22 Mayıs 2009 Cuma

ÇATALCA

Baştan söyleyeyim, bu yazı ve resimlerin içinde Çatalca'nın şehir merkezinden, yerleşim yerlerinden hiç resim yok.
Bu gezi, şehir hayatından bıkıp, trafik-kalabalık ve kargaşadan uzak bir gün geçirmek istediğimiz bir gün gerçekleşti.
Geçen yıl Haziran ayında bir Pazar günü, evde sıkılıp "nereye gidelim?" planları yapıyorduk.
Canımız trafik ve kargaşanın olduğu şehir merkezlerine gitmek istemedi.
Trafiğin içine girmek, köprüyü geçmek istemediğimiz için Anadolu Yakasını da eledik.
Eşimden Çatalca önerisi gelince, hiç düşünmeden kabul ettik,
nasıl olsa arabayı da o kullanacaktı : )
Hemen evde bulunanlardan piknik malzemesi olabilecek şeyleri ve yiyecekleri hazırladım.
Yola çıktık, Çatalca'ya giderken Mahmutbey tarafından gittik.
Biraz gittikten sonra trafik iyice rahatladı.
Ormanlık alanların olduğu bölgelerde piknik yapanların dışında kimse yoktu.

Çatalca'nın şehir merkezine girdik.
Bir marketten alışveriş yapıp, tekrar yola koyulduk.
Şehir merkezinden ayrıldıktan sonra ortam yine ıssızlaşıyor.
Üst resimde görünen tepelere dikkat ettiyseniz üzerinde ki rüzgar türbinlerini görmüşsünüzdür.
Çatalca Rüzgar türbini sayısı açısından epey ilerlemiş.

Yolumuza devam ederken uzaktan asfaltta yatan yılanı fark ettik.
Canlı olduğunu düşünmüştük ama ne yazık ki yoldan geçen arabaların altında ezilmiş.

Epeyce gittikten sonra resimde ki ağaçlık bölgeyi gördük.
Sakin ve sessiz olduğunu görüp, burada konaklamaya ve bir şeyler yemeğe karar verdik.

Geçen yıl tam o günlerde ortalıkta keneden başka bir şey konuşulmuyordu.
Yere gazetemizi, onun üzerine örtümüzü serdik ama açıkçası kene korkusundan pek rahat oturamadık.

İşte tam bu ağacın altında, gölgede piknik yaptık.

Yemekten sonra ortamı tanımaya ve biraz yürümeye karar verdik.
Haziran ayının ilk günüydü ve çiçekler, böcekler havanın güzelliğinden sonuna kadar faydalanıyordu.





İşte beni çok en çok şaşırtan görüntü.
Çok muntazam olarak bir kenara yığılmış toprak öbekleri gördük.
Kızımla, ben "bu ne olabilir?" diye düşünürken eşim köstebeklerin buralarda olduğunu bu öbekleri de onların yapmış olabileceğini söyledi.
Bu kadar muntazam olarak yığılması çok ilginçti.

Ve Türk milletinin vazgeçilmez özelliği orada da önümüze çıktı.
Pikniği yap, pisliğini ve çöpünü arkanda bırak.
Aaah ah bizler ne zaman bu huyumuzdan vazgeçeceğiz acaba?
Ne olur giderken çöpünüzü arabanıza alıp, yolda gördüğünüz bir çöp konteynırına bıraksanız?


Çatalca'da uçsuz bucaksız çok büyük araziler var.
Çoğunda tarım yapılıyor.
Pazarda tezgahlarda gördüğümüz, satıcıların "bunlar Çatalca'nın malı abla" dedikleri sebzeler buralardan geliyormuş.


Üst resimde uzaktan görünen köyün ismi "Kabakça"
İnsan İstanbul sınırları içinde olduğuna inanamıyor.
Tertemiz hava, yemyeşil çevre, sessiz ortam bize en fazla 100 kilometre ötede duruyor.
Bizim gittiğimiz gün Kabakça Köyü İlköğretim okulunun kermesi vardı.

Kabakça köyünden ayrılıp, Kurfallı'ya geçtik.
Oradan da Silivri'ye geçtik.

Son resimlerimiz ortamın ve yolların ıssızlığını görmeniz için bu yazıya eklendi.

Hafta sonu kargaşadan uzak, doğada bir gün geçirmek istiyorsanız birazda buraları tercih edin.
İnanın pişman olmayacaksınız.
Piknik malzemeleri ile uğraşamam, yemekle uğraşamam diyorsanız onun da çözümü var.
Yol kenarlarında et lokantaları var, onlardan birinde güzel bir yemek yiyebilirsiniz.

Üstte ki resim Büyükçekmece'de ki televizyon kulesi.
Dönüş yolunda Silivri'den başlayarak Kumburgaz-Büyükçekmece-Avcılar yolunu takip ederek evimize döndük.

Bu yılda Haziran ayı yaklaştıkça "yine bir Çatalca gezisi yapalım mı?" diye düşünüyoruz.

Görüşmek üzere!....

2 yorum:

  1. canım nefis bir uzun yolculuk yaptım sayende..ne kadar keyif aldım anlatamam..çok severim böyle yolculukları...

    öpüyorum seni...

    hayırlı cumalar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Salihacım, hayırlı cumalar :)

      Sil

Yorum yazmak için;
Google hesabınız yoksa "Anonim" bölümünü işaretleyerek
yorumunuzu yazabilirsiniz.