30 Ekim 2007 Salı

CUMHURİYET BAYRAMI-HAVAİ FİŞEK GÖSTERİLERİ

Bu yıl 84. yılını kutladığımız Cumhuriyet Bayramı, 2 yıldır İstanbul'da tam bir şölen havasında geçiyor.
Geçen yıl ki gösterilere çok istememe rağmen gidememiştik.
Bu sene kızımla birlikte eşimi ikna ettik,sağolsun bizi kırmadı ve havai fişek gösterileri için bizi Dolmabahçe tarafına-Fındıklı'ya getirdi.
Gösterilerin 19'da başlayacağını duyurmuşlardı.
Bizde saat 18.15'te evden çıktık.
Yolda giderken, geç kaldık mı? diye düşünüp, sürekli gökyüzünü kontrol ediyordum.
İstanbul'un çoğu yerinden görülebilecek ışık oyunları gökyüzünde dolanıp, duruyordu.
Kutuplarda görünen "aura" adı verilen ışık hüzmeleri gibiydi.
Gösteri başlayıncaya kadar ışıklar gökyüzünü tarayıp, durdular.

İlk önce Eminönü'ne gittik.
Galata Köprüsünün üzeri çok kalabalık değildi, her zaman ki gibi balık tutmak isteyenler vardı.
Biraz durduk, acaba havai fişekleri buradan mı seyretsek diye düşündük ama daha yakın ve daha etkileyici olacağı için Fındıklı'ya gitmeye karar verdik.
Fındıklı, Boğaz Köprüsü ile Kız kulesinin tam ortasında yer alıyor.

Fındıklı'ya gitmek için yola çıktık.
Galata köprüsünü geçtiğimiz anda muazzam bir trafiğin içine girdik.
Neredeyse adım adım ilerliyorduk.
Dolmabahçe Sarayı'nda verilen resepsiyon, Taksim'de düzenlenecek gösteriler,
Beşiktaş tarafında ki yürüyüş ve Boğaz'da ki havai fişek ve lazer gösterileri çoğu İstanbul'luyu bu tarafa yönlendirmişti.

Gözüm bir saatte, bir gökyüzündeydi.
Arabanın içinde trafiğe takılmış halde gösteriyi kaçıracağım diye epey korktum.
Gökyüzünde lazer ışıkları ve güçlü spot ışıkları dolanıp, duruyor saat 19.30'a yaklaşıyordu.

Baktık ki arabayla bu iş olmayacak, kızımla Denizcilik İşletmelerinin önünde arabadan inip, yürümeye başladık.
Fındıklı'da ki parka geldiğimizde epey kalabalık olduğunu gördük.
Deniz kenarı tamamen tutulmuştu, sandalyelerini bile getirenler vardı.
Köprüde ki ışık oyunları devam ediyordu.
250 kadar balıkçı teknesi fener alayı olarak önümüzden geçtiler.
Tabii alkışlar tezahüratlar eşliğinde.
Eşimde arabayı park edip, gösteriye yetişti.
10 dakika kadar bekledik ve beklenen an geldi.
Muhteşem bir gösteriydi, tam bir renk cümbüşüydü.
Eğer imkanınız varsa böyle gösterileri televizyondan değil, bizzat gidip yerinde seyredin.






Dün ki gösteriyi elbette sadece resim yayınlayarak bitirmem.
Gösteri 15 dakika sürdü, hepsini videoya çektim ama videoları yüklediğim you tube en fazla 100MB ve 10 dakikalık görüntüyü yükleyebiliyor.
Bende videoları 2 ayrı bölüm olarak hazırladım.
1.bölüm gösterinin başını gösteriyor ve 6 dakika sürüyor.
2. bölümde köprüdeki ışık şelaleleri ve gösterinin sonu var.
2. videoya Kenan Doğulu'nun seslendirdiği 10.yıl marşı'nı ekledim, 2. videoda 6 dakikalık.
"İyi Seyirler"

You Tube;
Cumhuriyet Bayramı, havai fişek gösterileri 1.Bölüm;


Cumhuriyet Bayramı, havai fişek gösterileri 2. bölüm;


You Tube'u seyredemeyenler için;
Cumhuriyet Bayramı, havai fişek gösterileri 1.Bölüm;

Cumhuriyet Bayramı Havai Fişek Gösterileri
Yükleyen muhteremlegeziye

Cumhuriyet Bayramı, havai fişek gösterileri 2. bölüm;

Cumhuriyet Bayramı Havai Fişek Gösterileri-2.Bölüm
Yükleyen muhteremlegeziye. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

19 Ekim 2007 Cuma

2007 ABANA RESİMLERİ


Ağustos ayında ki yaz tatilimizden döndükten sonra Tatil ve Yolculuk başlıklı bir yazı yazmış ve tatilde çektiğim resimlerin birazını yayınlamıştım.
Yazının sonuna "ayrıntılı resim ve yazıları daha sonra yayınlayacağım"diye not düşmüşüm.
Fakat blogcu.com'da ki bitmek bilmeyen sorunlar yüzünden o günlerde hiç yazı yazamıyordum. Bende bu adresi açarak Blogspot'a geçtim.
Ama aksilikler yakamı bırakmadı ve içinde ki kaydedilmemiş Abana resimleri ile birlikte
bilgisayarım çöktü.
Tatilde çektiğim Kastamonu-Çatalzeytin-Bozkurt-Abant resimlerini cd'ye kaydetmişim ama videolarımın ve Abana resimlerinin olduğu klasörü kaydetmemişim.
Bu yüzden 2007 yazına ait, elimde sadece bu iki Abana resmi kaldı.
Silinen resimlerin içinde aile resimleri-Abana limanı ve İlişi'de ki plaj resimleri de vardı.
Kısmet olur da bu sene yine gidersem aynı yerlerin resmini çekip, cd'ye kaydettiğimden emin olmadan fotoğraf makinemden resimleri silmeyeceğim.


Yeni bir gezide görüşmek üzere......

30 Eylül 2007 Pazar

BOĞAZ TURU 3. BÖLÜM

Boğaz turumuzun 3.ve son bölümündeyiz.

Bu yazı da karşı kıyıda bulunan Boğaz semtleri hakkında bilgiler bulabilirsiniz ve yazının sonunda Boğaz turunda çektiğim tüm resimler ve "Emel Sayın'ın-Kız Sen İstanbul'un Neresindensin?" şarkısı eşliğinde hazırladığım videoyu izleyebilirsiniz.
Gemi kıyıya yaklaşırken tepede ki Yoros Kalesini gösterek çocuklara "işte hedefimiz, boş oturmayıp, kaleye çıkacağız"dedim. Oğlum "benim için farketmez,ben varım"dedi. Kızımın gözleri dehşetle açıldı "herhalde şaka yapıyorsun anne, bu kadar kısa sürede bu sıcakta nasıl çıkarız"dedi.
Gemiden inmeden son kalkış saatlerini öğrendik, 17'de kalkan gemiye yetişmek üzere yola koyulduk.Kızım kaleye giderken sürekli sızlandı, geri dönelim diye tutturdu ama biz azimle kaleye tırmandık. Tırmandık diyorum çünkü sürekli yokuş çıkmanız gerekiyor. Yaz sıcağında tam bir eziyet olabiliyor. Birde üstüne gemiyi kaçırmayalım telaşı eklenince oldukça yorucu oluyor. Ama kaleye vardığınızda muhteşem manzarayı gördüğünüzde bütün yorgunluğunuz bir anda geçiyor. Hemen kale ve çevresinde kısa bir tur attık, sahilden aldığımız yiyecekleri çıkarıp, pikniğimizi yaptık, bol bol resim çektik ve dinlendik.
Gemiye yetişmek için hızlı adımlarla inişe geçtik : ) Gemiye bindiğimizde yorgunluktan bitap düşmüştük ama en azından geminin kalkış saatine kadar lokanta veya çay bahçelerinde pineklememiştik.
Yoros kalesinde çektiğim resimleri görmek için, bakınız;
Yoros Kalesi

Geminin son durağı Anadolu Kavağı.
Semtte geminin kalkış saatine kadar bir tur atabilirsiniz, lokanta ve bol sayıda bulunan balık restoranlarında yemek yiyebilir, çay bahçelerinde bir şeyler içip, dondurma yiyebilirsiniz.
Çevre, Boğaz turu sebebiyle gelen yerli ve yabancı turistlere kalmış.
Semtte ikamet edenler evlerine çekilmiş, ortalıkta pek görünmüyorlar.
Turistlerin kargaşası dışında sessiz-sakin bir semt, insan "burada otursam 24 saat tatildeymiş gibi hissederim" diye düşünüyor.

Saat 17'de gemi kalktı ve biz bu sefer Anadolu yakasında ki semtlerin önünden geçerek yolculuk yaptık.
Gelelim Anadolu Yakasında ki semtlerimizi tanıtmaya;

Anadolu Kavağı;
Osmanlılar devrinde sazı yolları ve ekseri istihkamları ihtiva eden önemli bir bölgeydi.
XVII. asırda kalabalık bir bölge olan semtte 3 tane cami vardır.
Evliya Çelebi, limanında her zaman 300 geminin bulunduğu yazar.
Bu semtin de Rumeli Kavağı gibi çok geniş bir kısmı askeri bölgedir.

Hidiv Kasrı;
Osmanlı'nın Mısır valilerinden olan Hidiv Abbas Hilmi Paşa'nın, 19. yüzyılın sonlarında Mısır'daki İngiliz nüfuzunu kırabilmek için Osmanlı Devleti'nden destek sağlayabilmek amacıyla uzun süreli İstanbul'da kalması gerekti.
Bunun üzerine, Hidiv Abbas Hilmi Paşa 1903 yılında günümüzde kasrın bulunduğu yerde bulunan iki ahşap yalıyı satın aldı.

Paşa, bir süre sonra yalıların arkasındaki ağaçlık yamaçları ve üst düzlüğü kapsayan 270 dönümlük bahçeyi de aldı.
Ahşap yalıları yıktıran Paşa, 1907 yılında, 1000 metre kare alan üzerine, İtalyan Mimar Delfo Seminati'ye, o devrin mimari modasına uygun olarak Art Nouveau tarzında görkemli bir kasır ve üzerine İstanbul Boğazı'nı gören kule inşa ettirdi.

Mısır'ı işgal eden İngilizler, ülkeye krallık sistemini getirerek, Abbas Hilmi Paşa'nın Hidivlik unvanını elinden aldı. Abbas Hilmi Paşa, tahttan düşürülmesi üzerine İsviçre'ye yerleşerek (yada sürgüne gönderilerek) burada yaşamını sürdürdü.
Paşa'nın ailesi ise Hidiv Kasrı'nda 1937 yılına kadar kaldı.
Aynı yıl, İstanbul Belediyesine Hidiv Kasrı'nın satışı gerçekleştirildi.
Uzun süre bakımsız kalan kasır, 1984 yılında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu adına Çelik Gülersoy tarafından restore ettirildi ve bir süre otel olarak hizmet verdi.
1994-1996 yılları arasında yeniden restore edilen Hidiv Kasrı'nın işletmeciliği, 1996 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kuruluşu olan Beltur'a geçti.

Beykoz;
Boğaziçi'nde Servi Burnu'nun kuzeyinde bulunan bu semtin ismi,
Osmanlı Devleti'nde Kocaeli valilerinin karargahı olmasından gelmektedir.
Balıkçılık burada oldukça gelişmiştir.Kalkan balığı oldukça meşhurdur.
Ayrıca mesire yerleri de meşhurdur ve çok itibar edilir.

Paşabahçe;
Semt ilk olarak Sultan Deli İbrahim'in Sadrazamı olan Ahmet Paşa'nın dikkatini çekmiş ve kendisine burada muhteşem bir yalı inşaa ettirmiştir.
Bu tarihten sonra Paşa'nın yaptırdığı yalı sayesinde Paşa-bahçesi olarak anılmaya başlamış,daha sonra isim Paşabahçe olarak kalmış.
Önceleri sadece Hristiyanların oturdukları bir semt olan Paşabahçe'ye Sultan Üçüncü Mustafa devrinden itibaren Müslümanlarda yerleşmeye başlamıştır.
Burada bulunan ve semtin ismini alan Şişe Cam fabrikalarının ekonomimizde önemli bir yeri vardır.Ne yazık ki semtte ki fabrika da üretim 2002 yılından itibaren durduruldu.
Çevreyi anason kokusu ile dolduran, Tekel'in içki ve ispirto fabrikasını unutmamak lazım.

Kandilli;
İsmini bir rivayete göre Sultan Dördüncü Murad'ın Revan seferinden dönüşünde bir şehzadesinin burada ki bir köşkte doğması ve burada tertib edilen,7 gece süren süren kandil donanmasından almıştır.Asırlar boyunca padişahların çok itibar ettikleri Kandilli,sonraları Fransız ve İngilizlerin tercih ettiği bir semt olmuştur.
Vaniköy;
Sultan Dördüncü Mehmed'in ikinci hocası olan Vani Mehmet Efendi'den ismini almıştır.Şimdi rasathanenin bulunduğu tepede,1911 senesine kadar yangını haber veren toplar atılırdı.

Küçüksu Kasrı;
17.Yüzyıldan başlayarak çeşitli kaynaklarda "Bağçe-i Göksu" adıyla anılan hasbahçenin (bugün Küçüksu Çayırı'nın bulunduğu alan) eşsiz doğal güzellikleriyle ilk olarak Sultan IV. Murat'ın (1623-1640) ilgisini çektiği ve 18. yüzyıl başlarında bu çevrede ilk yapılaşmaların görüldüğü bilinmektedir. Sultan I. Mahmut (1730-1754) bu hasbahçenin deniz kıyısına iki katlı ve ahşap bir saray yaptırmış, bu yapı III. Selim (1789-1807) dönemlerinde onarılarak kullanılmış, Sultan Abdülmecit dönemindeyse (1839-1861) padişahın emriyle yıktırılmış ve yerine bugünkü kargir yapı inşa edilmiştir.
1857 yılında hizmete giren yeni Küçüksu Kasrı'nın mimarı Nikoğos Balyan Kalfa'dır. Bodrumu ile birlikte üç katlı olan yapının bodrum katı mutfak, kiler ve hizmetçi odalarına ayrılmış, öbür katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiştir. Dinlenme ve av için kullanılan, bir "biniş kasrı" niteliğindeki bu yapı Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) elden geçirilmiş, zaman zaman çeşitli onarımlar görerek günümüze kadar ulaşmış, ancak bu arada eski saraylardan kalan ve çeşitli işlevlerdeki eklentilerini kaybetmiştir.

Kanlıca;
Bu semt adını,burada yerleşen Kanglı denen eski bir Türk kabilesinden almıştır.
Sütü ve yoğurdu meşhur olan Kanlıca,bilhassa mesire yerleri ile Boğaziçi'nin en güzide semtlerinden biridir.
*Gemi Kanlıca'da ki iskeleye yanaşınca hemen Kanlıca yoğurdu satan yoğurtçular satış yapmaya başlıyor.Fiyatını sormadan almamanızı tavsiye ederim.

*Resimden de anlaşılacağı gibi Hisar beton yapıların arasında kaybolmak üzere,umarım elde kalan arka tarafta ki yeşil alanda katledilmez.
Anadolu Hisarı;
Osmanlılar’ca Boğaz’da yapılan ve geçişleri kontrol altına almayı hedefleyen ilk hisardır. İstanbul’u fethetmek isteyen ve kuşatan Sultan Yıldırım Beyazıt tarafından, Karadeniz’den Bizans’a gelecek yardımlara engel olmak için 1394’te yaptırılmıştır. Yedi dönümlük alanı kaplayan ve bulunduğu mevkiye adını vermiştir. Bu yapıya II. Mehmed (Fatih) Devrinde "Hisarpeçe", depo ve bazı ikametgah amaçlı yapılar eklenmiştir. 1928 yılında Kandilli Belediyesi tarafından bazı küçük onarımlar yapılmıştır.
1991-1993 yılları arasında Kültür Bakanlığı tarafından bazı onarımlar yapılmıştır.
Bugün Anadoluhisarı, Beykoz Belediyesi sınırları içinde yer almaktadır.
Hisarda taşınır kültür varlığı bulunmamaktadır.
Ziyarete açılmamıştır.
Bugün Anadoluhisarı, Beykoz Belediyesi sınırları içinde yer almaktadır.

Çengelköy;
Bu semtte gemi çapalarının yapılmasından dolayı bu ismi almıştır.
Çengelköy'ün başlıca mesiresi olan Havuzbaşı,Beylerbeyi ve Hudut'tur.
Burada Şeyh Nevres Tekkesi bulunmaktadır.
Geçmişte pek çok Boğaz semtinde olduğu gibi burada sebze ve meyve yetiştirilirdi.
Çengelköy'ün salatalığı çok meşhurdu,kiraz ve ayvası da oldukça lezzetliydi.
Ayrıca 1872 yılında inşa edilen Kuleli Askeri Lisesi halen eğitime devam etmektedir.

Beylerbeyi;
Büyük Konstantinus'un diktirdiği bir haçtan dolayı önceleri İstavroz Bahçeleri adıyla anılan Beylerbeyi Set Bahçeleri'nin güzelliği, bu bölgede Bizanslılar döneminden itibaren görkemli binaların yapılmasına neden olmuştur.
Bölge şimdiki adını Sultan III Murat döneminde (1574-1595) Rumeli Beylerbeyi olan Mehmet Paşa'nın buradaki yalısından almaktadır. Çeşitli dönemlerin yapılarından sonra II. Mahmut döneminde yapılan ahşap sarayın yanmasıyla Sultan Abdülaziz, burada 1861-1865 yılları arasında bugünkü sarayı yaptırmıştır. Mimarı Serkis Balyan'dır ve yapımında beş bin işçi çalıştığı bilinmektedir.

Anadolu yakasının en önemli yapılarından biri olan "Beylerbeyi Sarayı" nın bugüne kadar yalnız Harem ve Selâmlık bölümleri gezilebilmekteydi. Yapılan son çalışmalarla Anadolu yakasının önemli doğal güzelliklerini içeren "Set Bahçeleri" ve sarayın değerli bir bölümünü teşkil eden "Sarı Köşk", "Mermer Köşk" ve "Ahır Köşk" de tümüyle ele alınarak restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır.
Yazlık saray olması nedeniyle sürekli oturulmayan Beylerbeyi Sarayı genellikle yaz aylarında, özellikle de yabancı devlet başkanlarının ağırlanmasında kullanılmıştır. Sırp Prensi, Karadağ Kralı, İran Şahı, Fransız İmparatoriçesi Eugenie bunlardan bazılarıdır. Sultan II. Abdülhamit de ömrünün son altı yılını bu sarayda geçirmiş ve burada ölmüştür (1918).
Bu koca tanker gezinin yarısından itibaren bizimle birlikte yol aldı ve bazı resimleri onun yüzünden dik açı ile değil yan olarak çekmek zorunda kaldım.

Kuzguncuk;
Adını,Fatih Sultan Mehmed devrinde buraya yerleşen Kuzgun Baba adı verilen bir veliden alan
semtte,önceleri daha çok Rum ve Yahudiler ikamet ediyordu.
Fakat inşa edilen cami ile Müslümanlarında itibar ettikleri bir yer haline geldi.
Kuzguncuk’un gayrimüslim ağırlıklı bir semt olması nedeniyle burada, 19.yy’ın sonlarına tarihlenen Üryanizade Mescidi ile 1952 tarihli Yeni Cami olmak üzere,yalnız iki cami bulunmaktadır. Üryanizade Mescidi, II. Abdülhamid’in (hd 1876-1909) şeyhülislamlarından Üryanizade Ömer Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Şerefesi saçaklı minaresi, İstanbul’daki ahşap minarelerin en zengin ve dikkate değer örneklerinden biridir. Kuzguncuk bir azınlık semti niteliği taşımasına bağlı olarak iki Rum, bir Ermeni kilisesi ve iki sinagog içermektedir.

Saat 18.30-19 gibi Eminönü'nde ki iskeleye yanaştık.
Güzel bir gündü.
Aklımızda güzel anılar, yüzümüzde ve kollarımızda güneş yanığı, Yoros Kalesi'ne hızla çıkıp, inmenin verdiği bacak krampları ile gemiden iniyoruz.
Bu gezide çektiğim tüm resimlerle, Emel Sayın'ın "Kız Sen İstanbul'un Neresindensin?" şarkısı eşliğinde hazırladığım videoyu izleyebilirsiniz.

Dailymotion;

Boğaz Turu
Yükleyen muhteremlegeziye


You Tube;


27 Eylül 2007 Perşembe

BOĞAZ TURU (2)

ortaköy boğaz turu
Boğaz Turu yazı dizimizin 1. bölümünü Ortaköy ile bitirmiştik.


BOĞAZ TURU

16 Temmuz'da oğlum ve kızımla uzun zamandır istediğimiz ama bir fırsatını bulamadığımız Boğaz turuna çıktık.
Hava çok güzeldi, deniz ve gökyüzü masmaviydi.
Hava sıcak ve güneşliydi hatta akşam eve bir döndük ki hepimizin yüzü ve kolları güneşten yanmış, gözlükler iz yapmış.
Ertesi gün bizi gören "bu kadar nerede yandınız?" diye sordu.
Boğaz turuna çıktığınız zaman bu işin tadı güverte de çıkıyor.
İçeride oturmak hiç eğlenceli değil, manzarayı kaçırmamak için geminin ya üst güvertesini yada yanlarında ki oturma yerlerini tercih etmelisiniz.
Denize yakın olduğu için yan taraflar her zaman benim tercihim.
O gün evden çıkarken Boğaz turu aklımızda olmadığı için Eminönü'nden kalkan son tur saati olan 13.35 vapuruna bindik.
Fiyatlardan bahsetmek gerekirse 1 kişi gidiş dönüş 12.50 Ytl. 3 kişi 37.50 Ytl verdik.
Pazartesi günü olması çok iyi oldu,en azından hafta sonu kadar kalabalık olmuyor.
Tabii gemide ki yabancı turist sayısının, yerli turist sayısını geçtiğini belirtmem lazım.
Yabancı turistler "bosphorus tour" a çok ilgi gösteriyorlar.
Gemiye binmek için kapılar açıldığında herkes en güzel yeri kapmak için yarışıyor.
Saatlere dikkat ettim, elimde ki broşür saat kaçta hangi iskelede olacaklarını yazıyorsa o saatte o iskeleye vardık.
13.35 vapuruna bindik, 15.05'te Anadolu Kavağı'na vardık.
Dönüş için 16.15 ve 17.00'de vapur vardı.
Buraya kadar gelmişken Yoros Kalesi'ne çıkalım dedik, ancak 17'de ki son vapura yetişebildik.
Eğer kaleye çıkmayı planlıyorsanız, Eminönü'nden kalkan 1. veya 2. tura katılın.
Son tura katılıp, birde kaleye tırmanmak, son gemiye yetişebilmek için çok zahmetli ve koşuşturmalı oluyor.

Boğaz turu yazısını hazırlarken acaba nasıl bir yol izlesem diye düşündüm.
Sadece resimleri yayınlayıp, izlenimlerimi mi yazayım yoksa daha açıklayıcı bilgiler de olsun mu? diye düşünürken aklıma evde ki çok severek okuduğum ve sık sık başvurduğum Rehber Ansiklopedisi geldi.
Boğaziçi yazan bölümü bir açtım ki harika bilgiler var.
Boğaziçi'nden kısaca bahsedip, Boğaza kıyısı olan semtlerin isimleri ve o ismi nereden aldığıyla ilgili kısa bilgiler var.
Bende geçtiğimiz ve Boğaziçi'nde yer alan semtleri kısa kısa yazmaya karar verdim.
Hatta bu yazı dizisinin sonunda hazırlayacağım video klibe Emel Sayın'ın "Kız Sen İstanbul'un Neresindensin?" isimli şarkısını ekleyeceğim.


10 Eylül 2007 Pazartesi

BLOGSPOT'TAYIM





Muhterem'le Geziye Blogspot'ta!

Yeni yazılarımı ve resimlerimi artık bu adreste sizlerle
paylaşacağım.

Gezi yazılarında görüşmek üzere!...

15 Ağustos 2007 Çarşamba

KASTAMONU 2007

Bu yıl ki yaz tatilimizde Kastamonu'nun merkezinde de biraz vakit geçirdik.
1 saatlik molamızda çektiğim resimleri bu yazı da görebilirsiniz.


11 Ağustos 2007 Cumartesi

TATİL ve YOLCULUK

Tatil bitti, artık İstanbul'da evimizdeyiz.
Bizim için tatil demek, yaz aylarında Kastamonu
'ya- Abana'ya-
İnebolu'ya ve Çatalzeytin
'e bağlı olan köyümüze gitmektir.
Bundan şikayetçi miyiz; Hayır!
Mis gibi havası ile ciğerlerimize, muhteşem manzaraları ile gözlerimize,
taptaze meyve ve sebzeleri ile midelerimize bayram yaptırdık
Sıla-i Rahim yaptığımız için akrabalarımızı da görmüş olduk.
Denizse deniz, ormansa orman, manzaraysa manzara bunların hepsini
memleketimde bulabiliyorsam, tatil için uygun bir yerdir.
Biz Ağustos sonu gibi gitmeyi düşünüyorduk ama eşimin işlerinde 10
günlük bir ara oluşunca,
bir daha bu fırsatı bulamayız diyerek apar topar yolcu olduk.
Hep bir koşuşturmaca içindeydik.
Görülecek yerler, ziyaret edilecek akrabalar çok olunca,
İsmail köyünün daha çok resmini görmek isteyen hemşehrilerimin
isteğini yerine getiremedim.
Köyün bu senede resimlerini çektim ama farklı yerlere gidemedim.
İnebolu'ya hiç gidemedik. İnebolu'da ki abimiz Abana'da ki evindeydi onu orada ziyaret ettik.
Abana'da ki kivi bahçesine
çıkmak bu sene kısmet olmadı ama
köyde ki bütün meyvelerin resmini çektim : )



28 Temmuz 2007 Cumartesi

BOĞAZ TURU ve TATİL


Bosphorus Tours
Boğaz turu yazısını bir türlü hazırlayamadım.
Şimdi de 10 günlüğüne tatile çıkıyoruz.
Şimdilik bu resim ve video ile idare edin gelince hepsini telafi edeceğim İnşaallah.
Görüşmek üzere!...

Güncelleme; Boğaz Turu ile ilgili yazı dizimi 3 bölüm olarak yayınladım, bakınız;

Boğaz Turu

Boğaz Turu (2)

Boğaz Turu (3)

İzleyeceğiniz videoda Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün altından geçiş anı yer alıyor.        


20 Temmuz 2007 Cuma

KÜÇÜK ÇAMLICA KORUSU


Küçük Çamlıca Tepesinin içinde yer alan koru,
ağaçlık güzel bir yer ama zeminin engebeli olduğu yerler de var.
Tepenin arka tarafına geçtiğiniz zaman yoğun yapılaşmış şehir manzarası,
Büyük Çamlıca Tepesini ve Televizyon kulesini görebilirsiniz.

Piknikçilerin tercih ettiği bölüm bu ağaçlık olan koru bölümü.
İlk yazımda bahsetmiştim, koruya mangal getirmek ve yapmak yasak.
Arabanızı bile "mangal var mı" diye arıyorlar ama yurdum insanı cin fikirlerini burada da devreye sokuyor ve mangalı ya giriş kapısının yanı başında içeriye girmeden yapıyor
yada koruyu çevreleyen demir parmaklıkların dışında yapıp, içeride ki ailesine uzatıyor.
Anlaşılan mangal yapmayınca piknik yaptıklarını anlamıyorlar, illa o koku ve ızgara olacak.

Koruda çeşitli ağaç türleri var ama en çok yaprağını dökmeyen
cinsten (sanırım ismini de bu ağaçlardan alıyor) çam ağaçları mevcut.

Bunlar da ağaçların içinden geçen yürüyüş yolları "engebeli araziyle uğraşamam, dağ bayır yürüyemem" diyenleri bu taşla kaplı yürüyüş yolları bekliyor.

 

Küçük Çamlıca Tepesini konu alan yazı dizimiz bu bölümle sona erdi.
Son bölümde, müziğini kısa bir süre önce kaybettiğimiz Barış Akarsu'dan seçerek hazırladığım, video klibi izleyebilirsiniz.
You Tube'u izleyemeyenler için;
You Tube;

12 Temmuz 2007 Perşembe

KÜÇÜK ÇAMLICA 2. BÖLÜM

Küçük Çamlıca yazımızın 2. bölümünde köşkler hakkında bilgiler ve resimler yer alıyor. 


Küçük Çamlıca Köşkleri;
Marmara denizinden Adalar’a, İstanbul Boğazı’ndan Topkapı Sarayına kadar tüm şehre hakim manzarasıyla Küçük Çamlıca Köşkleri;
Düğün, nişan gibi kutlamalar yanında iş dünyasının farklı etkinliklerinde
beklentileri maksimum düzeyde karşılayabilecek 3 ayrı köşkten oluşuyor.
Cihannüma Köşkü; 
Adını Marmara Denizi ve Boğaz’a açılan son derece geniş görüş alanına sahip olmasından alan bu köşk, yüksek bir bodrum katı üzerinde yer alan iki kat ve bir çatı katından oluşmaktadır.
Osmanlı mimarisinin ritüellerine bağlı kalınarak tasarlanmış Cihannüma Köşkü, günümüzün modern sanat değerlerini de barındıran bir yapıya sahip.
Eşsiz manzarasına, iç mekanındaki rahat ve huzur dolu atmosfer, her tip toplantıda ihtiyaç duyulabilecek teknik altyapı ve konfor da eklendiğinde Cihannüma,
iş toplantıları için kusursuz bir mekan olarak ortaya çıkmakta.

*Bu resim köşkün kar altında ki halini görebilmeniz için www.istanbul.com sitesinden alınmıştır.

Cihannüma köşkünü salon salamanje olarak düşünebilirsiniz.
Üstte ki ve altta ki resmi salamanje diyebileceğim küçük bölümden çektim.
Salon gibi büyük bölümde kalabalık gruplar vardı, onları rahatsız etmemek için resim çekmedim.




Üstte ki resimde yer alan fıskiyeli süs havuzu ve haşmetli avize salonun girişinde yer alıyor.



Pencerelerden bakınca gördüğünüz şeyler, arabalar-vericiler ve muhteşem manzarasıyla Marmara Denizi.
Belki çoğumuz böyle bir manzarası olan bir evde oturamayacağız ama bir kaç saatliğine de olsa gidip, çay içip, bir şeyler yiyebileceğimiz yada sadece manzarasını seyredebileceğimiz böyle güzel yerlerden faydalanabiliriz.



Topkapı Köşkü;
Cihannüma ile yan yana ve benzer bir mimari yapıya sahip olan Topkapı, yalnızca adıyla değil, mimarisi, ihtişamı ve konforuyla da küçük bir saray niteliğindedir.
Kendini özel hissetmek ve bunu sevdikleriyle ya da iş ortaklarıyla paylaşmak isteyenler için ideal adreslerden biridir Topkapı Köşkü.
Muazzam bir manzara eşliğinde, ihtiyaca göre düzenlenebilen salonlarında gerçekleştireceğiniz organizasyonlarınız da, tüm katılımcılarınıza unutulmaz anlar yaşatmak isterseniz, Topkapı Köşkü Çamlıca’da sizleri bekliyor.

Sofa Köşkü;
Otantik Osmanlı motifleri ile süslenmiş modern yapı estetik dizaynı ile göz alıcı bir güzelliğe sahiptir.
Salonun büyüleyici tasarımı, daha ilk adımınızda geniş ve yüksek pencerelerinden sizi şehrin en güzel manzarasına götürür.
Orta bölümde beyaz mermerin geleneksel figürler giyindiği küçük havuz, salonun görsel zenginliğine bambaşka bir derinlik kazandırır.
Organizasyonlarınız da beklentilerinize cevap verebilmek için her türlü teknik altyapıya sahip olan salon, sizi günümüzden uzaklaştırmadan zamanda keyifli bir yolculuğa
çıkarmak için dizayn edilmiş ihtişamlı konforuyla dikkat çekmektedir.

*Korunun için de Su köşkü adında bir köşk daha varmış ama ben rastlamadım,
belki bu köşklerden uzakta farklı bir yere yapılmıştır.
 

 


Köşklerin iç dekorasyonları da çok güzel ama güzel havalarda muhteşem manzarası için dışarıda yemek daha güzel oluyor.
Beltur'a ait işletmeler olduğu için fiyatlar makul, servis güzel ve kaliteli.






Hafta sonları ziyaretçilerin çokluğundan, park yeri sorun oluyor.


Küçük Çamlıca yazımızın 3. ve son bölümünde daha çok yürüyüş yolları,
korusu, tepenin arka tarafından bakılınca nerelerin görülebileceği gösteren resimler yer alacak, müziğini Barış Akarsu'dan seçmiş olduğum bir video klip, sizi bekliyor olacak.

Görüşmek üzere......