30 Ekim 2007 Salı

CUMHURİYET BAYRAMI-HAVAİ FİŞEK GÖSTERİLERİ

Bu yıl 84. yılını kutladığımız Cumhuriyet Bayramı, 2 yıldır İstanbul'da tam bir şölen havasında geçiyor.
Geçen yıl ki gösterilere çok istememe rağmen gidememiştik.
Bu sene kızımla birlikte eşimi ikna ettik,sağolsun bizi kırmadı ve havai fişek gösterileri için bizi Dolmabahçe tarafına-Fındıklı'ya getirdi.
Gösterilerin 19'da başlayacağını duyurmuşlardı.
Bizde saat 18.15'te evden çıktık.
Yolda giderken, geç kaldık mı? diye düşünüp, sürekli gökyüzünü kontrol ediyordum.
İstanbul'un çoğu yerinden görülebilecek ışık oyunları gökyüzünde dolanıp, duruyordu.
Kutuplarda görünen "aura" adı verilen ışık hüzmeleri gibiydi.
Gösteri başlayıncaya kadar ışıklar gökyüzünü tarayıp, durdular.

İlk önce Eminönü'ne gittik.
Galata Köprüsünün üzeri çok kalabalık değildi, her zaman ki gibi balık tutmak isteyenler vardı.
Biraz durduk, acaba havai fişekleri buradan mı seyretsek diye düşündük ama daha yakın ve daha etkileyici olacağı için Fındıklı'ya gitmeye karar verdik.
Fındıklı, Boğaz Köprüsü ile Kız kulesinin tam ortasında yer alıyor.

Fındıklı'ya gitmek için yola çıktık.
Galata köprüsünü geçtiğimiz anda muazzam bir trafiğin içine girdik.
Neredeyse adım adım ilerliyorduk.
Dolmabahçe Sarayı'nda verilen resepsiyon, Taksim'de düzenlenecek gösteriler,
Beşiktaş tarafında ki yürüyüş ve Boğaz'da ki havai fişek ve lazer gösterileri çoğu İstanbul'luyu bu tarafa yönlendirmişti.

Gözüm bir saatte, bir gökyüzündeydi.
Arabanın içinde trafiğe takılmış halde gösteriyi kaçıracağım diye epey korktum.
Gökyüzünde lazer ışıkları ve güçlü spot ışıkları dolanıp, duruyor saat 19.30'a yaklaşıyordu.

Baktık ki arabayla bu iş olmayacak, kızımla Denizcilik İşletmelerinin önünde arabadan inip, yürümeye başladık.
Fındıklı'da ki parka geldiğimizde epey kalabalık olduğunu gördük.
Deniz kenarı tamamen tutulmuştu, sandalyelerini bile getirenler vardı.
Köprüde ki ışık oyunları devam ediyordu.
250 kadar balıkçı teknesi fener alayı olarak önümüzden geçtiler.
Tabii alkışlar tezahüratlar eşliğinde.
Eşimde arabayı park edip, gösteriye yetişti.
10 dakika kadar bekledik ve beklenen an geldi.
Muhteşem bir gösteriydi, tam bir renk cümbüşüydü.
Eğer imkanınız varsa böyle gösterileri televizyondan değil, bizzat gidip yerinde seyredin.






Dün ki gösteriyi elbette sadece resim yayınlayarak bitirmem.
Gösteri 15 dakika sürdü, hepsini videoya çektim ama videoları yüklediğim you tube en fazla 100MB ve 10 dakikalık görüntüyü yükleyebiliyor.
Bende videoları 2 ayrı bölüm olarak hazırladım.
1.bölüm gösterinin başını gösteriyor ve 6 dakika sürüyor.
2. bölümde köprüdeki ışık şelaleleri ve gösterinin sonu var.
2. videoya Kenan Doğulu'nun seslendirdiği 10.yıl marşı'nı ekledim, 2. videoda 6 dakikalık.
"İyi Seyirler"

You Tube;
Cumhuriyet Bayramı, havai fişek gösterileri 1.Bölüm;


Cumhuriyet Bayramı, havai fişek gösterileri 2. bölüm;


You Tube'u seyredemeyenler için;
Cumhuriyet Bayramı, havai fişek gösterileri 1.Bölüm;

Cumhuriyet Bayramı Havai Fişek Gösterileri
Yükleyen muhteremlegeziye

Cumhuriyet Bayramı, havai fişek gösterileri 2. bölüm;

Cumhuriyet Bayramı Havai Fişek Gösterileri-2.Bölüm
Yükleyen muhteremlegeziye. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

19 Ekim 2007 Cuma

2007 ABANA RESİMLERİ


Ağustos ayında ki yaz tatilimizden döndükten sonra Tatil ve Yolculuk başlıklı bir yazı yazmış ve tatilde çektiğim resimlerin birazını yayınlamıştım.
Yazının sonuna "ayrıntılı resim ve yazıları daha sonra yayınlayacağım"diye not düşmüşüm.
Fakat blogcu.com'da ki bitmek bilmeyen sorunlar yüzünden o günlerde hiç yazı yazamıyordum. Bende bu adresi açarak Blogspot'a geçtim.
Ama aksilikler yakamı bırakmadı ve içinde ki kaydedilmemiş Abana resimleri ile birlikte
bilgisayarım çöktü.
Tatilde çektiğim Kastamonu-Çatalzeytin-Bozkurt-Abant resimlerini cd'ye kaydetmişim ama videolarımın ve Abana resimlerinin olduğu klasörü kaydetmemişim.
Bu yüzden 2007 yazına ait, elimde sadece bu iki Abana resmi kaldı.
Silinen resimlerin içinde aile resimleri-Abana limanı ve İlişi'de ki plaj resimleride vardı.
Kısmet olurda bu sene yine gidersem aynı yerlerin resmini çekip, cd'ye kaydettiğimden emin olmadan fotoğraf makinamdan resimleri silmeyeceğim.


Yeni bir gezide görüşmek üzere......

30 Eylül 2007 Pazar

BOĞAZ TURU 3. BÖLÜM

Boğaz turumuzun 3.ve son bölümündeyiz.

Bu yazı da karşı kıyıda bulunan Boğaz semtleri hakkında bilgiler bulabilirsiniz ve yazının sonunda Boğaz turunda çektiğim tüm resimler ve "Emel Sayın'ın-Kız Sen İstanbul'un Neresindensin?" şarkısı eşliğinde hazırladığım videoyu izleyebilirsiniz.
Gemi kıyıya yaklaşırken tepede ki Yoros Kalesini gösterek çocuklara "işte hedefimiz, boş oturmayıp, kaleye çıkacağız"dedim. Oğlum "benim için farketmez,ben varım"dedi. Kızımın gözleri dehşetle açıldı "herhalde şaka yapıyorsun anne, bu kadar kısa sürede bu sıcakta nasıl çıkarız"dedi.
Gemiden inmeden son kalkış saatlerini öğrendik, 17'de kalkan gemiye yetişmek üzere yola koyulduk.Kızım kaleye giderken sürekli sızlandı, geri dönelim diye tutturdu ama biz azimle kaleye tırmandık. Tırmandık diyorum çünkü sürekli yokuş çıkmanız gerekiyor. Yaz sıcağında tam bir eziyet olabiliyor. Birde üstüne gemiyi kaçırmayalım telaşı eklenince oldukça yorucu oluyor. Ama kaleye vardığınızda muhteşem manzarayı gördüğünüzde bütün yorgunluğunuz bir anda geçiyor. Hemen kale ve çevresinde kısa bir tur attık, sahilden aldığımız yiyecekleri çıkarıp, pikniğimizi yaptık, bol bol resim çektik ve dinlendik.
Gemiye yetişmek için hızlı adımlarla inişe geçtik : ) Gemiye bindiğimizde yorgunluktan bitap düşmüştük ama en azından geminin kalkış saatine kadar lokanta veya çay bahçelerinde pineklememiştik.
Yoros kalesinde çektiğim resimleri görmek için, bakınız;
Yoros Kalesi

Geminin son durağı Anadolu Kavağı.
Semtte geminin kalkış saatine kadar bir tur atabilirsiniz, lokanta ve bol sayıda bulunan balık restoranlarında yemek yiyebilir, çay bahçelerinde bir şeyler içip, dondurma yiyebilirsiniz.
Çevre, Boğaz turu sebebiyle gelen yerli ve yabancı turistlere kalmış.
Semtte ikamet edenler evlerine çekilmiş, ortalıkta pek görünmüyorlar.
Turistlerin kargaşası dışında sessiz-sakin bir semt, insan "burada otursam 24 saat tatildeymiş gibi hissederim" diye düşünüyor.

Saat 17'de gemi kalktı ve biz bu sefer Anadolu yakasında ki semtlerin önünden geçerek yolculuk yaptık.
Gelelim Anadolu Yakasında ki semtlerimizi tanıtmaya;

Anadolu Kavağı;
Osmanlılar devrinde sazı yolları ve ekseri istihkamları ihtiva eden önemli bir bölgeydi.
XVII. asırda kalabalık bir bölge olan semtte 3 tane cami vardır.
Evliya Çelebi, limanında her zaman 300 geminin bulunduğu yazar.
Bu semtin de Rumeli Kavağı gibi çok geniş bir kısmı askeri bölgedir.

Hidiv Kasrı;
Osmanlı'nın Mısır valilerinden olan Hidiv Abbas Hilmi Paşa'nın, 19. yüzyılın sonlarında Mısır'daki İngiliz nüfuzunu kırabilmek için Osmanlı Devleti'nden destek sağlayabilmek amacıyla uzun süreli İstanbul'da kalması gerekti.
Bunun üzerine, Hidiv Abbas Hilmi Paşa 1903 yılında günümüzde kasrın bulunduğu yerde bulunan iki ahşap yalıyı satın aldı.

Paşa, bir süre sonra yalıların arkasındaki ağaçlık yamaçları ve üst düzlüğü kapsayan 270 dönümlük bahçeyi de aldı.
Ahşap yalıları yıktıran Paşa, 1907 yılında, 1000 metre kare alan üzerine, İtalyan Mimar Delfo Seminati'ye, o devrin mimari modasına uygun olarak Art Nouveau tarzında görkemli bir kasır ve üzerine İstanbul Boğazı'nı gören kule inşa ettirdi.

Mısır'ı işgal eden İngilizler, ülkeye krallık sistemini getirerek, Abbas Hilmi Paşa'nın Hidivlik unvanını elinden aldı. Abbas Hilmi Paşa, tahttan düşürülmesi üzerine İsviçre'ye yerleşerek (yada sürgüne gönderilerek) burada yaşamını sürdürdü.
Paşa'nın ailesi ise Hidiv Kasrı'nda 1937 yılına kadar kaldı.
Aynı yıl, İstanbul Belediyesine Hidiv Kasrı'nın satışı gerçekleştirildi.
Uzun süre bakımsız kalan kasır, 1984 yılında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu adına Çelik Gülersoy tarafından restore ettirildi ve bir süre otel olarak hizmet verdi.
1994-1996 yılları arasında yeniden restore edilen Hidiv Kasrı'nın işletmeciliği, 1996 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kuruluşu olan Beltur'a geçti.

Beykoz;
Boğaziçi'nde Servi Burnu'nun kuzeyinde bulunan bu semtin ismi,
Osmanlı Devleti'nde Kocaeli valilerinin karargahı olmasından gelmektedir.
Balıkçılık burada oldukça gelişmiştir.Kalkan balığı oldukça meşhurdur.
Ayrıca mesire yerleri de meşhurdur ve çok itibar edilir.

Paşabahçe;
Semt ilk olarak Sultan Deli İbrahim'in Sadrazamı olan Ahmet Paşa'nın dikkatini çekmiş ve kendisine burada muhteşem bir yalı inşaa ettirmiştir.
Bu tarihten sonra Paşa'nın yaptırdığı yalı sayesinde Paşa-bahçesi olarak anılmaya başlamış,daha sonra isim Paşabahçe olarak kalmış.
Önceleri sadece Hristiyanların oturdukları bir semt olan Paşabahçe'ye Sultan Üçüncü Mustafa devrinden itibaren Müslümanlarda yerleşmeye başlamıştır.
Burada bulunan ve semtin ismini alan Şişe Cam fabrikalarının ekonomimizde önemli bir yeri vardır.Ne yazık ki semtte ki fabrika da üretim 2002 yılından itibaren durduruldu.
Çevreyi anason kokusu ile dolduran, Tekel'in içki ve ispirto fabrikasını unutmamak lazım.

Kandilli;
İsmini bir rivayete göre Sultan Dördüncü Murad'ın Revan seferinden dönüşünde bir şehzadesinin burada ki bir köşkte doğması ve burada tertib edilen,7 gece süren süren kandil donanmasından almıştır.Asırlar boyunca padişahların çok itibar ettikleri Kandilli,sonraları Fransız ve İngilizlerin tercih ettiği bir semt olmuştur.
Vaniköy;
Sultan Dördüncü Mehmed'in ikinci hocası olan Vani Mehmet Efendi'den ismini almıştır.Şimdi rasathanenin bulunduğu tepede,1911 senesine kadar yangını haber veren toplar atılırdı.

Küçüksu Kasrı;
17.Yüzyıldan başlayarak çeşitli kaynaklarda "Bağçe-i Göksu" adıyla anılan hasbahçenin (bugün Küçüksu Çayırı'nın bulunduğu alan) eşsiz doğal güzellikleriyle ilk olarak Sultan IV. Murat'ın (1623-1640) ilgisini çektiği ve 18. yüzyıl başlarında bu çevrede ilk yapılaşmaların görüldüğü bilinmektedir. Sultan I. Mahmut (1730-1754) bu hasbahçenin deniz kıyısına iki katlı ve ahşap bir saray yaptırmış, bu yapı III. Selim (1789-1807) dönemlerinde onarılarak kullanılmış, Sultan Abdülmecit dönemindeyse (1839-1861) padişahın emriyle yıktırılmış ve yerine bugünkü kargir yapı inşa edilmiştir.
1857 yılında hizmete giren yeni Küçüksu Kasrı'nın mimarı Nikoğos Balyan Kalfa'dır. Bodrumu ile birlikte üç katlı olan yapının bodrum katı mutfak, kiler ve hizmetçi odalarına ayrılmış, öbür katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiştir. Dinlenme ve av için kullanılan, bir "biniş kasrı" niteliğindeki bu yapı Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) elden geçirilmiş, zaman zaman çeşitli onarımlar görerek günümüze kadar ulaşmış, ancak bu arada eski saraylardan kalan ve çeşitli işlevlerdeki eklentilerini kaybetmiştir.

Kanlıca;
Bu semt adını,burada yerleşen Kanglı denen eski bir Türk kabilesinden almıştır.
Sütü ve yoğurdu meşhur olan Kanlıca,bilhassa mesire yerleri ile Boğaziçi'nin en güzide semtlerinden biridir.
*Gemi Kanlıca'da ki iskeleye yanaşınca hemen Kanlıca yoğurdu satan yoğurtçular satış yapmaya başlıyor.Fiyatını sormadan almamanızı tavsiye ederim.

*Resimden de anlaşılacağı gibi Hisar beton yapıların arasında kaybolmak üzere,umarım elde kalan arka tarafta ki yeşil alanda katledilmez.
Anadolu Hisarı;
Osmanlılar’ca Boğaz’da yapılan ve geçişleri kontrol altına almayı hedefleyen ilk hisardır. İstanbul’u fethetmek isteyen ve kuşatan Sultan Yıldırım Beyazıt tarafından, Karadeniz’den Bizans’a gelecek yardımlara engel olmak için 1394’te yaptırılmıştır. Yedi dönümlük alanı kaplayan ve bulunduğu mevkiye adını vermiştir. Bu yapıya II. Mehmed (Fatih) Devrinde "Hisarpeçe", depo ve bazı ikametgah amaçlı yapılar eklenmiştir. 1928 yılında Kandilli Belediyesi tarafından bazı küçük onarımlar yapılmıştır.
1991-1993 yılları arasında Kültür Bakanlığı tarafından bazı onarımlar yapılmıştır.
Bugün Anadoluhisarı, Beykoz Belediyesi sınırları içinde yer almaktadır.
Hisarda taşınır kültür varlığı bulunmamaktadır.
Ziyarete açılmamıştır.
Bugün Anadoluhisarı, Beykoz Belediyesi sınırları içinde yer almaktadır.

Çengelköy;
Bu semtte gemi çapalarının yapılmasından dolayı bu ismi almıştır.
Çengelköy'ün başlıca mesiresi olan Havuzbaşı,Beylerbeyi ve Hudut'tur.
Burada Şeyh Nevres Tekkesi bulunmaktadır.
Geçmişte pek çok Boğaz semtinde olduğu gibi burada sebze ve meyve yetiştirilirdi.
Çengelköy'ün salatalığı çok meşhurdu,kiraz ve ayvası da oldukça lezzetliydi.
Ayrıca 1872 yılında inşa edilen Kuleli Askeri Lisesi halen eğitime devam etmektedir.

Beylerbeyi;
Büyük Konstantinus'un diktirdiği bir haçtan dolayı önceleri İstavroz Bahçeleri adıyla anılan Beylerbeyi Set Bahçeleri'nin güzelliği, bu bölgede Bizanslılar döneminden itibaren görkemli binaların yapılmasına neden olmuştur.
Bölge şimdiki adını Sultan III Murat döneminde (1574-1595) Rumeli Beylerbeyi olan Mehmet Paşa'nın buradaki yalısından almaktadır. Çeşitli dönemlerin yapılarından sonra II. Mahmut döneminde yapılan ahşap sarayın yanmasıyla Sultan Abdülaziz, burada 1861-1865 yılları arasında bugünkü sarayı yaptırmıştır. Mimarı Serkis Balyan'dır ve yapımında beş bin işçi çalıştığı bilinmektedir.

Anadolu yakasının en önemli yapılarından biri olan "Beylerbeyi Sarayı" nın bugüne kadar yalnız Harem ve Selâmlık bölümleri gezilebilmekteydi. Yapılan son çalışmalarla Anadolu yakasının önemli doğal güzelliklerini içeren "Set Bahçeleri" ve sarayın değerli bir bölümünü teşkil eden "Sarı Köşk", "Mermer Köşk" ve "Ahır Köşk" de tümüyle ele alınarak restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır.
Yazlık saray olması nedeniyle sürekli oturulmayan Beylerbeyi Sarayı genellikle yaz aylarında, özellikle de yabancı devlet başkanlarının ağırlanmasında kullanılmıştır. Sırp Prensi, Karadağ Kralı, İran Şahı, Fransız İmparatoriçesi Eugenie bunlardan bazılarıdır. Sultan II. Abdülhamit de ömrünün son altı yılını bu sarayda geçirmiş ve burada ölmüştür (1918).
Bu koca tanker gezinin yarısından itibaren bizimle birlikte yol aldı ve bazı resimleri onun yüzünden dik açı ile değil yan olarak çekmek zorunda kaldım.

Kuzguncuk;
Adını,Fatih Sultan Mehmed devrinde buraya yerleşen Kuzgun Baba adı verilen bir veliden alan
semtte,önceleri daha çok Rum ve Yahudiler ikamet ediyordu.
Fakat inşa edilen cami ile Müslümanlarında itibar ettikleri bir yer haline geldi.
Kuzguncuk’un gayrimüslim ağırlıklı bir semt olması nedeniyle burada, 19.yy’ın sonlarına tarihlenen Üryanizade Mescidi ile 1952 tarihli Yeni Cami olmak üzere,yalnız iki cami bulunmaktadır. Üryanizade Mescidi, II. Abdülhamid’in (hd 1876-1909) şeyhülislamlarından Üryanizade Ömer Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Şerefesi saçaklı minaresi, İstanbul’daki ahşap minarelerin en zengin ve dikkate değer örneklerinden biridir. Kuzguncuk bir azınlık semti niteliği taşımasına bağlı olarak iki Rum, bir Ermeni kilisesi ve iki sinagog içermektedir.

Saat 18.30-19 gibi Eminönü'nde ki iskeleye yanaştık.
Güzel bir gündü.
Aklımızda güzel anılar, yüzümüzde ve kollarımızda güneş yanığı, Yoros Kalesi'ne hızla çıkıp, inmenin verdiği bacak krampları ile gemiden iniyoruz.
Bu gezide çektiğim tüm resimlerle, Emel Sayın'ın "Kız Sen İstanbul'un Neresindensin?" şarkısı eşliğinde hazırladığım videoyu izleyebilirsiniz.

Dailymotion;

Boğaz Turu
Yükleyen muhteremlegeziye


You Tube;


27 Eylül 2007 Perşembe

BOĞAZ TURU (2)

ortaköy boğaz turu
Boğaz Turu yazı dizimizin 1. bölümünü Ortaköy ile bitirmiştik.

2.bölümde yine Boğaz turuna devam ediyoruz, bu bölümde de Boğaziçi'ne kıyısı olan semtleri ve isimlerinin nereden geldiğini yazmaya devam edeceğim.

Kuruçeşme ile yazı dizimize devam ediyoruz.

Kuruçeşme;
Tekireci Osman Efendi Camisinin yapımı sırasında su yolları bozulan çeşmeden ismini almıştır.
Havasının ve suyunun güzelliği ile meşhur olan semtte bir çok köşk ve saray vardır.
İskelenin karşısında 150 metre açıkta bulunan Serkis Bey (Galatasaray adası,yeni adıyla Su ada) adası bulunmaktadır.

galatasaray adası
Galatasaray adasının bir zamanlar kömür deposu olarak kullanıldığını biliyor muydunuz?
Aşağıda ki yazı Zaman gazetesinin arşivinden alınmıştır.
Kömür deposuydu, Boğaz’ın incisi oldu.
Birkaç kaya parçasından oluşan G.Saray Adası, Osmanlı döneminde ünlü ressam Ayvozoski’ye ev sahipliği yaptı. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra kömür deposu olarak kullanıldı. 1957’de Sarı–Kırmızılı kulübün başkanı 150 lira ödeyerek adayı satın aldı ve G.Saraylı üyelerin hizmetine sundu.
G.Saray Adası’nın günümüze gelinceye kadar geçen zamanda ilginç bir gelişim süreci var. Bogaziçi’nin Kuruçeşme semtinde kıyıdan 165 metre açıkta birkaç büyük kaya parçasından oluşan adacık, Osmanlı padişahı Abdülaziz tarafından 1872 yılında sarayın başmimarı Serkis Balyan Kalfa’ya yaptığı hizmetler sebebiyle hediye edildi. Serkis Kalfa, 4017 metre karelik bu kayaların üstüne 3 katlı bir köşk inşa ederek, burada yaşamaya başladı.
Dolmabahçe Sarayı’na tablo yapması için 1874 yılında Sultan Abdulaziz tarafından İstanbul’a çağrılan dünyaca ünlü ressam Ayvazoski, Serkis Kalfa’nın adadaki köşkünde kaldı.
Ünlü ressam, çalışmalarının tamamını o dönemde cennet köşesi denilen adada yaptı.
1899 yılında Serkis Kalfa’nın ölümünden sonra adanın bir kısmı varislerine bir kısmı da devlet hazinesine geçti. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Serkis Bey’in varisleri adayı ‘Şirketi Hayriye Vapur İşletmesine’ kiraya verdi. Vapur İşletmeleri de burayı uzun yıllar kömür deposu olarak kullandı. Serkis Kalfa döneminde “Cennet Köşesi” olarak bilinen ada varisleri zamanında adeta harabeye döndü.
Bakımsız bir halde olan ada, 1957 yılında G.Saray’a geçti. Sarı–Kırmızılı kulübün Başkanı Sadık Giz, adayı varisleri ve hazineye 150 lira ödeyerek satın aldı. Adayı kömür deposundan kurtaran G.Saray yönetimi, üyelerinin dinlenebileceği güzel bir tesis yaptı.
Ada son dönemde Su ada ismiyle yenilendi ve hizmet vermeye başladı. Ne yazık ki geçtiğimiz günlerde çıkan bir yangın sonucu,adada ki tesislerde ciddi bir zarar meydana geldi.

Boğaziçi Köprüsü

Arnavutköy;
Vaktiyle buraya yerleştirilen Arnavutlardan bu ismi aldığı söylense de,zamanında ahalisinin çoğunluğu Rum ve Yahudilerden oluşmaktaymış.
Evliya Çelebi 1000 kadar hanenin olduğunu ve Müslüman bulunmadığını kaydeder.
Semtte bulunan çeşme,Sultan Selim,Teşvikiye Camisi ise Sultan İkinci Mahmut tarafından inşa ettirilmiştir.

Bebek;
Akıntı burnunun kuzeyinde ki bu koy ismini,Fatih Sultan Mehmed'in buraya tayin ettiği ve lakabı Bebek olan bölük başından almıştır.
Sultan Birinci Selim zamanında hasbahçe olan Bebek,zamanla buraların ihmal edilmesiyle XVIII.asırda ayak takımının sığındığı yer olmuştur.
Bu asırdan sonra semtin imarı için harekete geçilmiş,bu maksatla Bebek Camii ve bir çok dükkan inşa edilmiştir.


Rumeli Hisarı;
İsmini Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden önce inşa ettirdiği hisardan alır.
Bebek ve Baltalimanı koylarının arasında ki yüksek bir mevkidir.
Evliya Çelebi burayı bağ ve bahçesiz,kayalık 1000 kadar evden ibaret bir mahalle olarak tasvir eder.
Ayrıca bakınız;

Rumeli Hisarı 1. bölüm


Rumeli Hisarı 2. bölüm


Fatih Sultan Mehmet Köprüsü;
İstanbul'da Kavacık ile Hisarüstü arasında, Asya ile Avrupa'yı Boğaziçi Köprüsü'nden sonra ikinci kez bağlayan asma köprü. 
Yapımına 4 Ocak 1986'da başlanılan ve ankraj blokları arasındaki uzunluğu 1.510 m, orta açıklığı 1.090 m, genişliği 39,4 m, denizden yüksekliği 64 m'dir.

İnşaata 4 Ocak 1986 tarihinde başlanılmış ve halen dünyanın en büyük çelik asma köprüleri içinde 14. sırada yer alan bu büyük proje 3 Temmuz 1988 tarihinde tamamlanmıştır.

Baltalimanı;
İstanbul'un fethi sırasında kaptan-ı derya olan Baltaoğlu Süleyman Bey'in gemileri burada İnşa etmesinden dolayı bu ismi almıştır.
Halen kemik hastalıkları hastanesi olarak kullanılmakta olan Reşid Paşa yalısı da buradadır.

*Bu arada 14.20 gibi 2.durağımız olan Kanlıca iskelesine yanaştık.
Anadolu Kavağı dışında uğradığımız karşı kıyıda ki tek iskele Kanlıca İskelesi.


İskeleden biraz uzaklaşınca bir martı bize eşlik etmeye başladı.
Yolcuların attığı mısır ve simit gibi yiyecekleri yakalayabilmek için geminin hızında kanat çırptı.
Geminin sol tarafında oturan yolcuların martı yemeği yakaladıkça alkışlayıp,yakalayamadığı zamanda "aaaaa" nidaları eşliğinde üzülmeleri görülmeye değerdi.

Emirgan;
Sultan Dördüncü Murad'ın Revan seferi sırasında kendisine delalet eden Emir Gün'e burada bir kasır tahsis etmesi sebebiyle bu ismi almıştır.
Semt, Sultan Birinci Abdülhamit devrinde gelişmeye başlamıştır.
Zamanımızda Emirgan Korusu yaz aylarında İstanbul'luların piknik için en fazla gittikleri yerlerdendir.
Ayrıca bakınız ;
Emirgan Korusu

İstinye;
Doğal bir liman olarak çok eskilerden beri meşhur olan semt,XVI. asırdan itibaren inkişaf etmeye başlamıştır.
Evliya Çelebi zamanında koy'un ağzında bir misafirhane bulunuyordu.
Kuruluşu Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın devrine rastlayan deniz yollarına ait İstinye tersanesi uzun yıllar burada hizmet vermiş.
90'lı yıllarda tersanenin kapatılmasıyla koy eski güzelliğine tekrar kavuştu.

Üst resimde ki yalılar, soldan sağa; Karatodori yalısı-Beyazcıyan yalısı-Gazioğlu yalısı.

Üst resimde ki Yalı, Sait Halim Paşa Yalısı.

*Saat 14.35 oldu ve biz Yeniköy iskelesine yanaştık.
Yeniköy;
Kanuni Sultan Süleyman devrinde kurulmaya başlanan bu köy, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde 3000 haneli bir mahal olarak anlatılır.
Sultan İkinci Mahmut devrinde, Osmanlı mimarisinin zarif örnekleri olan yalılar ve köşkler inşa edilmiştir.
Eskiden çileği çok meşhurmuş.
Tarabya;
Bu koy'da İstinye gibi çağlar boyunca ticari bir merkez olmuştur.
Sultan İkinci Selim devrinde yalnızca balıkçı kulübeleri olan semtte, padişaha ait bir köşk inşa edilmesiyle gelişmiştir.

Huber köşkü
Huber Yalısı;
Günümüzde Cumhurbaşkanlığı konutu olarak kullanılıyor.

büyükdere karakolu
Üst resimde ki bina, Sarıyer Deniz Subay Orduevi(Büyükdere karakolu)

*Saat 14.50 Sarıyer iskelesine yanaşıp, yeni yolcuları aldık, inecekleri bıraktık.
Sarıyer;
Semt ismini burada medfun bulunan "Sarı Baban" namında ki bir zattan aldığı söylenirse de, bakır ihtiva eden ve sarı renkte görünen bir yardan aldığıda rivayet edilir.
Sarıyer güzel havası ve şifalı suları ile meşhurdur.
Mevcut Kestane suyu, Çırçır suyu, Fındık suyu, Hünkar suyu, Şifa suyu bu semttedir.
Ayrıca semtin mesire yerleri de çok meşhurdur.
*Sarıyer'in toprağının sarı olduğunu çok iyi biliyorum, çünkü annemin teyzesi-ablam-bazı akrabalarımız Sarıyer-Yeniköy'de oturuyorlar ve çocukluğumuzda oyun oynamaya çıktığımızda üzerimiz beyaz çoraplarımız hep sarı topraklarla sararırdı.

Rumeli Kavağı'na doğru yol alıyoruz, üstte gördüğünüz yerler Kavağa doğru giderken yolun altına doğru yapılmış olan lokantaların olduğu yer.
Daha önce Rumeli Kavağı ve Boğaz konulu yazımın içinde yer alan videoyu resimde görünen lokantaların terasından, yani otopark olarak kullandıkları yerden çekmiştim.
Bakınız;Rumeli Kavağı ve Boğaz
Rumeli Kavağı şirin ve tipik bir balıkçı köyü, bu gezide denizden çok güzel resimler çektim.
Sırf Rumeli Kavağı'nı konu alan bir yazı hazırlamayı düşünüyorum.

Rumeli Kavağı;
Sultan Dördüncü Murat devrinde, Rus ve Kazak'ların saldırılarını durdurmak üzere inşa edilen hisar ile önem kazanmıştır.
Evliya Çelebi kale içinde muhafızlara ait 60 evin bulunduğunu kaydeder.
Halen geniş bir kısmı Askeri bölge olan semtte güzel mesire yerleri vardır.

*Saat 15.05 Rumeli Kavağı iskelesine yanaşıyoruz.
Son durağımız olan Anadolu Kavağına varmadan önce uğradığımız Rumeli Kavağı ile 2. bölümümüzün sonuna geldik.
3. bölümde Anadolu Kavağı'na varış ve karşı kıyıda ki semtleri tanıtacağım.

Görüşmek üzere......