21 Şubat 2011 Pazartesi

GARİPÇE KÖYÜ

Garipçe Köyü İstanbul'un hem içinde, hem kargaşasından uzak, sakin ve huzurlu bir balıkçı köyü.
Yaz aylarında şehrin kargaşasından kaçmak için en ideal yerlerden birisi.
Balıkçı köyü olduğu için çevrede balıkçılıkla uğraşanları görebilir, balık lokantalarından birisinde yemek yiyebilirsiniz.
Benim gibi balık yiyemeyenlere de mönüde farklı çeşitler mevcut.

Garipçe Köyü'ne 23 Haziran 2007 tarihinde eşim, oğlum ve kızımla gitmiştik.
Gezimize Sarıyer'de başlamış, Garipçe Köyü'ne uğrayıp, son olarak Rumeli Feneri'nde bitirmiştik.
O tarihte fotoğraf makinemin hafıza kartı olmadığı için çok ayrıntılı resimler çekememiştim.


Garipçe Köyü hakkında Sihirli Tur'da çok güzel bir yazı var. 
Kısa bir bölümünü burada okuyacağınız yazının geri kalanını okumak ve daha ayrıntılı bilgi almak için, tıklayın.
Garipçe Köyü;
İstanbul Sarıyer ilçesinin 9 köyünden biri olan Garipçe Köyü Boğazın Karadeniz girişine hakim manzarası, temiz havası, taze balıkları, antik kaleleri ile huzur arayanları kucaklıyor. Köyün yaşlıları bir zamanlar bu köyde garip bir adam yaşarmış diye başladıkları hikayeleri bir yana köy gerçekten yer ve konum olarak oldukça yalnızlığı, terkedilmişliği yaşıyor, gizli sığınak özelliği nedeniyle garip kalmış görünümünü koruyor. Balıkçı köyü olması nedeniyle köyün erkekleri Eylül ayı başı balık avlama yasağının kalkmasıyla beraber denize açılıyor ta ki yasağın tekrar başladığı Haziran ayına kadar köyü kadınlara emanet ediyorlar. 
Garipçe Köyü, boğaz'ın Karadeniz girişinde yer alan Rumeli Feneri'nden sonra ikinci köyü. Avuç içi gibi küçük bir koyun yamacına ayrı ayrı kurulmuş 60-70 haneli bir yerleşim.
Koyun iki başında yüksek tepeler köyün bir bakışta tamamını görme imkanı veriyor. 
Kule adıyla anılan biri tepede, Kale olarak anılan bir de sahilde iki kalesi var. 
Üç lokanta, bir kahve, bir de bakkalı bulunuyor. Nüfusu ise 50 yıldır sabit duruyor.

İstanbul'un köklü ilçelerinden biri olan 23 mahalleli Sarıyer'in kalabalığından sıyrılıp, Fener yoluna doğru dönerek rampa çıktığınız zaman, ruhsatlı veya kaçak yapılar, yarım kalmış villalar arasından boğazın damı sayılabilecek bir yükseklikte yol almaya başlıyorsunuz.
Bu yolun her iki yanı ve gözlerinizin uzanabildiği yamaçları çam ağaçları ile kaplı örtüsü ve çam kokusu şaşırmanız için yeterli oluyor. 
Marmaris'ten Datça yolunu kullananların müthiş benzerlikler bulacakları güzergah sırasında ağaçların imkan verdiği ölçüde, iki kıtayı nehir gibi ayıran boğaza, Anadolu kıtası sahiline bakınca, Garipçe Köyünün tam karşısına isabet eden Poyrazköy kıyılarında bir çok tekne ve yatların tıpkı Göcek koylarında olduğu gibi yan yana dizilip kıçtan kara bağlandıklarını görebiliyorsunuz.
Bu tablo Sarıyer'den çıkıp henüz beş dakika geçmeden gözler önünde canlanınca ister istemez kendinize "İstanbul'da mıyım, yoksa Ege sahillerinde mi yol alıyorum" sorusunu sormanıza neden oluyor! 
Sola ayrılan sapaklar Zekeriya Köyü, Marmaracık Koyu, Kilyos (Kumburun), Rumeli Feneri'ne geçit verirken siz sağa dönerek Garipçe Köyü sahiline yüzünüzü denize dönerek inmeye başlıyorsunuz.








Son 3 resmi ve yazının sonunda ki kısa videoyu Bizimtepe güzergahından çektim.




Sarıyer'den Garipçe Köyü'ne doğru giderken 2 tarafı ağaçlarla çevrilmiş, sakin bir yolda yolculuk yapıyorsunuz.
Yeni bir gezide görüşmek üzere...

1 yorum:

  1. çok şirin bir yer:)banada 1 kere gitmek kısmet oldu..hatırlattığınız için teşekkğürler

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için;
Google hesabınız yoksa "Anonim" bölümünü işaretleyerek
yorumunuzu yazabilirsiniz.