24 Kasım 2011 Perşembe

KASTAMONU KALESİ

castle
Kastamonu tatilimize ait yazı dizisinin son konusu Kastamonu Kalesi olacak.
Kale Kastamonu'ya hakim bir tepede olduğu için şehir merkezinden çok rahatlıkla görünüyor.
Biz yıllardır, Kastamonu şehir merkezinden geçtik, çarşıda dolaştık ama kaleye hiç çıkmamıştık.
Bu yıl oğluma, gitmek istediğim yerlerin en başında kalenin yer aldığını söyledim.
Sağ olsun bizi hafta sonu gezilerimizde ilk olarak kaleye götürdü.

Kaleye belli bir noktaya kadar araba ile çıkabiliyorsunuz.
Daha sonra hafif meyilli bir yoldan yaya yürüyerek kaleye ulaşıyorsunuz.
Kaleye çıkan yolun üzerinde çeşit çeşit hediyelik eşyalar satan yerler var.
Tezgahların çoğunu da hanımlar işletiyor, bu tezgahlarda el işleri, maket evler ve daha pek çok ürünü bulabilir, sevdiklerinize "Kastamonu Hatırası" alabilirsiniz.
Hediyelik eşya tezgahlarına ait resimleri yazının sonunda görebilirsiniz.

KASTAMONU KALESİ;
Kastamonu'nun en önemli tarihi miraslarından birisi olan Kale, Kommenler Hanedanı zamanında 12. yüzyıl içerisinde Türklerin Bölgeye yaptıkları akınlar neticesinde yapılmıştır. Kalenin alt yapısı Orta çağ SonDönem Bizans mimari özelliğini taşırken; günümüze kadar ulaşan kısmı Beylikler döneminde esaslı tamirattan geçirilmiştir. 112 metre yükseklikteki tabii tepenin üzerinde yer alan kale; güneydenkuzeye 155 metre, doğudan batıya 30 - 50 metre genişliğindedir.
Kastamonu kalesi;
Yapısı taş ve harçtır. Aralarda ahşap hatıllar da kullanılmış olup 15 büyük kule ve burç ile güvenlik sistemi desteklenmiştir.
Kalenin orta kısmındaki dehliz şeklinde merdivenli yol, Kale Kapısı mevkisinden dış surlara ulaşmaktadır. Bu dehliz hem kale dışından erzak malzeme alımını sağlayan, hem de bir kuşatma esnasında halkın barındığı bir mekan olarak kullanılmıştır. Günümüzde üstü demir parmaklıkla örtülen bu dehlizin ziyarete açılması ile Kastamonu turizmine de önemli bir materyal kazandırılmış olacaktır.
2005 yılı içerisinde Kastamonu Belediye Başkanlığı tarafından restorasyon ve onarımı yapılmıştır.
Kastamonu’nun güneybatısındaki sırtta, 112 m.yüksekliğindeki kayalık bir tepede bulunan Kastamonu Kalesi Bizans İmparatoru Komnenos döneminde, XII.yüzyılın sonlarında yaptırılmıştır.
Kalenin şehri kuşatan ve vadiye kadar inen dış surları günümüze gelememiştir. Yalnızca dış sur duvarlarına ait bir kule parçası bugün ayaktadır. İç Kale Bizans döneminde yapılmış olmasına rağmen günümüze gelen bölümler Candaroğulları zamanında yapılmıştır. Osmanlı döneminde onarılan bu kale 27 Kasım 1943 depreminde büyük zarar görmüştür.

Kale 115 m. uzunluğunda, 30-50 m. genişliğinde, dikdörtgen planlıdır. İlk yapılışında 15 büyük burç ve kule ile güçlendirilmiştir.Yapımında taş, kireç ve ağaç hatıllar kullanılmıştır. Kapı söveleri, tonozları ve kemerleri kesme taştan yapılmıştır. Yuvarlak burç ise, kiremit ile örtülmüştür. Kalenin birinci ve ikinci kapıları basık kemerlidir. Burada sivri kemerli tonozlar bulunmaktadır. Kaleye kuzeydoğudaki dik bir yoldan çıkılmaktadır. Buradaki dikdörtgen bir burcun koruduğu kapının 50 m. kuzeyinde ikinci bir kapı daha bulunmaktadır. İki kapı arasındaki yol, burçlarla korunmuştur. Kale içerisinde çeşitli yapıların kalıntıları bulunmaktadır.
Kaynak

Elbette kaleye çıkıp ta Kastamonu manzarası çekmeden olmaz.
Bu resimlerde kaleden Kastamonu manzarasını görebilirsiniz.


Bu resim panoramik olarak çekildi, Large boyutudur, üzerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.

Rivayete göre;
Tekfur’un güzel kızı Moni, Kaleyi kuşatan Türk askerlerinin komutanına, kalenin burçlarından görür görmez aşık olur. Aşkını ise dadısı aracılığıyla komutana bildirir. Aşkına karşılık veren yakışıklı komutana kale kapsının anahtarlarını teslim eder. Günlerce süren kuşatmaya rağmen düşmeyen kaleye, askerlerin ellerini kollarını sallayarak ve kapıdan girmesi sonucu durumu anlayan Tekfur, güzel kızı Moni’yi kalenin burçlarından aşağı attırır.
Türkler tarafından söylenen “ Kastın neydi Moni’ye “ sözü zaman içinde değişerek KASTAMONU’ya dönüşmüştür.
Kastamonu adı nereden gelmektedir? sorusuna ne yazık ki eksik verilen cevaplar arasında "Kastın Ne İdi Moni" hikayesi yer almaktadır.
Fakat şu unutulmaktadır ki, Kastamonu Kalesi 1185 - 1204 yılları arasında fethedilmiş ve bu dönemden tam 2 asır öncesinde de yöre Gastamoni - Gastumana - Gastumanna şekillerinde isimlendirilmiştir. Bizanslı tarihçi Niketas Khonitaes de yöreyi isimlendirirken Gas - Tumanna ibaresini kullanmıştır. Bu tarihçi M.S. 1000 yıllarında yaşamış bir tarihçidir.
Peki Kastamonu Kale'sinin fethi nasıl gerçekleşmiştir?
Kaledeki bayraklı türbe kime aittir?
Konu ile ilgili elde bulunan tek ciddi ve somut bilgi Türkiye Gazetesi Rehber Ansiklopedisinde yer almaktadır.

TÜRKİYE GAZETESİ REHBER ANSİKLOPEDİSİ;
Kastamonu çok eski bir yerleşim merkezidir. Târih öncesi çağlara âit kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. 1780-1200 senelerinde Sümerlerin bir kolu olan Kaşkalar (Gaslar) bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Anadolu’da ilk siyâsî birliği teşkil eden Hitit İmparatorluğunun sınırları içinde bulunmuştur.Hititlerden sonra Kimmerler bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Bilâhare Frikler ve Lidyalılar bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.Ö. 6. asırda Perslerin M.Ö. 4. asırdaise Makedonya Kralı İskender tarafından istilâya uğramıştır. Makedonya istilâsı ile bâzı İyon siteleri Kastamonu sahiline yerleşmişler ve bilâhare Pers asıllıPontus Krallığı bu bölgeyi ele geçirmiştir. M.Ö. 1. asırda Romalılar Pontus Krallığını ortadan kaldırıp kendisine ilhak edince bu bölge Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine geçmiştir.

M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu bölününce Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür.Bizanslılar bu bölgeye “Paflagonya” ismi vermişlerdir. Bizans imparatorluk hanedanından Kommenoslar bu bölgedendir.
Türkler, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bütün Anadolu’yu olduğu gibi Kastamonu’yu da fethetmişlerdir. Fakat Haçlı Seferleri esnasında Bizanslılar Haçlı ordusunun yardımıyla sahildeki kentleri işgal edince Kastamonu yeniden Bizans’ın eline geçti. 1204 senesinde Türk kumandanlarından Hüsameddin Çoban Bey, Kastamonu’yu Bizanslılardan geri aldı. Selçuklu sipâhileri Kastamonu kalesi önlerine gelmişti, kaleyi almak şöyle dursun surlara tırmanmak bile meseleydi. Birçok şehit verdikten sonra dönmek (ricat) askerin moralini bozacaktı. Günlerden Cumâ idi. Kaleye yeniden hücum için hazırlık yapılıyordu. Yunus Mürebbi isimli bıyıkları henüz çıkmış bir genç, Çobanoğlu Hüsameddin Beyin huzuruna çıkıp; “Beyim, Koçu Beyim, Ata Beyim.Bağışlayın beni, cenk zamanı bayraktar ben olmak isterim. Ne olur bunu esirgemeyin benden!” diyerek arzusunu bildirmiş komutan; “Hayır!” deyince, nalbant çırağı olan henüz çocuk yaştaki Yunus Mürebbi; “Ata Beyim, gece rüyamda sevgili ve şerefli Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) görmekle şereflendim.Yarın bana kavuşacaksın. Fakat elinde bayrakla bana gel!” buyurdu deyince, gözleri yaşaran Çobanoğlu Hüsameddin Bey, sancağı bu yiğit gence öperek teslim etti.

Hücum başladı. Kaleden kazan kazan kaynar yağlar dökülürken, alevli paçavralar arasında Deli Sungur, Derviş Musa ve Kara Duran Beylerin oklarının himâyesinde ilerleyen Yunus Mürebbi, belindeki urganı surlara fırlattı ve sanki kuş olup surların sağ burcuna tırmandı, bayrağı buraya dikti.Elindeki kılıç ile hantal kale kapısının yağlı halatlarını kesti ve kapı açıldı. Açılan bu kapıdan Türk askerleri girerek kale fethedildi. Çobanoğlu Hüsameddin Bey, sağ burca geldiğinde bu genç yiğidin vücudunda pek çok ok olmasına rağmen sancağı dimdik tuttuğunu gördü. Yunus Mürebbi şehitlik makâmına ve insanlığın kurtarıcısı, âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili ve şerefli Peygamber efendimize kavuşmuştu.
Bu kalede bulunan “Bayrak Sultan” türbesi bu genç şehide aittir.
*Resim internetten alınmıştır.

Hüsameddin Çoban Bey, Çobanoğulları Beyliğini kurmuştur. Bu beylik, Selçukluların bir uç beyliği olarak 1309 senesine kadar hâkimiyetini sürdürmüştür. Çobanoğullarından sonra Şemseddin Yaman Çandar, bu bölgeyi ve çevresini ele geçirerek Candaroğlu Beyliğini kurdu (1309). 1460 senesine kadar Candaroğulları bölgeye hâkim oldu. Bu beylik “İsfendiyaroğulları” ismiyle de bilinir. Candaroğulları, Osmanlı Hânedânı ile yakın akrabalık kurdu. Candaroğlu İsfendiyar Beyin kızı Hanife Hûma Hâtun Osmanlı Sultanı İkinci Murâd’ın zevcesive Fâtih Sultan Mehmed Hanın annesidir. Candarlı beylerinin bir kaçının annesi, Osmanlı sultanlarının kızlarıdır. Candarlı İsmail Bey, Fâtih Sultan MehmedHanın halasının oğluydu. 1460 senesinde beyliğini savaşsız Osmanlı Devletine bırakıp, kendisi Filibe Sancakbeyliğini (Vâliliğini) kabul etmiştir. VezirŞemsi Paşa ile Malta Seferini idâre eden Vezir Mustafa Paşa bu hânedâna mensuptur. Fâtih’in küçük oğlu Şehzâde Cem, 1468’de altı sene Kastamonu Vâlisi olarak görev yapmıştır.

Candaroğulları ve Osmanlı devrinde Kastamonu çok önemli bir şehirdi. Osmanlı Devletinin sonlarında eski önemini kaybetti. Candaroğulları ile Osmanlılar bu şehirde çok sayıda eser bıraktılar. Osmanlı devrinde Kastamonu, merkezi Kütahya olan Anadolu Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağından biriydi. Tanzimâttan sonra vilâyet (eyâlet) merkezi oldu.Cumhuriyet devrinde ise eyâletin merkez sancağına (vilâyetine) Kastamonu vilâyeti dendi. Bugün birer il olan Bolu, Çankırı ve Sinop, Kastamonu’ya bağlıydı. On dokuzuncu asırda Kastamonu mâmur olup, dokumacılık, dericilik,bakırcılık ve boyacılık sanâyiinde çok ileriydi. Halkın ezici çoğunluğu Türk olup yabancı çok azdı. Yolların bozukluğu, ticâret yollarına uzaklığı vetoprağın az ve verimsiz oluşu ile eski mâmurluğunu kaybetti.

Birinci Dünya Harbi sonrası dâhil hiçbir istilâya mâruz kalmayan bir şehir olan Kastamonu, İstiklâl Harbinde büyük hizmetler yapmıştır.İstanbul’dan silâh ve cephâne, İnebolu ve Kastamonu üzerinden Ankara’ya ulaştırılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk, 23 Ağustos 1925’te“Şapka Devrimi”ni bu ilde ilan etmiştir. Cumhuriyet devrinde Kastamonu’dan büyük şehirlere ve bilhassa İstanbul’a çok sayıda kişi göç etmiştir.





























Kalenin karşısında ki tepede Kastamonu Saat Kulesi yer alıyor.
Kastamonu Saat Kulesi hakkında hazırladığım yazı BURADA



Bu bölgeler de kalenin arka tarafından görünüyor.






Şeyh Şaban-ı Veli Türbesi ve Külliyesi.







Hediyelik eşyaların bulunduğu tezgahlar.









Kalenin Cumhuriyet Meydanından görünüşü.

Kalenin Nasrullah Meydanından görünüşü.

Kalenin gece çekilmiş resmi internetten alınmıştır.
Kaleye ait resimlerle Mehmet Erenler'in seslendirdiği "Sepetçioğlu Türküsü" eşliğinde bir video hazırladım, iyi seyirler.


Kastamonu Kalesi ile muhteremlegeziye

Bu yıla ait Kastamonu yazılarım sona erdi.
Önümüzde ki bölümden itibaren İstanbul yazı ve resimlerine devam edeceğim.
Görüşmek üzere!...

8 yorum:

  1. Kastamonu zaten görmek istediğim yerler arasındaydı. Senin bu birbirinden güzel resimleri gördükçe daha da heveslenir oldum =)
    En çok dikkatimi çeken, gittiğim pek çok yerde olduğu gibi, kapılardaki işlemeler ve kapılardaki sanat oldu.
    Tanıtımın için teşekkürler Muhterem Abla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Aslıhan,
      Bence de Kastamonu'ya gitmeli ve gezmelisin, çok seveceğine eminim.
      Yorumun için çok teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Adsız18:40

    zaten oraya gitmiştim sizde böyle güzel anlatınca tekrar gidesim geldi =) =) =) =) =) =) =)

    YanıtlaSil
  3. Adsız12:46

    Kastamonuluyum.kisa oz bilgilerinizi gelen misafirlerime aktaracagim.Elinize saglik

    YanıtlaSil
  4. Kastamonuluyum.Gelen misafirlerime anlatacagim kisa oz bilgiler icin tesekkur ederim.Devamini dilerim.selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Huri Hanım,
      Kastamonu ile ilgili elimde özellikle kanyonlarla ve turistik yerleri ile ilgili çok resim var, İnşaallah hepsini yayınlayacağım.
      Yorumunuz için çok teşekkür ederim :)

      Sil

Yorum yazmak için;
Google hesabınız yoksa "Anonim" bölümünü işaretleyerek
yorumunuzu yazabilirsiniz.