13 Ekim 2009

BAYRAM TATİLİ 2. BÖLÜM

Bu yıl Ramazan Bayramı'nı köyümüzde (Kastamonu-Çatalzeytin-İsmail Köyü) geçirdik.
Akraba ziyaretleri ve misafirler dışında arada sırada çevrede gezip, resim çekmeye çalıştım.
Bulutlardan anlayacağınız üzere çoğu zaman hava resim çekmeye pek müsait değildi.
Farklı günlerde çektiğim manzara ve çeşitli resimleri de bu bölümde bulabilirsiniz.





Üstteki resmi yine Çatalzeytin'in bir köyü olan Arıca'da çektim.
Bir akşam Abana'ya gitmek için köyden yola çıktığımızda güneş batmak üzereydi.
Abana'ya varıncaya kadar gökyüzü önümüzde muhteşem renkleri ile bize doyumsuz bir manzara keyfi sundu.
Tatil boyunca akraba ziyaretleri ve alışveriş için Abana'ya 3 defa gittik.
Sadece 1 akşam sahile ve meydana indik.
Okulların açılması sebebi ile yazlıkçılar evlerine dönmüşler.
Abana oldukça sakin ve boştu.
Çay bahçeleri de meydanlar gibi boş kalmış.

Bizim köye gittiğimiz günlerde tam ceviz ve kestane zamanıydı.
Pek çok kişi ya kestane-ceviz topluyor yada topladıklarını kılıfından çıkarmaya uğraşıyordu.
Bu elmalar, evin kapısının önünde ki ağaçta yetişiyorlar.






Issız yerlerde dolaşmanın en güzel tarafı, fazla kimse geçmediği için bol bol bulunan bu böğürtlenler oluyor.
Böğürtlenler kızımla yaptığımız kısa gezilerin atıştırmalıkları oldu : )
Bugün toplayıp, yediğiniz böğürtlenlerin yerine yarın ya yenisi çıkıyor yada ham olanlar olgunlaşıyor.

Eskiden bu kuşburnuları bu kadar değerlendiriyorlarmıydı bilmem ama artık kuşburnu marmelat yapılarak, çayı yapılarak değerlendiriliyor.
Bu yıl misafir gittiğimiz yerlerde nefis kuşburnu marmelatları yedik.
Taşların arasında çakıl taşına benzeyen mantarlar, bu yıl gördüğümüz tek mantar grubu oldu.
Oysa geçen yıl çeşit çeşit pek çok mantarla karşılaşmıştık.
Bakınız; Doğal Mantarlar

Yengemin, evin bahçesinde büyüyen dolmalık biberleri, alttaki resimde görünenlerde beyaz lahana.
Dolmalık biberler ve körpe pazılardan dolma yaptım.
Evin yanında bahçe olmasının en güzel tarafı, dolmalık iç arttığı zaman bahçeden tekrar pazı koparıp, sarmaya devam etmek.
Görüşmek üzere!...

02 Ekim 2009

BAYRAM TATİLİ ve YOLCULUK

Tarih; 17 Eylül 2009 Perşembe.
Bayram tatilimizi memleketimizde geçirmek için, sahurdan sonra İstanbul'dan yola çıktık.
Hafta içi ve bayrama bir kaç gün olduğu için rahat ve kalabalık olmayan yollarda yolculuk yaptık.
NOT;
1. Resim Bolu Tüneli yolunda çekilmiştir.
Resimler Medium boyutudur, daha büyük görmek için lütfen resimlerin üzerine tıklayın.
Yolculuğumuz sırasında özellikle Bolu taraflarında ara sıra sisle karşılaştık.
Neyseki fazla bir yer sisten etkilenmemişti, daha sonra rahat rahat yola devam ettik.
Öğlen saatlerinde Kastamonu'ya vardık.
Kastamonu'da çalışan oğlumuzla görüştük, köy için alışveriş yapıp, Çatalzeytin'de ki köyümüze doğru yola çıktık.
Kastamonu ile Çatalzeytin'de bulunan köyümüzün arasında ki yolun mesafesi 100 Km.
Yollar çok virajlı olduğu için, birde yol yapım çalışmaları olduğu için hızlı gidilmiyor, 2,5 saatte köye vardık.
Hava soğuk ve yağışlıydı.
Hemen sobayı yaktık, iftar yemeğimizi hazırladık.
Ramazan'da köyde olmanın en zor tarafı, sahura kalkmak : )
Mutfak sobanın yandığı odadan uzakta olduğu için daha soğuk, mutfakta olmaktansa hemen sobanın olduğu odaya geçmek istiyorsunuz.
İlk sahura kalktığımız gece bir daha yatmayıp, güneşin doğuşunu seyrettik.
Gökyüzünün kızıldan maviye dönüşüne şahit olduk.

İlk günlerde hava sisli ve yağmurluydu.

Kızımla en sevdiğimiz şey, evin önünde ki piknik masasında günümüzü geçirip, gazete ve kitap okumak, bulmaca çözmek, yemek yiyip, çay içmektir.
İlk günler hava yağışlı olduğu için ne yazık ki bu masada fazla zaman geçiremedik.


Bu yıl köydeki evde yalnız değildik, bahçede "Arap" isminde bir kurt köpeği vardı.
Yabancılara karşı acımasız olsada yemek verip, kendisine baktığımız için bize alıştı ama yinede ben yanına fazla yaklaşamadım.
Elinizi uzatsanız bulutları yakalayacakmışsınız gibi duran, ufuktada olsa az çok Karadeniz'i gören bu arsaya bu yıl ev yaptırmaya karar verdik.
Köye gittiğimiz zaman eşimin abisinin evinde kalıyorduk.
Abimiz Abana'da yaşadığı için köydeki ev kendimizinmiş gibi rahattık ama insanın kendi evinin olması bambaşka.
Köye ev yapmak pek aklımızda yoktu fakat 2 yıldır köyde çok güzel vakit geçirip, kafamızı dinlediğimiz için bizde köye ev yapalım dedik ve üstteki resimde görünen arsaya ev yaptırmaya başladık.
Hakkımızda hayırlısı olsun diyorum, İnşallah Rabbim evin bittiğini de gösterir ve ağız tadı ile oturmayı nasip eder.
Üstteki resim; İsmail Köyü.
Bayram sabahı oğlum ve bir arkadaşı 3 günlüğüne bizi ziyarete geldiler.
Bayram ziyaretleri, misafir koşuşturması derken 3 günlük bayram tatili göz açıp, kapayıncaya kadar bitti.
Okulların ne zaman açılacağından emin değiliz, Perşembe mi? Pazartesi mi? bilmiyoruz.
İlk günler okulda hiç bir şey yapılmadığını bildiğimiz için (kızımında onayı ile) tatilimizi Cumartesi gününe kadar uzattık.
Bu yıl çardakda ki üzümlerden ikisi kurumuş.
O yüzden çardağın ön tarafı ve üst kısmında fazla asma yaprağı yok.
Birde boyları çok uzayan gül fidanları budanmış ve başka güller dikilmiş.
O yüzden piknik masasının önündeki manzara olduğu gibi ortaya çıkmış.
Çardaktaki üzümlerin geçen yıl ki halini görmek için, tıklayın.

Evin önünde akşamları oturmayı çok istiyorum, evin çevresinde sokak lambaları da yanıyor ama ilerisi çok karanlık olduğu için ve dağa yakın olduğumuz için buna pek cesaret edemiyorum.
Nihayet hava biraz açtı ve gitmemize 2 gün kala kapının önünde ki masada kahvaltı yapabildik.
Köyde olmanın bizim için en güzel taraflarında biriside çıtır çıtır yanan sobanın üzerinde kızartılan ekmekler oluyor.
Hatta eşim daha da ileriye gidip, sobanın üzerinde sucuk bile kızarttı.
Temiz havada insanın iştahı açılıyor galiba : )
Kızımla benim en sevdiğimiz an, biraz abur cubur-kurabiye eşliğinde piknik masasında çay içmek.
Neyse ki son 2 gün de olsa hava açıyor ve masanın ve manzaranın tadını çıkarıyoruz.
10 günlük süre içinde Bayram ziyaretleri ve alışveriş için, Abana'ya 2-3 kere gittik.
19 Eylül akşamı Milli Piyango 19 Eylül çekilişini Abana'da yaptı ve TRT'de bu çekilişi naklen yayınladı.
Abana'dan yapılan yayında kivi yetiştiriciliğinden de bahsedildi ve yeğenlerimiz Yalçın ve Altan Erdoğan'ın yetiştirdiği kiviler ekrana geldi.
Daha önce bu kivi bahçesinden bahsetmiştim, bakınız; Abana'da Kivi Bahçesi.

Üstte ki resim; Yaralıgöz Dağı.
25 Eylül'de Kastamonu'da çalışan oğlumuza gitmek için akşam üzeri yola çıktık.
Yaralıgöz dağının olduğu bölgede yol çalışmaları var ama yinede rahat bir yolculuk yaptık.

Oğlum Kastamonu'da Kuzeykent'te oturuyor.
Kuzeykent Kastamonu'nun son yıllarda gelişen, modern binaların-sitelerin ve üniversite, yurt ve pek çok okulun bulunduğu bir yer.
Tam önümüzde ismi Ulu Camii olan cami var.
Hava kararınca caminin tekrar resmini çektim.
Ay ışığı gibi görünsede yan tarafımızda ki karting pistinin projektörü caminin minaresini aydınlatıyor.
Kastamonu'yu daha önce akşam saatlerinde görmemiştim.
Fazla vaktimiz olmadığı için sadece ışıklandırılan saat kulesinin resmini çektim.
Oğlum bizi Sultanizade'ye yemeğe götürdü, oradan da yeğenimiz Şerife'ye çay içmeye gittik.
Şerife ve eşi çaydan sonra bizi bırakmadı ve o gece yeğenimizde kaldık.
Sağolsun Şerife sabah erkenden bize kahvaltı hazırlayıp, siyez bulguru hediye ederek bizi uğurladı.
Oğlumla da vedalaşıp, İstanbul'a doğru yola çıktık.
Yola çıktığımızda güneş yeni doğuyordu ve ortalık yavaş yavaş aydınlanıyordu.
İstanbul'a dönüşte ilk olarak Araç ilçesinde mola verdik.
Daha sonra Bolu-Gerede taraflarında aynı gün Abana'ya giden abim, ablam ve eniştemle buluştuk.
Biz dönüyorken onlarda 1 haftalık bir tatil için memlekete gidiyorlardı.
Mola yerinde dinlenip, çayımızı içtikten sonra vedalaşıp, aksi istikametlere doğru tekrar yola çıktık.
Bu verdiğimiz son mola oldu ve bir daha hiç durmadan İstanbul'a geldik.
Ve saat tam 14.30'da Boğaziçi Köprüsü'nden giriş yapıyoruz.
Hoşbulduk İstanbul, seni çok özledim...

Bu yazıda bayram tatilimizin kısa bir özetini anlattım.
Devamında daha ayrıntılı resimleri, daha çok manzara ve doğa resimlerini göreceksiniz.
Görüşmek üzere!...

12 Eylül 2009

EYÜP SULTAN

1. resim bu adresten alınmıştır.
Eyüp Sultan Ramazan ayında, mübarek gün ve gecelerde, önemli iş ve sınavların arifesinde, sünnet öncesi, düğün günü, Türk Halkı'nın uğramadan, dua etmeden ayrılamadığı bir mekan.
Manevi atmosferi ile Eyüp Sultan'da günümüzün koşuşturması ve kargaşasından uzak saatler geçirebilirsiniz.
Eyüp Sultan ziyaretinizi bitirdikten sonra teleferikle Piyer Loti'ye çıkıp, şehri şöyle bir kuşbakışı seyredebilirsiniz.
Bakınız; Piyer Loti ve Teleferik
Not; Resimler Ramazan ayında değil, çeşitli dönemlerde çekilmiştir.

EYÜP SULTAN CAMİİ;

Fatih Sultan Mehmed Han zamanında1459 yılında fetihten hemen sonra yapılmıştır.

Osmanlı'lar tarafından İstanbul'da yapılan kubbeli ilk Selâtin camiidir.

Fakat ilk yapıdan günümüze orjinal hiç bir şey gelmemiştir.


Eyüp Sultan Camii dikdörtgen planda, mihrabı çıkıntılıdır.

Merkez kubbe altı sütun ve iki fil ayağına müstenit kemerlere yaslanır, etrafında yarım kubbe, ortasında Eyüp Sultan türbesi, sandukasının ayakucunda bir pınar, avlu ortasında asırlık bir çınar bulunmaktadır.

1458'den sonra çeşitli defalar tamir gören caminin minarelerinin boyu önceleri kısaydı, 1733'de yeni uzun minareler yapıldı. 1823'de deniz tarafındaki minare yıldırımla hasar gördüğü için yeniden inşa edildi.

Caminin dış avlusunda ki mahfiller Darüssaade Ağası Beşir Ağa tarafından inşa edilmiştir.

Dış avlunun caddeye açılan iki kapısı vardır.

İç avlu 12 sütuna müstenit 13 kubbelidir.

Avlunun ortası tek kubbeli, 8 köşelidir.

Türbe methalinde nakşı kademi saadet, sağında sebil bulunur.

Mihrap eyvandır, mermerdir. 1 tarafı hariç üç tarafı galerilidir.

Son cemaat yeri önünde 6 sütunlu ve 7 kubbeli bir revak vardır.

Cümle kapısı üzerinde 9 sıralık kitabenin ilk sırası:

Zehi münkadı emri gerdgar zılli Rabbani

Serefrazı cihandaranı asrın şahı devranı

Menarı nurfeşan sultan selim hanı bülend ikbal

Bilin gülbank dahi iyledi pür cümle azani.

Fatih'ten sonra asırlarca padişahlar Eyüp Sultan Camii'nde kılıç kuşanmışlardır.

Bunu Fatih başlatmış, ilk kılıcı Fatih'e Akşemseddin kuşatmıştır.

Padişahlar Sinan Paşa Köşkü'nden kayıkla gelir, camide iki rekat namaz kılar, kılıcı kuşatırdı.

Camiin dış avlusunda üç pencereli sebil bulunmaktadır.

Bayramlarda ve özel günlerde şerbet dağıtıldığı için şerbethane denilmiştir.

İmaret;

Eyüp Camii civarında Fatih Sultan Mehmed'in yaptırdığı imarethâde günde iki kere yemek pişirilirdi. Normal günlerde pirinçli, buğdaylı yemek çıkarken Ramazan ayında etli yemek dağıtılırdı.

Özel günlerde, cuma ve kandillerde, zerde ve zerbaç, pilav çıkarılıp yoksullara verilirdi.


EYÜP SULTAN TÜRBESİ;

Eyüp Sultan Camii'nin yanındadır. Hz. Muhammed'in ordusunda sancaktar olup, İstanbul'un muhasarası sırasında şehit olan Hz. Eyyub El-Ensari'nin mezarıdır.

Mezar fetihten sonra bulunmuş ve üzerindeki türbe 1459 yılında cami ile birlikte inşa edilmiştir.

Dışı çinilerle süslü türbe özellikle Cuma, kandil, bayram günleri ve üniversite ve lise sınavlarının olduğu günlerde ziyaretçilerle dolup taşar.

Ayrıca sünnet çocuklarının ve yeni evlenenlerin de ziyaret ettiği bir türbedir.

Türbe caminin kuzeyinde, iç avlunun önündedir.

Fatih Sultan mehmed tarafından 1454-55 tarihinde yaptırılmıştır.

Rivayete göre iç avludaki çınarın bulunduğu yer Ebu Eyüp'ün gasledildiği yerdir.

Türbe 8 köşeli, tek kubbelidir, kesme taştan yapılmıştır.

Cephe yüzlerine oturtulmuş olup, kasnağı yoktur.

Pencere söveleri mermerdir. Kapı cephesi hariç diğerleri altta ve üstte iki pencerelidir.

Kemerli kapı mermerdir, üzerinde Allah, Muhammed, kelime-i tevhid hakedilmiştir.




Cümle kapısı önündeki Sinan paşa kasrı 1798'de yıktırılmıştır.

Yerinde ulu bir çınar ağacı gölgesinde etrafı parmaklıklı bir set ve çimen sofa vardır. Parmaklığın dört köşesinde dört çeşme bulunur.

Bunlara hacat çeşmeleri, kısmet çeşmeleri denir. Tamir edildikten sonra camiyi açıp namaz kılan Sultan III.Selim Mevlevi olduğu için parmaklıkların üzerinde Mevlevi sikkeleri vardır.



HZ. EBA EYYÜB-EL ENSARİ KİMDİR;

Halid ibn-i Zeyd Ebâ Eyyüb-el Ensari, Hz.Muaviye (r.a) zamanında İstanbul kuşatmasına katılmış ve burada şehit olmuştur.

Emeviler zamanında İstanbul kuşatmasına (671) katılan ve burada şehit olan Hazretlerinin kabrini rüyasında gördü ve bildirdi. 1458'de Fatih burada bir türbe ve cami yaptırdı. 1800'de cami yeniden inşa edildi.

Kubbe yazıları, medresesi yok olmuş, ziyaret aşırılığı sebebiyle külliyedeki tahribat tamir edilmemiştir.

Eyüp Sultan, Mekke'ye giderek ilk Müslüman olan Alemdarı Nebi, Mihmandarı Resulullah diye anılır. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına katılmış, İstanbul kuşatmasında şehit düşmüştür.

Evliya Çelebi'ye göre: "İlahi arif, Hazreti Eba Eyüb ensari, peygamberin sahabesinden hadis rivayet edenlerdendir. Kendisi ensardandır.

Hazreti Peygamber Mekke'den medine'ye hicret ettikleri zaman Cibrili Emin peygamberin devesinin yularından tutup çeke çeke cömert Eba eyüb7ün evinin önünde çöktürmüştür.

Bu işaret üzerine hz.peygamber Eba Eyüb'ün evinden başka bir yere misafir olmamıştır.

Hala, peygamberin mübarek mezarı bu Eba Eyüb Ensari hazretlerinin evinin yerindedir ki, Hz.Peygamberin candan sevdiği dostudur ki o peygamaberden birçok hadisler nakl ve rivayet eder."

Evliya Çelebi'nin anlattığına göre Eba Eyüb iki kere Konstantiniye seferi yaptı.

İkincisinde Galatayı fethetti, İstanbul’u da fethetmek üzere iken barış yaptı, Ayasofya’da namaz kılıp Eğrikapı'dan çıkarken kafirler bunları şehit etti. Bir rivayete göre ise ishalden vefat etti.

1453'de Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethederken Akşemseddin hazretleri bir yer bulup orayı kazdırınca bir dört köşe yeşil somaki mermer göründü. Üzerinde haza kabri Eba Eyyubi Ensari, bu Eba Eyyüb'ün mezarıdır, yazılıydı. Taşı kaldırdılar. İçinde Eba Eyyüb'ün vücudu safran ile boyanmış kefen içinde terü taze ve sağ ellerinde tunç mühür vardı. Burada nurlu türbesini yaptılar.

Bu çevrede 33 sahabi yatmaktadır.



Türbe içi çinilerle kaplıdır. Üzerinde celi yazılar baştan başa dolaşır.

Kubbe kalem işlemeleriyle süslüdür.

Kubbe ortasında Ali imran suresi 193. ayeti yazılıdır.

Türbenin ortasında etrafı gümüş şebekeli bir parmaklık içinde Hz.Halid b. Zeyd ebu Eyyüb el-Ensari'nin sandukası vardır.

Üzerinde siyah atlas üzerine sarı simli kisvei şerif örtülüdür.

Kisveyi bağlayan sırma kuşak üzerindeki celi hatları Sultan II. Mahmud yazmıştır.

Türbenin içinde, sandukanın ayakucunda bir kuyu bulunmaktadır. I.Ahmed ihya etmiştir. Rivayetlerde bu kuyunun ayazma olarak şifa kuyusu olduğu yazılıdır.

Sandukanın üzerindeki dairevi kandillikte 36 adet buhurdan ve zemzemiye vardır.

Türbenin duvarlarındaki yazılar I.Ahmed, III. Mustafa, III. Selim, II. Mahmud, Abdulaziz, Hattat Osman, Ahmed Razi, Yesarizade Mustafa İzzet, Mahmud Celaleddin Efendi'ye aittir.

Türbedeki sancakı şerif ve dört büyük şamdan korumaya alınmıştır.

Türbe kapılarını tahtadan tunca çeviren 1.Abdulhamit’tir.

Türbenin önünde medhal vardır.

Türbenin sağ tarafında kadınlar mescidi bulunur ki burada itikafa girmiştir.

İç avludan türbe medhaline bir hacet penceresi açılır.

Hacet penceresinin iç kısmında şu hadisi şerif yazılıdır: "Devemi kendi haline bırakınız. Zira o kendine düşen görevi yapmaya memur edilmiştir.

O da gitti, Ebu Eyyub'un kapısı önüne çöktü."



Eyüp Sultan'da ki meşhur fıskıyeyi, gecenin ilerleyen saatlerinde kapatıyorlar.



Bu kadar çok kabir, türbe, lahit başka bir camide iç içe geçmemiştir.

Serviler ve mezarlıklar cami çevresini uhrevi bir mekan yapar.

Ferhat Paşa, Mehmet Paşa, Beşir Fuad, burada yatmaktadır.Gecenin ilerleyen saatlerinde ortalık ıssızlaşıyor ve ortam tamamen sessizleşiyor.
Bir makalede bir cümle okumuştum, orada Eyüp Sultan'ın bir mahalle, sokaklarının mezarlık, sakinlerinin ise ölülerden oluştuğunu yazıyordu.

Osmanlı'dan günümüze kadar herkes bu uhrevi mekanda, Eyyüb Hazretlerinin civarında ebediyete ulaşmak istediği için türbenin çevresinde muazzam bir mezarlık oluşmuştur.


Eyüp Sultan'nın değişmeyen konuklarından biriside, kedilerdir.
Gece gündüz her an karşınıza irili ufaklı pek çok kedi çıkabilir.


Görüşmek üzere!...