların ve Yahudilerin ona Yeşu dedikleri nakledilir. Yeşu (Yuşa) Beni İsrail'e gönderilen dört büyük peygamberden biridir.
Yuşa adını İbranice'den alır. İbranice'de "ye" Allah, "şua" kurtarsın demektir. Zaman içinde bu iki kelimenin birleşimi Yuşa olarak değişime uğramıştır. Hz. Yuşa'nın babası, oğluna bu ismi koyduğunda İsrail'in Firevun'dan kurtarılmasını dilemiştir.
Bilinen Mucizeleri Nelerdir?
Birçok mucizesi vardır: Şeri'a ırmağını ayakları ıslanmadan geçmiştir, Geboan savaşında günü uzatmıştır, Eriha surlarını bakışıyla yıkmıştır. Bu olay Hz. Muhammed tarafından “güneş hiç kimse için durdurulmamıştır, yalnız Hz. Yuşa hariç” şeklinde yorumlanmıştır.
Tevrat'ta Eriha'nın surlarının yıkılışı şöyle konu olmuştur: “Önce yedi kez kentin çevresinde dolaştılar, sonra yedi kâhin koçboynuzundan borularını çaldılar, borular çalınır çalınmaz Hz.Yuşa'nın kavmi hep beraber bağırmaya başladı ve surlar kendiliğinden çöktü.”
Hz. Yuşa, İsrailoğulları'nı göçebelikten kurtarmış ve Arzı Kenan’a yerleştirmiştir.
Arz-ı Kenan neresidir?
Bugün İsrail tarafından ‘Arz-ı Mevud’ yani ‘Vaat Edilmiş Topraklar’ meselesi olarak bilinen sınırların dinsel referansı Tevrat’taki ‘içinden süt ve bal akan topraklar’ ve ‘Kenan Diyarı’ ifadeleridir. Bu toprakların tam olarak neresi olduğu bilinmemesine rağmen Tevrat’ta Tanrı, Kenan Diyarı’nı bir zamanlar İsrailoğullarına vermiştir. Konu Aziz Paulos tarafından İncil’e taşınmıştır. İncil’de ise bu sınırlar güneyde Mısır Nehri, Zin Çölü, batıda Akdeniz, kuzeyde Hor Dağı, doğuda Ürdün (Şeria) Irmağı ve Lut Gölü ile çevrilidir. 
Türbenin Tarihi Önemi
Hz. Yuşa üç dine mensup insanların da sahip çıktığı bir kişidir. Ona, hem Yahudiler hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar sahip çıkmış ve İstanbul'a geldiğini iddia ederek uğradığı zannedilen bir yere mezarını yapmışlardır.
Bu tepe tarihin ilk dönemlerinden itibaren kutsal bir yer olarak kabul edilmiş ve çeşitli uygarlıklar burada kendi dinlerinin mabet ve tapınaklarını inşa etmişlerdir. İlkçağlarda burada Zeus tapınağının bulunduğu ve Bizans döneminde bu tapınağın Hagios Michael adında bir kiliseye çevrildiği tarih kaynaklarında yer almaktadır.
1500’lü yıllarda yaşanmış olan büyük deprem nedeniyle bu kalıntılardan günümüze eser kalmasa da Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Kanuni Sultan Süleyman'ın sütkardeşi olan ve Beşiktaş'ta türbesi bulunan Yahya Efendi'nin (1494-1570) manevi keşfi ile türbe tekrardan yapılandırılarak itibarına kavuşmuştur. Caminin yanındaki Tarihi mescit Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile yapılmış, birçok padişah izdihamı önlemek için ziyaretleri sınırlamış, farklı birçok önlem alarak türbeyi koruma altında tutmuşlardır. Bu sıkı korumaya rağmen Yuşâ Camii bir yangın geçirmiş ve Sultan Abdülaziz döneminde, 1863 senesinde aslına uygun olarak yenilenmiştir.
Yuşa Tepesi Nerededir?
Yuşa tepesi, İstanbul’un Anadolu yakasında, Beykoz ilçesine bağlı Anadolu Kavağının, yerleşim izni olmadığı için yemyeşil kalmış tepelerinden birinde, hem Karadeniz'in sonsuzluğunu, hem boğazın gizemini seyre durmuş eşsiz bir konumdadır.
Kuzeyinde Ceneviz Kalesi, diğer adıyla "Yoros Kalesi" bulunmaktadır. 
Tepe denizden 201 mt yüksekliktedir ve zirvesinde yalnızca Yuşâ Türbesi ve Camii bulunmaktadır.
Sarıyer'in tam karşısında bulunan türbeye hem Beykoz üzerinden kara yolu ile hem de boğazdan deniz yolu ile gitmek mümkündür.

17 METRELİK KABİR
Beykoz Yuşa Tepesi’nde ki mezar 17.00×4.00 m. ölçüsünde olup, üzeri açıktır.
Yuşa Peygamber'e ait olduğu düşünülen kabrin 17 metre uzunlukta olması, türbeyi ziyaret edenlerin ilgisini çekiyor.
Hz. Yuşa'nın kabrinin 17 metre uzunluğunda olması hakkında üç yorum yapılıyor. 
Buna göre;
1- O bir peygamberdir, ona duyulan saygı ve sevgiden dolayı böyle uzun ve büyük bir mezar yapılmış olabilir.
2- Yeri manevi bir keşifle bulunduğu için, isabet eder düşüncesiyle geniş ve uzun tutulmuş olabilir.
3- Yuşa Hazretleri'nin metrelerce uzunluğundaki mezarı, çok eski inançlarda dağların zirvesinde yaşadığı kabul edilen "devler"in başka bir inançla kaynaştırılması şeklinde anlaşılabilir. Çünkü bu tepenin bir adı da "Dev Dağı"dır.
Türbe Hakkındaki Diğer Genel Bilgiler
Boyunun çok uzun olduğu bilinen Hz. Yuşa'nın mezarının uzunluğu 17 metredir. Bunun nedeni, naaşın boyu değil, tam olarak kabrin neresinde yattığı bilinmemesindendir.
Türbe, hangi yüzyılda olursa olsun ülkeyi yönetenler ve halk tarafından sonsuz bir saygı, sevgi kavramı ile sahiplenilmiş ve korunmuştur.
İlk olarak mezarının baş tarafı Kudüs'e yöneldiyse de, Dünya İslam ile tanıştıktan sonra kendiliğinden Kıbleye döndüğü, dilden dile anlatılan hikâyelerdendir.




Üstte ki tabela da şu bilgilere yer verilmiş;
YÛŞÂ TEPESİ VE YÛŞÂ  ALEYHİSSELÂM
Yûşâ tepesi, Boğaziçi'nin sahile en yakın ve en yüksek tepesidir. Yûşâ Camii veya Yûşâ Aleyhisselam'ın türbesi, bu tepenin zirvesinde, Karadeniz'i ve boğazı aynı anda gören muhteşem bir tepedir. Burası tarihin ilk dönemlerinden itibaren, kutsal bir yer olarak kabul edilmiştir ve çeşitli uygarlıklar kendi dinlerine mabetler ve tapınaklar inşa etmiştir.

Osmanlı döneminde de bu tepeye sadrazam yirmi sekizinci Çelebizâde Mehmet Sait Paşa (ö. 1761) tarafından 1755 tarihinde bir mescid yaptırılmıştır. 3.Osman'ın sadrazamı olan bu zât, aynı zamanda, burada bulunan ve Hz. Yûşâ Peygamber'e izafe edilen mezarın etrafına kagir bir duvar çekmiş, bir türbedar ile türbenin bakımını îfâ etmek için görevliler göndermiş ve onlar için odalar yaptırılmıştır.

Yûşâ Peygamber'e izafe edilen kabrin 17 metre uzunluğunda olması, her zaman insanların zihnini meşgul eden durumlardan olmuştur. Bu konuda üç yorum yapılmaktadır.
1. O, bir peygamberdir, ona duyulan saygı ve sevgiden dolayı böyle uzun ve geniş bir mezar yapılmış olabilir.
2. Yer, mânevî bir keşifle bulunduğu için, isabet eder düşüncesiyle geniş ve uzun tutulmuş olabilir.
3. Yûşâ Hazretlerinin mezarının uzunluğu, çok eski inanışlarda dağların zirvesinde yaşadığı kabul edilen başka bir inanışla kaynaştırılmış olması şeklinde anlaşılabilir. Zira tepenin bir başka adı da .

Tarih boyunca hep ziyaretçileri ile bütünleşen ve hep insanların ilgi odağı olmayı sürdüren bu tepede, 3.Selim Han (1789- 1808) döneminde bazı yıllarda izdihamdan dolayı fitneye mahal olmasın düşüncesiyle mevlid okunması bile yasaklanmıştır.

Kagir duvarlı kırma çatılı küçük bir yapı olan bu tepedeki camii yangına maruz kaldığından, Sultan Abdülaziz döneminde (1863) aynı biçimde yenilenmiştir. Yûşâ peygamber bir rivayete göre, Hz. Musa peygamberle birlikte MECMEUL-BAHREYN (Boğaziçi) gelmiş ve vefat ederek bu tepeye gömülmüştür.

Yûşâ peygamber, Hz.Yusuf'un neslinden olup Hz. Musa'nın çağdaşıdır. Hz. Musa'nın genç Yûşâ ile kadar yaptıkları tarihi ve gizemli yolculukları ve burada Hızır (a.s.) ile buluşmaları Kur-anı Kerim de Kehf suresinin 60-65. ayetlerinde anlatılır. Burada Hz. Musa'nın yanındaki genç adamın Hz. Yûşâ olduğu rivayetten anlaşılmaktadır. 
Hz. Yûşâ'nın burada, Yûşâ tepesinde medfun olduğu şeklindeki inanç en çok Beşiktaş'ta türbesi bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın sütkardeşi olan Yahya Efendi'nin (1474-1570) mânevî keşfi ile irtibatlandırılarak yaygınlaşmış ve şöhret bulmuştur.

Bazı tefsirlerde Hz. Yûşâ'nın Hz.Musa'nın vefatından sonra peygamber olarak gönderildiği, Hz. Musa'nın yeğeni ve yardımcısı olduğu, Hıristiyan ve Yahudilerin ona Yeşu dedikleri nakledilir. Yeşu (Yûşâ), Ben-i İsrail'e gönderilen dört büyük peygamberden biridir.









Yuşa Camii, Sadrazam Yirmisekizçelebizade Mehmet Said Paşa (ö.1761) tarafından 1755 tarihinde türbe ile birlikte yaptırılmıştır.
Mescit yangın sonucunda zarar görmüş 1863–1864 yılında, Sultan Abdülaziz döneminde (1861–1876) aslına uygun olarak yenilenmiştir.






Kubbeli Çeşme 






Görevli lojmanları 



Bir sonra ki bölümde hazırladığım videoyu izleyebilirsiniz.