29 Ekim 2006 Pazar

SÜLEYMANİYE CAMİİ

Muhteşem Süleymaniye !
Bu yazıyı okuyunca bu ismi ne kadar çok hak ettiğini anlayıp, hak vereceksiniz.
Çocukluğumda sık sık Sultanahmet ve Ayasofya'ya gitmiştim.
Eşimle de gidiyoruz ama bunca yıldır hiç Süleymaniye camisine gitmek kısmet olmadı.
Abonesi olduğumuz Sızıntı Dergisinin Mayıs 2006 sayısında "Mimarinin mühendislikle muhteşem buluşması, Süleymaniye Camii" başlıklı yazısını okuyunca yapılan işlere hayranlık duyup, bunca yıl elimizin altındaki camiye nasıl gitmedik diye hayıflandım.
Yazıyı okur okumaz, camiyi gidip görmek için çok sabırsızlandım.
Mutlaka bu şaheseri yerinde görmeliydim.
Gittim, gördüm, resimlerini çektim.
Gerçekten yapıldığı devre göre inanılmaz bir mimarlık ve mühendislik harikası.

Üstelik öyle bir tepeye yapılmış ki Boğaz, Boğaziçi Köprüsü ile birlikte gözünüzün önünde bütün haşmetiyle duruyor.
Allah-ü Teala bu camiyi yaptıran Kanuni Sultan Süleyman'dan,
yapan Mimar Sinan'a, en ufak işten en ağır işi yapan işçisine kadar
hepsinden razı olsun.
Rahmetini üzerilerinden eksik etmesin.(Amin)


Resimler benden,  yazı Sızıntı Dergisinden.
İnşallah sıkılmadan yazıyı okur, sizde bu muhteşem eserin farkında olursunuz.

Mimarinin Mühendislikle Muhteşem Buluşması Süleymaniye Camii
Osman Tarık GÜLTEK 
İnşaat mühendisliği ve mimarlık, ortak yanları olsa da, aralarında derin farklılıklar bulunan, birbirleriyle teşrik-i mesaiye mecbur iki farklı meslektir.
Mühendislikle mimarlığın tatlı ve faydalı bir beraberliği vardır.
Mimarî özelliklerin statik kurallara uyması gerekir.
Bazen de, yapının göreceği fonksiyonun bir gereği olarak,
mühendislikten zor problemleri halletmesi, yapım tekniğinde,
malzeme ve dizaynda yeni açılımlar yaparak,
mimarın istediği yapıyı ortaya koyması beklenir.
Bunun içindir ki, bir yapının proje aşamasında iki meslek sahibinin de imzası istenir.
Günümüzde bir yapı inşa edilirken en az 15 mühendis ve
mimardan oluşan yapı denetim firmalarından onay ve yeterlilik alınması mecburidir. Zemin etütleri için jeoloji ve jeofizik mühendisine;
projenin araziye uygulanması (yapının oturacağı alanın belirlenmesi) için
harita mühendisine; elektrik tesisatı için elektrik mühendisine;
görünüm ve dizayn için mimara ve statik hesaplar için inşaat mühendisine ihtiyaç vardır. Basit gözüken 10 daireli bir bina inşaatı için bu kadar mühendise ihtiyaç varken,
4000 m2 alana oturan camii ve 70 dönüm arazi üzerine inşa edilen külliyesiyle
muhteşem Süleymaniye’nin tek bir kişinin bilgi ve sorumluluğu dâhilinde
ortaya konması hayret uyandırmaktadır.
Böyle büyük inşaatlar için firmaların proje grupları oluşturdukları göz önüne alındığında, Mimar Sinan’ın ne denli büyük bir deha olduğu daha iyi anlaşılır.

Tarihçe ve genel bilgiler;
Süleymaniye Camii, Kanûnî Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır.
İnşaatına Haziran 1550’de başlanan cami, Ekim 1557’de tamamlanmıştır.
Meşhur bir rivayete göre; bir kutlu gecede Kanuni Sultan Süleyman,
rüyasında Rasülullah Efendimiz’i (sas) görür.
Sultan Süleyman ve Peygamber Efendimiz (sas) Süleymaniye’nin inşa edildiği
yaklaşık 70 dönümlük arazinin bulunduğu tepeye gelirler
(O tepe, hem Haliç’i, hem de Boğaziçi’ni Marmara tarafından en ideal noktadan görür.)
Peygamber Efendimiz (sas) bizzat gösterir:
“Mihrabı buraya, minberi buraya olsun...” Kanûnî Sultan Süleyman uyanınca, şükreder ve hemen Mimarbaşı Sinan-ı Abdülmennan Hazretleri’ni çağırtır.
Sinan’ı hiçbir açıklama yapmadan, büyük bir heyecanla rüyada gördüğü yere götürür. Kanûnî: “Buraya bir cami, bir külliye yapacağız.” diye söze başladığında;
Sinan-ı Abdülmennan Hazretleri söze karışır: “Sultan’ım, mihrabı burada,
minberi burada olsun...”
Sultan Süleyman şaşırır: “Sinan, sen bu işten haberli gibisin?”
Büyük mimar cevap verir: “Sultan’ım sizin dün geceki kutlu ziyaretinizde ben de iki adım gerinizde geliyor idim...”
Bu rivayet doğru mudur, temenni midir bilmiyoruz; ama Mimar Sinan,
Tezkiretü’l-Bünyan isimli eserinde Süleymaniye’nin temelinin atılışını bizzât şu satırlarla ifade etmiştir:
“Bir vakt-i şerif ve bir saat-i said-ü lâtifde ol Cami-i Münif’e temel uruldu.”
Bu sözleri yorumlayanlar rüyayı destekler nitelikte bulmuştur.



Süleymaniye aynı zamanda bir külliyedir.
Bu külliye Kantarcılar Mahallesi’ne bakan bir tepe üzerinde Bâb-ı Vâlâ-yı Seraskeri (Genelkurmay Başkanlığı, bugünkü İstanbul Üniversitesi, rektörlük ve diğer binaları) ile Bâb-ı Vâlâ-yı Fetvâ-penâhî (bugünkü İstanbul Müftülüğü binası) arasındadır.
Cami avlusunun etrafını çevreleyen büyük külliyede;
türbeler, türbedâr dairesi, evvel, sani, rabi, salis, tıp medreseleri, darû’l-hadis, darû’ş-şifa, bimarhane, darû’l-kurra, sibyan mektebi, imaret, tabhane (konuk evi), han, hamam, kitaplık ve dükkânlar bulunmaktadır.
Dış avlunun on kapısı vardır. Bunlar;
Mera, Eski Saray, Mektep, Çarşı, Hekimbaşı, İmaret, Kubbe, Tabhane, Ağa ve Harem kapılarıdır. Caminin dört minaresi İstanbul’da yaşamış ilk dört sultanı;
Fatih, 2. Bayezid, Yavuz Selim ve Kanûnî ’yi;
minarelerdeki on şerefe de 10 padişahı temsil etmektedir.
Minareler örülürken taşlar birbirine demir kemerle tutturulmuş,
taş ve demirin birbirine kenetlenmesini sağlamak için bağlantı yerlerine kurşun dökülmüştür.
63x69 metre ebadında olan caminin kubbe yüksekliği 53,
kubbe çapı ise 26,5 metredir.
Yaklaşık 30’ar ton oldukları hesaplanan 4 fil ayağı toplam 8.000 ton yükü temele iletmektedir.
Mimar Sinan bunları Ciharyâr-ı Güzin’e (dinin dört direği); Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye (ranhüm) armağan olarak sunmuştur.
Ayaklardan ikisi İstanbul’daki eski Bizans Sarayı’ndan ve Kıztaşı’dan,
biri Baalbek’teki Jüpiter Tapınağı’ndan, diğeri de Mısır’ın İskenderiye kentinden getirtilmiştir.
Yer altında birtakım yollar kazılıp üzerlerinde birtakım kemerler yapılmıştır.
Bu yollardan caminin içinden bütün yan yapılara su dağıtılan depolara gidilir.
Mimar Sinan, cami içinde devamlı hoş bir hava bulundurmak için yer altındaki yolları yapmıştır.
Cami tabanının orta kısmında yer alan bu yollar üzerine tahta kapaklar konularak aşağıdan gelen hava ile cami içinin yaz mevsiminde devamlı serin,
kış mevsiminde ise sıcak olması sağlanmıştır.
Peçevî Tarihi ’nde anlatıldığına göre Süleymâniye Camii’nin yapılmasında vekiller
(hesap görevlisi, muhasebeci) tarafından tutulan defterlerde caminin inşa masrafı 896.883 florin olarak gösterilmektedir ki, bu o devirde elli tanesi bir kuruş olmak üzere 53.782.900 akçe karşılığıdır.

İnşaatla ilgili bilgiler;
Süleymaniye’nin inşasına ait teknik bilgilerin yer aldığı herhangi bir evrak bulunamamıştır.
Mimar Sinan, cami yapımında harç için kullandığı yumurta sayısını,
çalışan ustaların milliyetlerini, dinlerini ve günlük ücretlerini 164 ciltlik bir deftere kaydettirmiştir.
Mimar Sinan, idarî ve malî detayları en ince teferruatına kadar, emanete sahip çıkma titizliği ve üzerinde küçük bir hak bile bırakmama gayretiyle yazmış;
ama teknik detayları açıklamamıştır.
Bu durumun hikmeti tam olarak bilinmemektedir.
Fakat neticede bizlere sürekli bir anlama-çözme gayretinin miras bırakıldığı açıktır.
Günümüz binalarında konfor faktörü olarak kontrol edilebilen 4-5 özellik varken
(yapının ses yalıtımı, izalasyonu, ışık alması, havalandırması vs.)
Mimar Sinan 16. asırda yapılan bu eserde 66 faktörü kontrol etmiştir.
Bu rakamlar o günün mimarlık-mühendislik birikiminde ecdadımızın geldiği noktayı daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.
Süleymaniye’nin bitirilişine kadar, birçok inşaat tekniğinin kullanıldığını görüyoruz.
Mimar Sinan ordudayken tecrübe ettiği zemin mekaniği tekniklerini caminin temel inşaatında uygulamıştır.
Temeli kazıldıktan sonra 3 veya 4 yıl beklemeyi ve zemini sıkılaştırma tekniklerinden biri olan kazık uygulamasını Mimar Sinan’da görmekteyiz.
Zeminin sıkılaşması ve tabiî zemin oturmalarının yaşanması için 3 veya 4 yıl yük altında bekletilmesi caminin yapıldıktan sonraki muhtemel oturmaların önüne geçmek içindir.
İnşadan sonra oluşan oturmalar, yapıda çatlaklar meydana getirmekte ve statiğin bozulmasına sebep olmaktadır.
Süleymaniye’de uygulanan başka bir metot, drenaj tekniğidir.
Deprem esnasında zeminin gevşemesi ve yeraltı sularının hareket etmesi sebebiyle taşıma gücü sıfıra inen zemin hiçbir yük taşıyamaz duruma gelir.
Buna ‘sıvılaşma’ (liquefaction) denir.
Zemin sıvılaşınca üzerindeki yapı bataklığa gömülür
(Adapazarı’nda deprem sonrası bazı binalar 1-2 kat zemine batmışlardı).
Bu sebeple su yalıtımı ve temelden suyun uzaklaştırılması çok önemlidir.
1950’li yıllarda bugünkü İstanbul Ticaret Üniversitesi binasının bulunduğu yerler istimlâk edilirken Haliç’e bağlanmış künklere (yağmur suyu veya kanalizasyon boruları) rastlanmıştır.
Yapılan araştırmalarda bu boru sisteminin Süleymaniye’nin bulunduğu tepedeki suyu drene etmek gâyesiyle temellerin altına yerleştirilmiş ‘çakıl-kum kuyuları’na bağlandığı tespit edilmiştir.
Killi toprağın suyu geçirmeyip tutmasından ötürü zemin mukavemetinin zayıflamasına karşın hazırlanan bu ‘çakıllı-kumlu drenaj sistemi’ ancak son yarım asırdır inşaat mühendisliği alanında uygulanmaktadır.
Bu drenaj sistemiyle yapı temelden gelecek nem ve sudan korunmuş;
oturma olmadığı için çatlamalar da önlenmiştir.
Ayrıca dâhi mimar, yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmıştır.
Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları yapmış ve bunları da drenaj kanallarına bağlı olarak uygulamaya koymuştur.
Süleymaniye’nin statik ve temel dizaynı gemi omurgası şeklindedir.
Almanya’da teknik eğitim almış ve uzun yıllar deniz yollarında çalışmış olan rahmetli Ahmet Selim Suntur , bina olarak caminin çok iyi dengelendiğini (safralandığını) gemi tasarım formülleri ile inceleyerek görmüş ve “Mimar Sinan Hazretleri âdeta bir hacı yatmaz yapmış. Zamanımızda orijinalliği bozulmasına rağmen, bu bina dış etkenlere ve depremlere çok iyi dayanır.” demiştir.
Camide ayaklar üşümesin ve secdede huzur duyulsun, diye yerden 20 cm yüksekliğe kadar hava hızı profilinin sıfıra çok yakın olması (sınır tabaka), sonrasında ise hava hızlarının yükselmeye başlaması temin edilmiştir. *
Mimar Sinan, cami içinde sesin iyi yayılması ve duyulması için harika bir teknik kullanmıştır.
Bunun için, yapı şekilleri içinde sesin en iyi çoğaldığı kubbeyi uygulamıştır.
Bütün kubbeleri çift olarak yapmış ve damak kubbeyi oluşturmuştur.
Kubbe yapısının güçlü tınlatıcı özelliğine ve kubbede oluşacak özel ses odaklanmalarına önlem olarak kubbe köşelerine ve eteklerine içi boş 50 cm boyunda 64 adet küp yerleştirmiş ve bunlarla iyi bir ses elde etmiştir. Ayrıca, zeminde, sesi yansıtmak için tuğlalardan boşluk bırakmıştır. 
Böylece Süleymaniye harika bir akustiğe sahip olmuştur. **

Camideki harika tasarımlar;
Cami içindeki mesafeler ölçüldüğünde, bütün mesafelerin ebced hesabı ile Allah (cc) ism-i celîlinin katları olduğu anlaşılmaktadır.
Dış minare aleminin ve is odası kubbe noktalarının, işaret ettiği dairelerin sönen bir sinüs eğrisi çizdiği görülmüştür. Açılar ölçüldüğünde her yerde 9 değişik sâbit açı kullanıldığı görülmüş ve bu açıların toplamının 273,15 derece olduğu tespit edilmiştir.
Aynı şekilde caminin Taçkapı içerisinde hizmet binalarına olan mesafe de 273,15 metredir. O devirde Osmanlı’da metrik ölçüler kullanılmadığı düşünülürse, bulunan neticelerin orijinalliği ortaya çıkmaktadır.
Minare yüksekliği, kubbe çapı vs. gibi bazı uzunluk ve açılar birbirine orantılandığında “pi” sayısı, 1,6 (altın oran) gibi bilinen katsayıların yanında, meselâ 23 (tam derece olarak Dünya ekseninin eğim açısı), 4,18 (kalori/joule çevrim katsayısı) ve logaritmadaki “e” sayısı gibi o zamanın şartlarında pek alışılmadık katsayıların da sıklıkla kullanıldığı görülmektedir.
Araştırma ekibi bundan yola çıkarak, cami tasarımında ısı, manyetik alan ve değişik şekil ve hâldeki enerjilerin birbirlerine dönüştürülerek dengelenmesi için hesaplamalar yapıldığı neticesine varmıştır.
Külliye, âdeta bir canlı gibi bütün dış tesirlere karşı korunma refleksleri veya koruyucu enerji küreleriyle donatılmıştır ve bu kürelerin tamamının is odasında kesiştiği anlaşılmıştır.
Bu çalışmalar sırasında Süleymaniye Camii, Mısır piramitleriyle -resimler üzerinden- kıyaslandığında, kesit olarak her ikisinin de, taban açıları 66 derece olan çok dengeli birer ikizkenar üçgen olduğu tespit edilmiştir. Firavun mumyasının, piramit yüksekliğinin tabandan itibaren 1/3 kadar yukarısına (Piramit tepesinden yüksekliğin 2/3’ü kadar aşağıda) yerleştirilmesine karşılık, Süleymaniye Camii’ndeki is odasının, üçgen kesitin ağırlık merkezinde (Cami yüksekliğinin tabandan itibaren 1/3’ü kadar yukarısında) yer aldığı tespit edilmiştir.
Süleymaniye’de yapılan araştırmalarda akustik enerjinin ısıya eş değerliliği ve soğutma işinde kullanımıyla ilgili veriler bulunmuştur.
Verimi düşük olan bu kullanımın diğer enerji türleri ile desteklenerek veriminin yükseltilebileceği düşünülmektedir.
Eğer bu buluş geliştirilirse, insan sesiyle soğutma yapılabilecektir.

bosphorus bridge
İşte bahsettiğim muhteşem manzara, önünüzde Boğaziçi arkanızda Süleymaniye Camii ...

ıstanbul bosphorus
Mükemmel netice;
Süleymaniye Camii’nde gördüğümüz bu mükemmellikler bize “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerine inmiştir.
Göz ise mâneviyata kapalıdır.” vecizesini bir kez daha hatırlatıyor.
Mimar Sinan Hazretleri’nin tekvinî emirleri de çok derinden keşfettiğini anlıyoruz.
Evet madde ve mânâyı bir arada harmanlayan ilim sahipleri, bizlere zaman üstü bir anlayışla mihmandarlık yapıyor, hakikat aşkının insanı ilimde derinleşmeye ve Esmâ-i Hüsnâ’nın tecellilerine vâkıf olmaya ulaştıracağını haykırıyorlar.
İlmi sonsuz Rabb’imizin (cc) bizlere bahşettiği bu ilimler, geleceğin fikir işçilerinin bayraktarlığını yapacağı güzelliklere de vesile olacaktır ümidindeyiz.
_______________
Dipnotlar
* Bu noktada, Süleymaniye Topluluğu’ndan bahsedilmesi yerinde olacaktır.
Rahmetli Ahmet Selim Suntur’un liderliğinde çalışan bu grup, Süleymaniye Külliyesi’nde ASHRAE (Amerikan Isıtma Soğutma ve Hava Şartlandırma Mühendisleri Birliği) ile birlikte tarihî mekânlarda klima konusunda bir projeyi tatbik etmek için çalıştıklarında yukarıdaki neticede ulaşmışlar.
** Öğr. Gör. Şadan Güvenir (*) D.E.Ü. Buca Eğitim Fak.Müzik Eğt.A.B.D. İzmir “Sanatta Araştırma ve Bilinçin Önemi Damak Kubbe” Bu makale “Öğr. Gör. Şadan Güvenir ve Dr. Tolga Kandoğan” tarafından “28.Türk Ulusal Otorinolarengoloji ve Baş Boyun Cerrahisi Kongresinde” sunulmuştur.

Süleymaniye Camiine uzaktan son kez bakarak veda ediyoruz.
Yeni bir gezide görüşmek üzere......


2 yorum:

  1. Adsız12:28

    uzungöl hakkında da bilgi verirseiz sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Benim gezi sayfamın özelliği kendi gezdiğim ve resimlerini çektiğim yerleri tanıtıyorum.
      Henüz Uzungöl'e gitmediğim için yazı planımda şimdilik Uzungöl yok.
      İnşallah ileride Uzungöl'e gidersem mutlaka bol resimli bir yazı hazırlarım.

      Sil

Yorum yazmak için;
Google hesabınız yoksa "Anonim" bölümünü işaretleyerek
yorumunuzu yazabilirsiniz.